Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

GOSTERIS Konulu Şiirler - gosteris Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "gosteris" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "gosteris" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. gosteris Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

273  

MAKBULE'NİN NAZİRESİ

Kirpik kalem olsa tövbe ki yaza
Yedi sülâlemi yaktı Makbule.
Oklava indikçe döndü balyoza,
Bir iki demedi, çaktı Makbule.

Gözümü morarttı tavayla maşa
Bir yumruk bedeldi on okka taşa
Böyle bir şiir mi? Bin kere hâşâ…
”Yandım Allah” derken yoktu Makbule.

Yalvardım yakardım “Gel bana değme”
Dedi; “Doğru konuş! Başını eğme.”
Vurdukça uçuştu, rozetle düğme
Bütün rütbeleri söktü Makbule.
........... devamı >>
 
Ekrem Yalbuz
    
    
    

274  

-- ♥ RAMAZÂN-I ŞERÎF-İNİZ MÜBAREK OLSUN...

Image Hosted by ImageShack.us



Ramazân-ı Şerîf-iniz Mübarek Olsun...




Kur'ân-ı Kerîm'in nâzil olmaya başladığı ay, yine göründü ufuklarda hilâl
Aşk'ınla yandık Yâ Rabb yürekten bağrımız yanıyor, dillerimiz oluyor lâl
Kezâ içinde Kadir gecesi gibi, bin aydan hayırlı bir gece var
Merhameti bol, alemlerin sahibi Sen'sin Allah'hü zül celâl
Ancak Sen'den yardım isteriz, Sana'dır senâlar
Sen'den başka ilah yok! ..
........... devamı >>
 
Fatima Humeyra Kavak

    
    

275  

ŞİİR DEĞİL KISA ÖYKÜ-ZELİHA

Görür görmez tanımıştım onu. Adı Kemaldi. Herkes ona kiriş Kemal derdi. Lakabını taşlardan ördüğü duvarlardan almıştı. Taşçı ustasıydı. Koca koca taşları hiç zorlanmadan kaldırırdı. Zebellâh gibi iri yarı, kalıbına zor sığan bir adamdı. Köyün karıları kızları onun pazılarına bakar, yaşmaklarıyla ağızlarının sularını silerlerdi. Ben daha on yaşındaydım o vakitler. Bir Zeliha vardı, hiç unutmam. Boyunu posunu babasından, güzelliğini anasından almıştı. Kemal amcanın ortanca kızıydı. Köyün en güzeli, en alımlısıydı. Ben bile daha o yaşta ona âşıktım. Düşlerimin ağırlığıydı Zeliha, ama o başka birini severdi. Kemal amca hariç, köyde bunu herkes bilirdi.
........... devamı >>
 
Haydar Gündüz
    
    
    

276  

DUYURU-HELE BAKALIM NELER OLMUŞ NELER BİTMİŞ

Türkiye’de padişahlık sistemi işliyor. Başbakan ve maliyeci bakanın tılsımlı bir dokunulmazlığı oluştu(ruldu) medyada. Buna kanaltürk’te Emin Çölaşan da değinmişti. Son zamanlarda belki, eğitim bakanımız da bu padişahlık varyasyonlarının görüntüde ileri manevralarına eklendi. Tabi, başka türlü amaçlarına nasıl ulaşmaları olası olabilir ki, sadece despotizm işlerine gelir. İyi de acaba sn Çölaşan “gücümüz yettiğince..” iyi niyetli lafını sarfederken ve çok çabalamış haklı cumhurbaşkanımız sn. Necdet Sezer arabasıyla Emin Çölaşan’a selam vermek için yollarda görevini bırakmadan önce oralarda durururken; ne yapacakların tasarlıyorlar mıydı? Asla bir köşeye çekilip oturamayacağız, yaşlanınca bile; tarih bize bu lüksü tanımadı –bunun iyi yönleri de var, zor yönleri de… Ya ordu napıyor, kendi bildikleri var kesin, ama izin verilirse benim fikrim şudur ki, hiç köşeye çekilip olan biteni seyretmeye gerek yoktur, suçlular vakit geçirilmeden cezalandırılmalıdır çünkü bu kadar kötülüğü bir arada gördüğünü zannetmiyorum ben Atatürk Cumhuriyeti Dönemi’nin. Atamıza bağlıyız, acı çeken insanlarımıza cumhuriyeti vermeye mecburuz, o halde haydi kolları sıvamaya. Gerekli her şey yapılmalı, ama bu millet şeriata ve bölücülüğe teslim edilmemeli. Hükumettekilerin malum lafları hala kulaklarımızda, hukukçusuna değil ulemaya güvenen, bilim yerine dini her şeyin üstünde tutar, ki bu da aklı reddetmek demektir, halbuki Kuran der ki aklınızla inanın der benim bilgime göre. Cumhuriyetin karşı durduğu dinciliktir, dindarlık değildir. Dini yönlendirmeye çalışanlar, kendi amaçlarını önemsiyor, dini ya da Tanrı’yı değil, önce bunun ayrımını koymalıyız. Alevilik ülkemizin çok önemli bir unsurudur ve tarihten gelen böyle önemli noktadakiler asla bu zorlamalara prim vermemelidir, sonuna kadr direnmelidir. Namaza zorlayanlar, küçük çocukların bile başını örtmeye çabalayanlar, bunlar insan olamaz, bence. Ne kadar ki bunlar yapılagider, kesinlikle tepkiler artacaktır, bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Ne İran, ne Arabistn’ız, ne de Avusturya… Herkes kendinin ne olduğunu bilsin, ve kompleksleri maske olarak kuşanarak para kazanma ve sırtını rahata yaslama sevdası ve kendini saydırma hastalığıyla bu çeşit yollara başvurmasın, bu büyük arbedeler çıkarır.
........... devamı >>
 
Akın Akça
    
    

277  

PARMAK ÇOCUK(1)

PARMAK ÇOCUK

Hikmet BARLIOĞLU

Parmak Çocuk


Ferhat Dede onu eve, ağzı zımbalı, üstü minicik delikli küçük bir kese kağıdının içinde getirdi.
Başı mavi yazmalı,dudakları dualı, omuzları yün atkılı yaşlı karısı, alt kattaki ahşap giriş kapısının önünde terlik katına beklemekteydi. Gözünün yollarda, aklının meraklarda kaldığı kolaylıkla anlaşılıyordu.Görenler, sınırdan terhis edilip gelecek bir oğul, hastaneden sağ-salim dönecek bir evlat, baba evinde el öpmekte ivedilenecek bir gelin-kız beklediğini sanırlardı.
Yaşlı kocası yoldan ayrılıp evlerinin bulunduğu çıkmaz sokağa düşer düşmez, kapı önünde bekleyememiş, romatizmalı bacaklarını sürüte sürüte, ellerini-kollarını aça aça ona doğru adımlar atmaya başlamıştı.
........... devamı >>
 
İsmet Barlıoğlu
    
    
    

278  

PARMAK ÇOCUK

PARMAK ÇOCUK

Hikmet BARLIOĞLU

Parmak Çocuk


Ferhat Dede onu eve, ağzı zımbalı, üstü minicik delikli küçük bir kese kağıdının içinde getirdi.
Başı mavi yazmalı,dudakları dualı, omuzları yün atkılı yaşlı karısı, alt kattaki ahşap giriş kapısının önünde terlik katına beklemekteydi. Gözünün yollarda, aklının meraklarda kaldığı kolaylıkla anlaşılıyordu.Görenler, sınırdan terhis edilip gelecek bir oğul, hastaneden sağ-salim dönecek bir evlat, baba evinde el öpmekte ivedilenecek bir gelin-kız beklediğini sanırlardı.
Yaşlı kocası yoldan ayrılıp evlerinin bulunduğu çıkmaz sokağa düşer düşmez, kapı önünde bekleyememiş, romatizmalı bacaklarını sürüte sürüte, ellerini-kollarını aça aça ona doğru adımlar atmaya başlamıştı.
........... devamı >>
 
İsmet Barlıoğlu
    
    

279  

BEDİR SAVAŞI..

ALLAH KÂFİRLERİ SAVAŞ ÖNCESİ MÜ’MİNLERE VE RESULÜLLAH’A AZ GÖSTERDİ®

“ O vakit ki Allah sana onları rüyada az gösteriyordu eger sana onları çok gösterseydi korkacaktınız ve kumandada tartışmaya düşecektiniz fakat Allah(sizi bundan) kurtardı Şüphesiz o kalplerin özünü bilir” Enfal 43
“ Allah olacak bir işi yerine getirmek için (savaş alanında) karşılaştığınız zaman onları sizin gözlerinizde az gösteriyor side onların gözlerinde azaltıyorduBütün işler Allaha döner” Enfal 44
Allah kâfirleri müslümanlara müslümanlarıda kâfirlere az göstererek cesaretlendirdi ki Müminlerin vasıtasıyla onların belini kırsın ve müslümanlar onları çok görerek cesaretleri kırılmasın Müminleride anlara savaşın başlangıcında az göstererdi ki müminlere saldırsınlarda Allah bu vesileyle onları müminler vasıtasıyla cezalandırsın
........... devamı >>
 
Yusuf Aygun
    
    

280  

BAHÇIVAN

Bahçıvan
Nasıl yanıtlar ki sorunu, bu yolda hep kaybolan?
F. Attar


Mahşeri kalabalıkların devasa ıssız çöllerindeydik. Sahi nasıl bir şeydi aradığımız; tam olarak bilmiyordu kimse. Aranan insan çoğu zaman boyuyla posuyla, uzun saçları, iri gözleriyle,yani görüntüsel yanlarıyla önem kazanıyordu; sonra ansızın tüm bunların önemsiz olduğu gerçeği düşünülüyordu. Binlerce yıldır, tüm kuşaklar önemsememiş miydi güzelliği ve yakışıklılığı; ama bunlar tek başına, bir insanı sevgili yapmaya yetmezdi, bilinirdi. Neyi arıyorduk biz. Sonra neden her defasında, ellerimiz ayaklarımız kanayarak, mutsuzluklarımızı sırtlayarak gerisin geri döndük, biraz daha çoğalan yalnızlığımıza. Yalnızlığın gecesi yıldızsız oluyordu, aşkın gecesinde yıldızlar bir peri masalının kandilleri. Yalnızlığın gecesinde küflü bir ay, kalbimiz kadar cansız oluyordu; aşkın peri masalında, yârimiz ay oluyordu. Yalnızlık, kimi zaman, işte o elimiz ayağımız kana boyanmış, mutsuzluğumuzu sırımıza vurup döndüğümüzde, yaralı hayvanların ini kadar güvenli bir barınaktı. Belki de hep yalnızdık, anamızdan doğmadan başlayan bir başka dünyaydı orası, bu yüzden, aşkı seçtik yalnızlıklarımızın karanlığından kurtulmak için. İnsan evrenin farkına vardıkça insandı, çoğalıyordu, yalnızlaşıyordu. Bizi bu sonsuz karanlıkta aşktan başka kurtaracak başka ne vardı. Ama her defasında, en yalnız yerimizden incinerek geri döndük, daha da büyüyen karanlığımıza. Sahi, biz ne arıyorduk, ne istiyorduk; hiç tam olarak bilebildik mi bunu.
........... devamı >>
 
Adnan Durmaz
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


03.12.2008 09:08:40

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim
antoloji.com

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim