FUTBOL TAKIMLARINI KONUŞUYORUZ! Tuttuğunuz takım için yazılanları okumak için logosuna tıklayın.

Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

HOSAF Konulu Şiirler - hosaf Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "hosaf" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "hosaf" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. hosaf Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

49  

DELİ ÇUBUK

Bir deli çubuğun neler düşer aklına?
Boğazkereden, öküzgözüne
Çiloreşten, narinceye, köhnüye.
Nelere neler sığdırır salkıma
Ve nasıl saklar bir dirhem çekirdekte özünü.

Derin uykudayken kesilip
Boğazına kadar gömülen çubuk,
Toprağın ısınmasıyla yürütür suyunu
Ve kök salıp sürdürmeye başlar soyunu.
Sıkıca sararak toprağı uzanır,
Bir tefek, bir kaç yaprak.
Anamın sarması için özene bezene.
Tutunacak dal buldu muydu uzanma güneşe,
Umutsuzlukta yayılma yere
Kollarca kez akma toprak yüzüne
Ve sallanan salkımların ilk müjdesi koruk.
Damağımızda kalan tat buruk buruk.
Rengini buldukça olgunlaşan taneler.
........... devamı >>
 
Devrim Ser Çindemir
    
    
    

50  

KIRK TAS HAS HOŞAF

olmuyor
ne gayrıyım
ne de sizden
olmuyor n'etsem

hadi kusun beni
sökün ciğerlerinizden
verem verem
...
kırk tas bulun bana
en hasından
bakırdan
kalaylayın söylem söylem

doldurun içlerini
en masum yanınızla
kırklayın beni
delirecem

ya da

aklınızla bağlayın gözlerimi
kurşuna dizin beni
vurun insanlığımdan
vurun ki size benzeyem

ya söylemen eylemeden
ya eylediğini gizlemen
ya da beni eğlemen
........... devamı >>
 
Gülşen Destanoğlu
    
    

51  

TANRI MİSAFİRİ

Bu akşam kapıyı çaldı birisi
Ne gözü doymayan inekler varmış.
Açtım ki; bir garip, bir genç irisi,
Ne gözü doymayan inekler varmış.

Tanrı misafiri reddedilir mi?
Kapıya atılıp irdelenir mi?
Geldiği yerlere gönderilir mi?
Ne gözü doymayan inekler varmış.

Oturttum adamı en baş köşeye,
Hemen buyur ettim yiyip içmeye,
Zaten kalkışmadı hiç çekinmeye,
Ne gözü doymayan inekler varmış.

Ne de iştahlıymış yüzbin maşallah,
Çorbaya yumuldu, haydi bismillah,
Öyle bir içti ki hafazanallah,
Ne gözü doymayan inekler varmış.
........... devamı >>
 
İsmet Barlıoğlu
    
    
    

52  

İŞKENCE 12 EYLÜL 1980 TÜRKİYE NİN GELECEĞİNİN YOK EDİLDİĞİ GÜN

Boyu doksan eni yetmiş santim dört ayakla girersin
Arkana birde tepik yersin
Gelsin doksan kere doksan gelsin öleceksin
Ayağını tavana diksen kan tepende
Ayakta uyusan ayak nerde
Morun üstüne bir mor kendine kendini sor
Ağrının zonklayışı,beynini tokmaklayışı
Ellerindeki damar,ruhunu sarar
Gözünün önünde bir filim şeridi
Annen senin için ağlar
Dayanmalısın..
Nerede ağrı?
Biraz şişmanlamış,birazda kanlanmışsın
Şikayet etme canlanmışsın
Hücre mi?
Ne hücresi
İstanbul un çekmecesi
Her yer güllük gülüstanlık diyorum
Vakit geçiyor
Yarim gelinlik seçiyor
Bahara evleneceğiz derken
........... devamı >>
 
Hasan Hüseyin Gömleksiz
    
    

53  

DEĞİŞİM VE RAMAZAN

Ne çok şey değişti hayatımızda. Ramazan ayının gelişiyle gönüllerimize yayılan sükunetin çocuk ruhlarımızı sardığı zamanlardan bu yana. Üç – dört yaşlarında var yoktum. Annem uyandırmaya kıyamaz, sahur hazırlıklarını sessizce yapmaya gayret ederdi. Akşamları uyumadan önce sahura kaldırması için anneme tembih ederdim. Sahur vakitlerinde alışık olmadığım bir sesin kulağımdaki yankısını ve küçük yüreğimde bıraktığı merak – korku karışımı etkisini bugün de hatırlıyorum. Dışarıda birisi bağırıyordu ama ne dediğini anlayamıyordum. Sanki ezan gibi minareden sesleniliyordu. Fakat annem bunun ezan olmadığını söylemişti. Ne demek olduğunu o da, babam da bilmiyordu. Yeni geldiğimiz bu mahallede yerleşmiş olan bir gelenek olduğunu sonraki günlerde öğrenmiştik. “Sallu” diye seslenen imam insanları oruç tutmaya davet ediyordu. Ben hala bir şey anlamamıştım. “Sallu” kelimesini küçücük kafamda evirip çeviriyor, bir türlü ne anlama geldiğini çözemiyordum.
Sahur yemeği mutlaka hamur işi bir yiyecek olurdu. Ramazan yaklaşınca konu komşu, akraba kadınlar hep bir araya gelerek büyük teknelerde yoğurdukları hamurdan birkaç tahta sofrada “şebit” dedikleri yufkaları açarlar, bir iki kadın da avluya kurulan onun ateşinin üzerindeki sacta açılan yufkaları önce bir yanını, sonra diğer tarafını maharetle çevirerek pişirirdi. Toplam yufka adedini eşit şekilde paylaşarak, üst üste koydukları yufkaları tatlı bir telaşla evlerine götürüp ramazan için saklarlardı. Sahur vakti bu yufkalar hafifçe su serperek ıslatılır, arasına peynir, patates, kıyma ile hazırlanmış iç koyulur, tepsilerde fırına verilirdi. Bazı sahurlarda haşhaşlı gözlemeler, veya “hamur aşı” denilen kesme makarnalar yapılır, ama mutlaka hamur işi olurdu. Yanında hoşaf, yahut ayran eksik olmazdı. Uyanamayan var mı diye sokak kapısından dışarı bakılır, ışığı yanmayan komşuya bir koşu gidilip uyandırılırdı.
Ramazan ayında akşam vakitleri de başka olurdu çocukluğumuzda. Oruçlu olsun olmasın herkesin oruçlu olduğu izlenimine kapılırdık. Sigara tiryakileri bu alışkanlıklarından bir aylığına da olsa gündüzleri kurtulmuş olurlardı. Ezan vakti yaklaşınca şehrin caddeleri boşalır, evlerine geç kalan bir kaç kişi olursa onlar da iftara yetişmek için hızlı adımlarla yürürlerdi. Bir de çocuklar olurdu sokaklarda. “Top bekleme”ye çıkmış olan afacanlar.
Pide kuyrukları ayrı bir alemdi. Babalar henüz işten dönmemiş olduklarından biraz uzaktaki fırının yolunu biz çocuklar tutardık. Daha fırına varmadan mis gibi ramazan pidesi buram buram kokardı.Uzun kuyruktaki yaşlı dedeler bize yer verirlerdi.Biz de daha öndeki sıralara geçer, bundan da büyük sevinç duyardık.Evden ne şekilde tembihlenmişse öyle siparişi verir, fırından çıkıncaya kadar orada bekler, bol susamlı, bazen da yumurtalı çiftli özel pidelerimizi alır, ellerimiz yanmasın diye evden çokça getirdiğimiz gazete kağıtlarına sararak koşmaya başlardık. Babalarımızın sahura kalktığımız her günde iftarlık için verdiği parayla bakkal amcadan çikolata, şeker gibi genellikle şekerli iftarlıklarımızı daha sabahtan hazır eder, elimizde onlarla dolaşırdık. Büyüklerimiz “bugün tuttuğun orucu bana sat” derlerdi. Biz de “yok satmam. Ben onu sahurdan beri tutuyorum.” diye cevap verir, bir yandan da “acaba oruç satılır mı, bakkaldan yiyecek alır gibi.” diye düşünürdük.
İftar yemeklerine önce büyük olanlar başta olmak üzere akrabalar birbirini çağırır, yakınlarını ve kimsesizleri iftara almamak ayıp sayılırdı. “Bitli helva” denilen ramazan dışında üretilmeyen susamlı helva en çok tüketilen ramazan yiyeceklerinden biri idi. İftar faslından sonra biz çocukları ayrı bir heyecan sarar, teravih namazına gitmek için kız çocukları annelerinin en güzel iğne oyalı namaz başörtülerini, küçük erkek çocuklar da babalarının namaz takkelerini seçerlerdi. Bazı yaşlı teyzeler bizi camide istemez, “bu çocukların ne işi var camide, burası çocuk yeri mi? ” diye çıkışırlar, ama biz oradaki farklı ve hiçbir yerde, başka zamanlarda bulamadığımız ve ifade edemediğimiz hayatı yaşamak isteği ile ertesi akşam yine giderdik. Bazı camilerde fındıklı veya susamlı akide şekerleri dağıtılır, süslü gülabdanlarla gülsuyu ikram edilirdi. Bizi görmeden geçerlerse, yahut unutup atlarlarsa üzülür, bizi küçük görüyor diye gücenirdik. Ama büyüklerin yanında hem de camide “bana da… bana da! ” deyip yaygarayı koparmazdık. Kız çocukları teravih namazına anneleri ile gittiklerinden, anneleri olmayan kızlar komşu kadınlara emanet edilerek gönderilirdi.
Bir de sabah camileri olurdu. Bu adet yalnızca komşularla yapılırdı. Sahur vaktinde yemekler yenildikten sonra komşular toplanır, mahalledeki birinin arabasına (bu genelde bir minibüs olurdu) doluşarak şehrin merkezindeki camilere gidilirdi. Okunan mukabele dinlenir, sabah namazı topluca eda edildikten sonra hep birlikte evlerine dönerlerdi.
Ne bakkal amcalarımız kaldı şimdilerde, ne sallu diye çağıran imamlarımız, ne uyanıp uyanmadığı kontrol edilen ve edecek komşularımız, ne sahur vaktine kadar topluca yapılan ibadet veya sohbetlerimiz. Ne annelerimizin iğne oyalı namaz başörtüleri, ne başörtülerini örtebilecek ortam ve zihniyetimiz. Ne mukabele okumaya televizyondan artakalan vakitlerimiz. Ne verilemeyen şekerleri isteyemeyen edepkar çocuklarımız, ne Kuran sesine aşina kulaklarımız. Ramazan olup olmadığını anlamaktan bile mahrum vakitlerin içinde sıkışıp kalmış ruhlarımız var şimdi. Yetmeyen vakitlere sığdırmaya çalıştığımız meşgalelerimizle haddinden fazla meşguliyetimiz bir de.
Her şeye ve bütün değişimlere rağmen sımsıkı yapıştığınız oruçlarınız makbul, Ramazan-ı Şerifleriniz mübarek olsun.
........... devamı >>
 
Meryem Şahin
    
    
    

54  

NE OLDU LOZAN

DOĞRU'LAR! SANA SONSUZ SELAM
Çarıksızdık Yalınayak Çıktık
Milletçe Kurtuluş Savaşından
'LOZAN' giderek bak oldu 'YOZAN'


Eskiden garibtim ayağımdan çarığımı sırtıma
Vurup çıkardım yalın sertçe yokuşlu dağlara
Ovada çok üretir altınpara yerdim tek Lirayla
Şimdi öterim fakir oldum Marlboro...Camel ağzımda
Açlığımı anlamıyor hiçbir parti kimse benden başka karşımda,
Eğitim olmayınca!
*
Külleri atarım sağa sola dumanın da havaya
Her kürsüye çıkışta kazık çaktım hepsi rüya
Salonlarda başa geçtim boş nutuğumu ata ata
Yerde deniz havada coşan çoğ kişi beni ana
Ekranlarda meydanlarda seçme dua'lar ağızlarda,
........... devamı >>
 
İhsan Uncuoğlu
    
    

55  

LOZAN

NE OLDU LOZAN

DOĞRU'LAR! SANA SONSUZ SELAM
Çarıksızdık Yalınayak Çıktık
Milletçe Kurtuluş Savaşından
'LOZAN' giderek bak oldu 'YOZAN'


Eskiden garibtim ayağımdan çarığımı sırtıma
Vurup çıkardım yalın sertçe yokuşlu dağlara
Ovada çok üretir altınpara yerdim tek Lirayla
Şimdi öterim fakir oldum Marlboro...Camel ağzımda
Açlığımı anlamıyor hiçbir parti kimse benden başka karşımda,
Eğitim olmayınca!
*
Külleri atarım sağa sola dumanın da havaya
Her kürsüye çıkışta kazık çaktım hepsi rüya
Salonlarda başa geçtim boş nutuğumu ata ata
Yerde deniz havada coşan çoğ kişi beni ana
........... devamı >>
 
İhsan Uncuoğlu
    
    

56  

SAMSUN İLLER SULTANI-SEV VE KORU SAMSUN'U

'SAMSUN İLLER SULTANI'-SEV VE KORU SAMSUN'U
RUHLARDA YÜREKLERDE -YAŞATMALIYIZ ONU

Tanıtalım sizlere-'Büyükşehir Samsun'u'
Asla hiç unutmayın-daima sevin onu
Karadeniz'imizin-o gerçek gururudur
Tarihlerden bu güne-yıkılmayan surudur
Yurdumuzun en şirin-özel canlı köşesi
İnsanları sevecen-daim sürer neşesi
Samsun ve çevresinde-ilk insan izlerine
Tekkeköy'de rastlanır-yaşayış sözlerine
Yapılan kazılarda-'Eski Taş Devre' ait
Eserler bulunmuştur-'Orta Taş Devri' lahit
M.Ö. 5000-sonundan başlayarak
Ege kültürü ile-ilişkili bütün halk
Kıyı gemiciliği-gelişmiş yüzyıllarca
Bu gerçek neticedir-tütmüş toplumda baca
........... devamı >>
 
Hasan Sancak
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


23.11.2008 11:26:14

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim
antoloji.com

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim