Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

FOBI Konulu Şiirler - fobi Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "fobi" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "fobi" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. fobi Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

9  

(AŞK-I İLAHİ -17) RUHUMUN RUHU

Benliğimin içinde benlik özünü buldum,
Meğer o öz bir ‘ben’miş, onda da bir ‘ben’ varmış,
O ‘ben’i de açınca o 'ben’de Seni buldum;
Ruhumun ruhu imiş, ruhumu ruhla sarmış.

Yani şu benliğimi kapsayan bir ‘ben’ vardır,
O Senin Rabb isminin tecellisidir Rabbim.
O ‘ben’i sarmalayan hakiki bir “Ben” vardır,
Hep daima o “Ben”i bilir şu garip kalbim.

O da Allah isminin tecellisidir bende,
Ruhumun ruhu budur kapsayıcı biçimde.
Yani bilincimi de saran bilinç beynimde,
Onunla ‘tek’, ‘bir’ Zat’ı hissederim içimde.
........... devamı >>
 
Ali Oskan
    
    
    

10  

KORKU

Korku

Korku kelimesi köken olarak Türkçe bir kelime olup, dilbilimcileri tarafından isim olarak sözlüge alınıp, öyle kabul görmüştür. Kavram olarak psikolojik bir oluşumdur korku. Psikoloji bu kavramı derinlemesine ve ayrıntılarıyla incelemeğe çalışır. Bir uyarımdır, bir alarmdır insan için. Yeri, sınırı, zamanı, mekanı yoktur. O kendi şartları elverdiği zaman kendiliğinden ortaya çıkar. Depresyonun bir alt basamağıdır. Çıkış noktası hayatta karşılaştığımız zorluklardır, herşeyde olduğu gibi. Tanımı geniş bir yelpazeye yayılıp çok değişik anlamlar almıştır. Kelime olarak anlamı; „bir tehlike veya tehlike düşüncesi karşında uyanan kaygı duygusu olarak kabul edildiği gibi, gerçek veya beklenen bir tehlike ile bir acı karşısında uyanan ve coşku, beniz sararması, ağız kuruması, kalb ve solunum hızlanması belirtileri olan veya daha karmaşık fiziyolojik değişmelerle kendini gösteren bir duygu olarakta tanımlanabilir“. Bu psikolojinin korkuyu tanımlama biçimidir. Toplumsal korku ve endişeleri göz önüne alırsak, bu kavramla sosyoloji de derinlemsine incelemelerde bulunmuştur. Ayrıca korku, beynin yarattığı bir illüzyondur da. Kişisel gelişim konularında uzmanlaşmak isteyen biri korkunun kaynağını bilir. Kaynağı bilinen bir davranışın üstesinden gelmek ise oldukça kolaydır.
Bütün davranışların temeli, beynin çalışma prensiplerine dayanır. Korkunun da bir prensibi vardır. Eğer bunu davranışlarımızda gözlemleme alışkanlığına kavuşturursak, sahip olduğumuz ya da olacağımız her türlü korku ve kaygının da üstesinden gelmiş oluruz. Bu alışkanlığa biz „farkındalık” ta diyebiliyoruz. Farkındalık, benim tabirimle duyguları kontrol etme gücüdür. Aynı zamanda kendini tanımanın diğer adıdır.
Eğer farkındalık konusunda az çok bilgi sahibi iseniz, kendinizi tanıma konusunda, hiçbir zaman tam anlamıyla kendinizi tanıyamayacak olmanızın gerçekten ürkütücü olduğunu da anlamışsınızdır. Bu kendini bilme-tanıma-öğrenme ya da farkındalık denilen şey, siz ölene kadar devam eder. Kişisel gelişim konusunda sadece beynin çalışma prensiplerini bilmek yeterli olmuyor. Örneğin çakra bilgisi, bilinmesi gereken önemli konulardan sadece biri.
Duyguları kontrol etme gücü dedik. Bunu nasıl sağlayabiliriz? Duygularınızı kontrol edemezseniz duygularınız sizi kontrol eder. Bu da bir kuraldır. Ne yazık ki insanların % 100’e yakını duygularını kontrol edemiyor. Bunu neden yapamıyor? Çünkü kolay bir şey değil. Duyguları kontrol etmek derken kontrol edip, robotik bir davranışa geçilsin anlamında söylemiyorum. Her davranışın yeri ve zamanı vardır. Örneğin size çok yakın birini kaybettiğinizde duygularınızı serbest bırakıp ağlamanız gerekir. Bu konuda kendinizi kontrol edebileceğiniz sınır, aşırı tepki vermeme hususudur.
Bütün davranışların temeli beynin çalışma prensiplerine dayanır demiştik. Her duygu için geçerlidir bu. Şimdi korkunun beyinde nasıl işlendiğini görelim. Hep söylenir bilinçaltı şöyle, bilinçaltı böyle diye. Fakat kimse bunu tam anlamıyla açıklamaz. Ne olduğunu tam anlamıyla kimse bize anlatmaz. Sadece bazı davranışları örnek verirken, bilinçaltı hakkında fazla bilgimiz olmadığı halde, „bilinçaltına yerleşmiş” falan deriz. Bilinçaltı, otomatik kazanılmış davranışlarımızın kaynağıdır. Buna fobi dediğimiz korkular da dâhildir. Örneğin ben bu yazıyı on parmak kullanarak yazıyorsam bu bilinçaltı sayesinde olur, ama ben bilgisayarın tuşlarını dörtparmakla yazdığım için zihnim buna endekslenmiştir. Araba sürerken pedalların ve vitesin nerde olduğunu düşünmeden hareket ediyorsak bu bilinçaltı sayesindedir. Yine yazı yazarken ya da kitap okurken, yemek yerken, yürürken rutin sergilediğimiz davranışlar bilinçaltı sayesindedir.
Bilinçaltı, saniyede binlerce bilgiyi depolar. Bunu fark etmezsiniz. Bu yazıyı okurken dışarıdan geçen arabaların sesini, yan odada çalan radyoyu, kedinizin miyavlamasını, içerde yemek yapan annenizin söylediği şarkıyı, işyerindeyseniz, çalışma arkadaşlarınızın ya da müşterilerin konuşmalarını hep kaydeder. Peki, bilinç ne yapar? Bilinç de sizin bu yazıyı okumanıza yardımcı olur. Eğer okuduğunuzu anlıyorsanız bu bilinciniz sayesindedir. Sadece okuyorsanız da bilinçaltı sayesinde. Excel’de yapacağınız hesap tablosunu bilinciniz sayesinde düzenlersiniz. Bilinçaltı ve bilinç devamlı bir koordinasyon halindedir. Örneğin ben bu yazıyı bilincim sayesinde yazarken bilinçaltım sayesinde de on parmak yazamıyorum. Koordinasyonu görüyorsunuz değil mi?
Korkunun nasıl oluştuğunu anlamak için ham bir beyni ele alalım. Bir yaşında henüz emeklemekten yürümeye yeni geçmekte olan bir bebeğin korkusu bu. Annesinin, yerde emeklerken odanın içinde bulunan sobaya doğru hareket ettiğinde cıs diyerek uyarı vermesi sebebi ile yanına yaklaşmaya çekindiği nesneden korkması için henüz bir neden yok. Yürümeye yeni başladığı için sağa sola tutunarak ayağa kalkması ve dengesini kaybedip sobanın üzerine doğru düştüğünde, yüzünü düşeceği nesneden korumak için elini öne doğru attığında, artık o nesnenin kendisi için gerçekten korkutucu olduğunu öğrenmiş bulundu. Annesinin çığlıkları sobada yanan eli için feryat eden kendi çığlıklarına karıştı. Annesi, hemen yanan ele soğuk bir su tutup acının daha fazla büyümesini engelledi. Akşam babası eve gelip de kendisini kucağına aldığında babasına sobayı göstererek cıs dedi.
Şimdi bu korkunun beyinde nasıl işlendiğine bakalım. Normalde korku denilen şey bilinçlidir. Bilincimiz, korkulacak şey meydana geldiğinde beynimizde bulunan amigdala denilen bölümü uyarır amigdala, bu sayede korku dediğimiz duyguyu meydana getirecek kimyasalları salgılar. Eğer amigdala ya uyarıyı bilinçaltımız göndermiş ise o zaman bunun adı fobi olur. Yani bu korku artık otomatik bir hal alır. Yükseklik fobisi, kedi-köpek fobisi, topluluk içinde konuşma fobisi gibi fobilerin kaynağı bilinçaltıdır. Bize çok komik gelen bir fobi, ona sahip olan için gerçekten elem vericidir. Bu basit korku için devamlı kendini suçlar. Ah benim aptal kafam falan der. Aklınıza her hangi bir şey getirin onunla ilgili fobisi olan biri mutlaka vardır.
Az önce bir bebeğin korkusunu ele aldık. Şimdi bu korkunun bilince mi yoksa bilinçaltına mı yerleşeceğini irdeleyelim. Bebek sağa sola tutunarak ayağa kalktı ve o çok merak ettiği cıs’ın yanına doğru hamle yaptı fakat henüz tam olarak yürümeyi öğrenemediği için dengesini kaybetti. Dengesini kaybettiğini fark eden annesi bir çığlık attı. İşitsel uyarı. Bu işitsel uyarı başına gelecek olan şeyin gerçekten kendisine acı vereceğini hissetmesi için ilk uyarı oldu. Düşerken cıs denilen nesneyi gördü. Görsel uyarı. Yüzünü cıs’a çarpmamak için elini uzattı ve eli yandı. Duyusal ya da Kine Estetik uyarı. Bu üç uyarı şekli bir insanın bir şeyi tam anlamıyla öğrenmesi yani bilince ya da bilinçaltına yazılması için gerekli uyarı şekilleridir. Eğer bir şeyi tam olarak öğrenmek istiyorsanız. Onu dinlerken görür ve uygularsanız öğrenmenizde çok etkili olur. Bu bir korku olsa bile. Hele hele belli yaş gruplarına kadar çok önemli olan beyin dalgalarının en hassas olduğu anlarda bu uyarılar çok daha önemlidir. Eğer bu bebeğin bilinçaltına bahsettiğim şekilde bir korku yerleşmişse o zaman bunun adı fobi olur. Kendisi küçükken sobada yanan elini hatırlamasa bile, yetişkin bir insan olduğunda bilinçaltı bir soba gördüğünde kendisini uyaracaktır.
Mart 2008, Cafe Römer
........... devamı >>
 
Hasan Hüseyin Arslan
    
    

11  

BEN BEKLERKEN HAYAT -2-

Ben Beklerken hayat,
İskelede akşamdan kalma iki şişe, yan yatmış bir teki
Sarhoş yalpalaması gibi, tutunarak mor gecede hüzne,
Gri bulutlarla söyleşerek ipe dizmek zamanı,
Zamanın ardı loştur, aklı ötelerin bestesinde,
Saklı cehverinde gün yüzü görmemiş düşlerde hicran.

Ben beklerken hayat,
Gecenin nefesleri sıklaşmış,şevhet kokan tende sıyrılmış kirpikler.
Yosun yeşili yollarda çiğnenen papatyalarda acı,
Dalda tutunan güz yaprağı kadar dik başlıyken onur,
Kırılma beklentisinde, fobi saplantısında akıl,
Bir imtihan yapamayanı telaşlarında çaresiz.
........... devamı >>
 
Ali Kenan Erdem
    
    
    

12  

SENSİZLİĞİN DAHİLİNDEYİM

yine yalnızlığın sahilindeyim.....
dolayısıyla sensizliğin dahilindeyim.....

bugün mavisine tecavüz edilmiş ucsuz bucaksız deniz umarsız dalgalarda...med-ceziri hiç bu kadar görmemiştim sakin..

sürgün hayatında martılar başımda dolanıyor, leş kargaları misali arsız.....suskunlar benli vakitlerde dilsiz gibi lakin..

yine karetta yumurtalarının mahalindeyim....
sırtımda aşkın yükü kaplumbağa halindeyim....
........... devamı >>
 
Özay Karakuş
    
    

13  

YÜKSEKLİK KORKUSU

adım adım çıktım
yaşadıkça
merdivenleri
kâh tereddütlü kâh emin
ama hep ileri hep ileri
ne avuçlarımda bir tutam yaprak
ne de yalvararak
ağlayarak

emekledim önceleri
işte bebeklik günleri

sonra ilkokul ortaokul
zıplaya sıçraya
ve koşarak
aklım bir karış havada
“bir elimde ayna ötekinde tarak”
nefes nefese
lise
........... devamı >>
 
Fuat Eriçok
    
    
    

14  

BURASI TÜRKİYE (7)

Burası Türkiye'nin yedinci sabahında
Uykuda kalıyordum boşandığım karımla
Cimbom Fener aşkına vuruyordum votkaya
Karıda elden gitti bu gece sabahında

Vakit ayırmaz eve her gece toplantıda
Yapılan transferler yatırılır masaya
Onlarla sevişirdim karım gelmez aklıma
Şimdi karım renklerdi bende onlara koca

Üçbeş ay evveline dönecek oluyordum
Fenerbahçe mağluptu bunu hazmetmiyordum
Bir bara giriyordum içimdeki aşkımla
Çekiyordum kafaya beyin hücrelerimi
........... devamı >>
 
Sadık Yahşi
    
    

15  

HER KİŞİ ÂMÂ DEĞİLDİR

korkuluk topuk
yolculuk sönük
kolculuk körük
ama yürümekte
aza çürümekte
asa çürümekte
önüne geçmemeliğim yaşlı olabilir
özüne geçmemeliğim taşlı olabilir
ağına düşmemeliğim haçlı olabilir
geçmek istediğim her kişi ama değildir
sevmek istediğim her kişi ana değildir
sermek istediğim her kişi aba değildir
........... devamı >>
 
Süleyman Kaya
    
    

16  

ÜŞÜYEN KAKTÜS

alaca karanlığın bulanık rüyalarında karman çorman yazılar
ki sabahın köründe kelime kırıntıları kurumuş aralarında
kirpiklerim yapış yapış
demir parmaklıklarına çok yıllık hücresinin
kaynaşmış kadit mahkûm elleri gibi

çatlak dudaklarımda hırıltılı mırıltıları kafiyelerin
birkaç damla suya hasret
burnumu tıkamış ünlem ve soru işareti döküntüleri ağdalı
öztaki cidarlarında poyraz uğultulu boğuk soğuk
çekiç örs titreşimli anlaşılmaz sözcükler kıpraşmakta
........... devamı >>
 
Fuat Eriçok
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


09.01.2009 10:28:49

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim