Antoloji.com
-***Ergenekon DESTANI (Gülce-BAHÇE) Şiiri - Harun Yiğit
Şiir
Antoloji.com ŞiirKitapŞiirEtkinlikler Şarkı SözleriŞarkılar Antoloji.comResimAntoloji.comForumAntoloji.comNedir?Antoloji.comÜyelerAntoloji.comGruplarAntoloji.com Mesajlarım
Harun Yiğit bu nedir >>Popülerlik=4/5
Hayatı  Şiirleri  Forum  İstatistikler  Zevkler
 << Önceki ŞiirHarun Yiğit Şiirleri : 3/208Sonraki Şiir >> 

-***Ergenekon DESTANI (Gülce-BAHÇE)

Ergenekon DESTANI (Gülce-BAHÇE)

Harun YİĞİT

İnsan, ayağını bastığı toprağın kendi vatan toprağı, avuçlayıp içtiği suyun kendi toprağının kaynağı olduğunu, hoyratça teneffüs ettiği havanın kendi vatanının havası olduğunu bilmelidir. Bu üç kutsallığı bilmeyen ya da inkâr eden kişinin mayasında bir terslik vardır.


(E) fsaneler, destanlar,
Ö(R) üle, örüle
Ta (G) ünümüze kadar
Sür(E) gelmiş.
Dili(N) de ozanların bir başka güzelleşerek
Evre g(E) çirmiş, değişip gelişmiş.
İşte Gök(K) Türk ulusunun
Destanı (O) lan Ergenekon
Bir Ulusu(N) Yıkılışı,
Kurtuluşu
Sığınak bulup üremesinin
Yeniden dirilip
Eski topraklarına kavuşmasının
Destanıdır bu…

*

O
Dönem
Asya’da
Göktürk oku
Vınlamayan ülke,
Kolu yetmeyen yer,
Kudreti karşısında
Boyun eğmeyen kalmamış.
Bu durum diğer kavimlere
Hem ağır, hem acı geliyordu.
Üstelik, çok da kıskanıyorlardı.

Türklere karşı
Düşman güçler birleşti

Birikmiş bütün
Kinle, öçler birleşti

Birbirlerine
Zıt, tüm uçlar birleşti

Hınçla, öfkeyle
Kalan suçlar birleşti

Haraç bağlanan
Bütün baçlar birleşti
Göktürkler
Çadırlarını
Hem de sürülerini

Kadın, çocuk, yaşlı bir yere
Toplayarak kazdılar hendekleri.
Düşmanla on gün boyunca savaş yaptılar.
Töredir;
Baş emir verince, ayak yürür
Irmaklaşır insan, dağ bile erir
Erir de söz, büklüm büklüm bükülür
Yol bulup, varacağı yere mutlaka varır
……….Varır nice engelleri aşarak
………...Kimi zaman başını taştan taşa vurur
………….Dinlenmek için durur kimi zaman
…………..Kimi zaman yol almak için yürür

Bu savaşta
Göktürkler üstün geldi.
Yenilgiyi hazmedemeyen düşmanlar
Büsbütün öfkelendiler
Dediler ki:
‘’Göktürklere hile yapmazsak,
İşimiz sonunda çok yaman olacak.’’
Bu savaştan sonra
Göktürkler kendilerini güvende sandılar
Galibiyetin verdiği
Gönül rahatlığıyla
Huzur içinde beklemeye koyuldular.
Ağız birliği yapan düşmanlar
Durup dururken
Bir şafak vakti
Ağarırken tan

Sanki baskına uğramışlar gibi
İşe yaramayan mallarını
Kaçtılar bırakarak.
Bunu gören Göktürkler;

‘’Düşmanlarımızın,
Kalmadı savaşacak halleri, kaçıyorlar’’ diyerek,
Düştüler kaçanların arkasına.

Güvenleri sonsuzdu, Göktürkler yenilmezdi
Öyle bir tuzak kurdu, düşmanları bunlara
Bu savaşa mertlik ve yiğitlik denilmezdi
Yok etmek için bir kez, düşman düştü kinlere
Kastettiler ne varsa, çoluk çocuk canlara
Bir gaflete düşüldü, kolayca kanılmazdı
Anlatsam kâğıt, kalem yeter mi ki bunlara?
Ta ezelden derlerdi: ‘’Topal ata binilmez’’
Ağlayan da kalmadı, yitip giden binlere
Yazan kötü yazmış yazgıyı, geri dönülmez.

……….Ve
………..İnsan
…………İnsana
………….Tuzak kurar.
…………..Benlik savaşı
………..….Başlar işte o an
…………....Sağlıklı düşünenler
……………..Elbette kazanacaktır.

Tuzağa düşerek baskın yediler
Mazlumun kanıyla gömlek yudular

Yapıldı savaşlar arka arkaya
Egemen oldular bütün Asya’ya
Kaçanın ardından koştular yaya
Tuzağa düşerek baskın yediler

Geri dönen düşman vurdu ha vurdu
Çoluk, çocuk, yaşlı ne varsa kırdı
Bir anda yok oldu Türklerin yurdu
Mazlumun kanıyla gömlek yudular

Göktürkler
Kötü yenildi
Düşmanlar vura, vura
Çadırlarına kadar geldi.
Bir tek kara kıl çadır bırakmadan
Yakıp, yıkıp öldürerek yağmaladılar.
…………….Kılıçtan geçirdiler
………………Büyüklerin hepsini
………………..Sağ kalan küçükleri
…………………Evlerine kul edip
…………………..Gözyaşı içirdiler
Hiç kimsenin yüreği, asla olmadı engin
İl Han’ın birçok oğlu, bu kıyımlarda öldü
Kayı Han’la yeğeni Dokuz Oğuz düşmana
Esir düştü ikisi, kaçıp kurtuldu son gün

Düştüler
Birer, birer
Fırtına dindi
Güneş, yorgun, yorgun aydınlatırken
Kızarmış yüzüyle,
Yıpranmış bir dünyanın utancını taşıyordu.
Hicap mı? Yoksa kanlı bir ağıt mıydı?
Olanları anlamaya,
Kimsenin fırsatı bile kalmamıştı.

*
Tutsaktı iki yiğit
Hürriyetine kavuşmadan
Esaret yangınının söneceğine inananlar
En büyük aptallardır.
Bu esaret yangınını söndürmek için;
İki yiğit kaçarak Göktürk yurduna geldi
Burda gördükleriyle, yaşar iken öldüler
Kafa, kafaya verip iyice düşündüler
Orda oturup hemen bir karara vardılar
……….’’Dört yanımızda düşman, bizleri yaşatmazlar
……….Gücümüzü toplayıp bir yerde birleşelim
……….Sapa bir yer bularak oraya yerleşelim’’

.………Diyerek koyuldular, uyku ne tatmadılar
……….Gide, gide tek geçitli ülkeye geldiler
……….Bir güçlükle geçerek, burayı yurt bildiler

Bir avuç insan
İnsan ki parmakla sayılır

Sayılırlar üçer, beşer uçurumdan geçerken
Geçerken buradan, güçlükle yürüdüler
Yürüdüler korka, korka
Korkarak geçtiler korkunç uçurumdan
…………….Bassalar
………………Yanlış bir yere
………………..Paramparça olurdu
………………….Uçurumdan aşağı düşen

Kurultaylar oluşturup Ergene konun dediler
Heyet meydanda toplanıp ‘’Yurt diye anın’’ dediler

Yazın süt içtiler, kışın av etini bol yediler.
Orda eğleştiler ‘’Bu eller yurt bize, kal’’ dediler.

Bol ağaç, akarsular, yiyecek ve içecek
Kalan Göktürk Tanrı’ya ellerini açacak

Ve
Artık
Buraya
Yerleştiler
Bir karar verip
Ülkenin adına
‘’Ergenekon’’ dediler
Kayı Han, Dokuz Oğuz’un
Burada çocukları oldu
Her geçen gün az, az çoğaldılar
Dokuz’un çocuğu Kayı’dan azdı
Hep oğlan oldu, olmayansa kızdı
………….Ergenekon’da kalıp çoğaldılar
Kayı Han ve Dokuz Oğuz
Gelip burada ürediler
Çocukları yağız, yağız
Olup kırda ürediler

Burada kurdular ağı
Güzün taktı Kayın tuğu
Mal maşalat ne varsa
Salıp yurda ürediler

Dağ bunlara açtı kucak
Çağ bir ulus doğuracak
Yurtlanıp Ergenekon’u
Kalıp yarda ürediler
Kayı Han’dan doğan çocuklara
‘’Kayat’’ dediler.
Tokuz Oğuz’dan (Dokuz Oğuz) olan çocuklara
‘’Tokuzlar’’ dediler.

……An
……..Anı
………Kovalar
…….….Çadır ile
…………Doldu ovalar
………….Her geçen gün biraz
…………..Üreyip çoğaldılar
……………Ülkeye sığmaz oldular
……………..Hemen toplanıp konuştular
‘’Biz atalarımızdan duyardık
Ergenekon dışında geniş yerler,
Güzel yurtlar varmış, eskiden oralar
Bizim ana vatanımızmış, öyle duyduk!
Dağların arasından yol bulup çıkalım,
Ergenekon dışında dost olanın dostu
Bize düşman olan olursa vuruşalım.’’
Böyle konuşuldu
Böyle karar verildi
Çıkış için bir yol aramaya başlandı.
Yıllar sonra
Geldikleri yol kapanmış
Çıkış yolu aramaya başladılar

Yedikleri aş ağı, sular zehir sandılar
‘’Değişecek’’’ denildi bu esaret çağı
Düşündüler ‘’Bu dağı nasıl oyarız’’ diye

Birçoğunun işleri demircilik ezelden
Çare bulmak tezelden, dağ idi tek düşleri
Ağıt figan eşleri, ‘’Nasıl doyarız’’ diye

Artık Ergenekon’da yıllar geçti aradan
Dört yüz yıl yaşayıp da çıkmak vardı buradan
……….Bir demirci;
…….......‘’Bu dağda demir madeni var.
………..….Yalın kata benzer.
...........……...Demir madenini eritip
……………….Bir yol buluruz’’ dedi.

Toprak dar geliyordu, yol bulmak gerekiyor
Dağlar kaplı demirle, insan aklı çıkıyor.

*
Ve
Hemen
Demiri
Görmek için
Dağa geldiler.
Demir madenini
Çıplak gözle gördüler.

Göktürk Kağanı verip o anda emiri
Dağ çevresine serip odunla kömürü
Özgürlüğü görecek, sevindi ahali
Bir kurtuluşu görüp, akınca demiri

**

Ve
Çoluk, çocuk
Genç ihtiyar
Kadın erkek
Toplandılar meydana
Beklediler, beklediler, beklediler…

Dağ geçit vermez mi ki, bir azmin karşısında?
Uzun uğraştan sonra yavaş, yavaş eridi
Ergenekon denen bu doğanın kurduğu ağ
Yürüdüler, görününce bir kurdun ayak izleri.
……….O günleri anlatmak
………..Bize kolay gelir.
…………Dilimizde türkü
………….Elimizde teknoloji
…………..O günleri yaşayamayız elbette,
…………..Ülke içerisindeki ulaşımın bile aylar aldığı,
……………Tekerleğin bile yeni icat olduğu
…………….O günlerin zorluklarını
……………..Anlamak için
……………...İliklerimize kadar
………………Hissetmek gerek.

‘’Er, gene, kon’’ dediler, erdiler de kondular
Yıllar geçti aradan, dar geldi Ergenekon
Kuruldu düğün dernek, oldular damat, gelin
‘’Gelin’’ diye çağıran Oğuzları anladılar
Tarihsel bu kararda, mevsim henüz yazdı
Tarih sel gibi akan demiri görüp yazdı

Ulusallık bilinci binlerce eri yordu
Ulus al ateş gördü, koca dağ eriyordu
……….Eriyordu insan gücü önünde
………..Önünde saygıyla bükülerek aktı koca dağ
…………Dağ, mecburdu geçit vermeye
………….Vermeye görsün bu azim karşısında.
Ve
O gün
Kızdıkça
Kızdı demir.
Eriyip aktı;
Açıldı orada
Yüklü bir deve yolu
O, kutsal ayın gününde
O kutsal günün saatinde
Göktürkler Ergenekon’dan çıktı.
O gün. O ay, belleklere kazındı.
*

Karalar karışır bir gün aklara
Meydanda bakılmaz azla çoklara
Yapılan bütün kalleşliklere
Öfke kusup kin döküldü

Hazır bir düzeni açın ha açın
Ölenler ölmüştür saçın ha saçın
Unutmayın, bir yurt edinmek için
Toprağa yüz bin döküldü.
……….Kolay mı kurulur devlet dediğin
………..Karış, karış kan döküldü
…………Nice savaşlarda Koçyiğitler ölür
………….Bu uğurda can döküldü

**
Yürüdüler at üstünde
Gide, gide eski yurtlarına vardılar
Açtılar kıl çadırlarını
Oba, oba
Kendi yurtlarını yeniden kurdular.
O günlerde
Göktürklerin başında
(Kayı Han) soyundan olan
Börteçine vardı.
Bütün illere elçiler gönderdi.

Haber saldı dört biryana Börteçine Han
‘’Ergenekon denen dağdan çıktık duysunlar.
Bana karşı gelenlerden kan akacak kan.
Beni sayan buyruğuma uysunlar’’
…………..Uymayanla savaşılıp serildi canlar
…………..Bu savaşı ancak görüp yaşayan anlar
…………..Tek bir başın sözü için ölüyor canlar.
Türkler artık eski yurduna talipti
Biriktirmişlerdi dört yüz yıllık hıncı
Bütün savaşlarda Göktürkler galipti
Doğuma hazırdı, bitecek bu sancı
…………..Zafer sevinciyle sofralar kuruldu
…………..Kırk ayrı meydanda davullar vuruldu
…………..Halaylar çekilip oyunlar serildi

Bir ulusun dirilişi başladı
Dilden dile söylenerek gelmiştir
Tarih bunu nakış, nakış işledi
Ergenekon Türk destanı olmuştur
…………..O günlerden günümüze gelelim
…………..İzimizi, özümüzü bilelim
…………..Gerekirse vatan için ölelim.

Ve
Türkler
O ayı
O günü
O saati
Tarih boyunca
İyi bellediler.
Bayram oldu kutsal gün
Her yıl o gün geldiğinde
Büyük törenler yapılıyor
İnsanlar meydana toplanınca

Bir parça demir sürülür ocağa
Çekici vururlar kızgın demire

Savaşlar yapıldı, kanlar döküldü
Al, yeşile sarılarak geldiler

Yurt bilinen yere tuğlar dikildi
Savaşlardan yorularak geldiler


……….Gelişleri
………...Gidişlerinden muhteşem olurdu.
…………Haklı gurur
………….Haklı onur
…………..Her yiğidin başına
…………...Gecenin karanlığında kayan yıldız
…………….Dönüşür nura

Vatanını seven dünyada zahit
Tarih boyu ozan dilinde şahit
Bazen gazi olup, bazen de şehit
Tabutlara sarılarak geldiler
……….Geldiler
………..Gövdeleri başlarından ayrı
…………Kimisi delik deşik
………….Ölenler
…………..Yiğitçe öldüler.
……………Huzurlu uyusun çocuk
…………….Sallansın diye beşik

Kimi makam, mevkie koşup
Gaflet ve delalet içine düşüp
Düşman edinip de kinine şaşıp
Yıksalar da, kurularak geldiler

………..Yıkıldıkça
…………Bir yenisi kuruldu
………….Her kuruluşunda
………….Yıkanlar
…………..Diz çöktü önünde
…………...Her yıkılışında
……………Damarlarındaki asil kana sığınıp
…………….Yeniden dirildi.

*

Yurdun adı,
Yurdun adı
Ergenekon yurdun adı.
Çağlar sonra, bugün bize
Saatleri hep tersine
Ellerinle kurdun hadi...
.................Kelepçe,zindan, duruşma
......................Tersine çevirip tarihi
.........................Nerde görülmüş?
.............................Böylesine buluşma?

Gerçeğin aynasına
Bak, çekinme, durma bak!
Ergenekon yaylasında
Birlik, töre, dirlik, Hak...
....................Gel be ey yalancı tarih!
........................Duy be ey kiralık masa
...........................Ve gör yürekleri taa içinden gör
.................................Gör can hukuk, gör can yasa
Çık ey mavi gözlü sarışın kurt
Feryâd - figân içinde bu yurt
Yeniden ışık ol, aşk ol, aşık ol bize
Silkinsin ulus, gülsün ülke
Sağlansın birlik içinde dirlik
Ve kaybolsun, uçsun, gitsin
Kahrolası fakirlik...
.......................Açılsın kapılar, erisin demir dağ
........................Sevgi girsin içeriye
........................Barış tebessüm etsin gönüllerde
........................Yırtılsın karanlıklar son kez,
.........................El ele, yürek yüreğe versin herkes...


Harun YİĞİT

NOT:
Yukarıda okumuş olduğunuz destan, GÜLCE'nin NAZIM Türler olan;
Akrostik, Üçgen, Gülce, Triyolemsi, Özge, Tekil,Yediveren, Tuğra, Gülistan,
Yunusca, Dönence, Serbest Zincir, Sonem, Yiğitce, Buluşma Tokmak, Çaprazlama,
Gülce Aruz olarak toplam 18 Nazım türünden oluşan BAHÇE ile yazılmıştır.
 

Harun Yiğit

 



(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

-***Ergenekon DESTANI (Gülce-BAHÇE) adlı şiirde hata varsa lütfen buraya tıklayarak bize bildiriniz..

 
 
 
Bu şiiri Antolojim'e ekleyeceğim
Bu şiiri bir arkadaşıma göndereceğim
E-kart olarak gondereceğim
Şiire puan vereceğim

puan
7,0
(3 kişi)

 

yaz | oku

 

Facebook'ta
Bu Şiiri Paylaş
 
 << Önceki ŞiirHarun Yiğit Şiirleri : 3/208Sonraki Şiir >> 
-***Ergenekon DESTANI (Gülce-BAHÇE) Şiiri Hakkında;
Refika Doğan: “ OĞUZ KAĞAN DESTANI (Gülce-BAHÇE) İnsanoğlu, millet kavramını bilmeseydi, devlet denilen köklü ağaç yeşeremezdi. İnsan eli değmiş her taşın bir sırrı, her sırrın da açılan bir kapısı mutlaka var olmalı. Orhun yazıtları da Türk tarihini öncesine götürebilecek güce sahiptir. ‘’Türk’’ adı da yeryüzünde ilk defa bu taşlara Türkçe olarak yazılmıştır. (O) Altay’da doğmuş çocuk A(Ğ) lamadan koşar oldu Uğ(U) ltuyla kurtlar, kuşlar Oğu(Z) deyip coşar oldu Daha (D) oğunca kurtlar Geldi (E) trafına mertler Böyle a(S) lanla bu yurtlar İlelebe (T) yaşar oldu Bebek ama, (A) ğlamadı Kay bebeği(N) Oğuz adı Beşiğin kır(I) p geldi Küçük yaşta pişer oldu ……….. ……….. ………….Diyen Oğuz Kağan …………...Bugünü görmüş sanki …………….Üç altın öğütle ……………...Bütün herkesi ……………….Sıkı, sıkı uyarmış! ‘’ELİNİZE…. (Vatana) ..DİLİNİZE… (Türkçeye) ..BELİNİZE.. (Soyunuza) ..SAHİP OLUN’’ ………...Olmuştur. Harun YİĞİT “ “ Ergenekon DESTANI (Gülce-BAHÇE) İnsan, ayağını bastığı toprağın kendi vatan toprağı, avuçlayıp içtiği suyun kendi toprağının kaynağı olduğunu, hoyratça teneffüs ettiği havanın kendi vatanının havası olduğunu bilmelidir. Bu üç kutsallığı bilmeyen ya da inkâr eden kişinin mayasında bir terslik vardır. (E) fsaneler, destanlar, Ö(R) üle, örüle Ta (G) ünümüze kadar Sür(E) gelmiş. Dili(N) de ozanların bir başka güzelleşerek Evre g(E) çirmiş, değişip gelişmiş. İşte Gök(K) Türk ulusunun Destanı (O) lan Ergenekon Bir Ulusu(N) Yıkılışı, Kurtuluşu Sığınak bulup üremesinin Yeniden dirilip Eski topraklarına kavuşmasının Destanıdır bu… * …………. …………. ………… ‘’ER, GENE KON’’ dediler, erdiler de KONDULAR Yıllar geçti aradan, dar geldi ERGENEKON Kuruldu düğün dernek, oldular damat, GELİN ‘’GELİN’’ diye çağıran Oğuzları ANDILAR TARİHSEL bu kararda, mevsim henüz YAZDI TARİH SEL gibi akan demiri görüp YAZDI ULUSAL’lık bilinci binlerce ERİ YORDU ULUS AL ateş gördü, koca dağ ERİYORDU ………………. …………….. Gerçeğin aynasına Bak, çekinme, durma bak! Ergenekon yaylasında Birlik, töre, dirlik, Hak... ....................Gel be ey yalancı tarih! ........................Duy be ey kiralık masa ...........................Ve gör yürekleri taa içinden gör .................................Gör can hukuk, gör can yasa Çık ey mavi gözlü sarışın kurt Feryâd - figân içinde bu yurt Yeniden ışık ol, aşk ol, aşık ol bize Silkinsin ulus, gülsün ülke Sağlansın birlik içinde dirlik Ve kaybolsun, uçsun, gitsin Kahrolası fakirlik... ..............................Açılsın kapılar, erisin demir dağ .................................Sevgi girsin içeriye ....................................Barış tebessüm etsin gönüllerde .......................................Yırtılsın karanlıklar son kez, ..........................................El ele, yürek yüreğe versin herkes... HARUN YİĞİT “ “ BOZKURT DESTANI (Gülce-BAHÇE) Her ağaç köklerine sarılarak yeşerir, gelişir, dallanıp budaklanarak yaprak daha sonrada meyve verir. Ağacın yaprağından daha önemlidir kökü. Türk ulusunun yaprağı biz isek Destanlar da Türk ulusunun köküdür. Gerçeğe esir olmak delilikse, tutsaklığın en güzeli ve deliliğin de en onulmaz olanıdır. (B) ir Ç(O) cuk düşünün. Ya(Z) gısı kara Her(K) es kılçtan geçirilmiş Bir b(U) çocuk Sağ bı(R) akılmış Soyunu (T) üketmişler Çocuğun, (D) erisinden kemikleri görünürmüş Zayıf ve ç(E) limsiz Bin şahit i(S) ter çocuk demeğe Kimileri; ‘’Ka(T) ledelim’’ demişler. Kimileri de; ‘’B(A) caklarını kollarını kesip Bırakalım ala(N) a yada sazlığa Ölsün bu bir baş(I) na ………………. ………………. Sübyanı dumanlı dağlarda bozkurt büyüttü Üstüne zaman zaman oldu yorgan, uyuttu. Mertliğin yüzde doksanı kaçmakmış Cellat işi başlar kesip biçmekmiş Oluk, oluk akan kanlar içmekmiş O çağlarda bütün işler. …..……İşler nakış, nakış öfkeyi, kini …..…….Kini aklına düşerse …..……..Düşerse öfkesi yüreğine …..………Yüreğine sığmaz sevgi …..……….Sevgi tatmadık yürek …..……………….Işık vermez göze …..……………….Karanlıklar diyarında …..……………….Kör ve sağır gezer. KURT’u sembol seçmiş, özgürlüğüne DÜŞKÜN BIÇKIN, gözü karadır, tanımaz ESARETİ CESARET timsal diye, korumuşuz bu YURT’u. NE DENSE az, el yıktı Türkler yeniden KURDU NEDENSE canlıların içinde olur KURDU Biz içerden uğraştık, el dışarıdan VURDU YURDU ele emanet edip yorganı ÇEKTİK ÇIKTIK baktık ardından, “Uyan! ” diye BUYURDU. ………………… ……………….. ……………….. * Her karanlık gecede, Ulusun ey ulusun Rengine bakıp da aldanma sakın bulutlara Çıkar bu sinesinden koca ulusun Bir sarışın kurt çıkar… Eritir demir dağları balım hey! ! ! Açar bayrağı Kara bulutları siler, süpürür, Samsun ufuklarına çıkar yeniden Yeni çağa hür ve aydınlık Zamanlara Hepimizi götürür… HARUN YİĞİT “ Bugünkü ULUS-DEVLET olmamızda elbette dünün imzası vardır. Dünü olmayanın bugünü ve yarını da olmaz! Bugün dünün devamı ise, yarın da bugünün umudu.. O kurt çocuk, dün olduğu kadar bugün de oldu, yarın da olacak..Çünkü “KÖK-DAL ve YAPRAK” birbirinin devamı, birbirini besleyen, büyüten, taşıyan velhasıl bütünleyen.. Bu bağlamda inanılmaz derinlikte, güzellikte anlamlı, düşündürücü, sarsıcı, sürükleyici sözcük köprüleri kurulmuş mısralar arasında; tarihi, edebi, sosyolojik, psikolojik… Anlatım ve dil zenginliği ise ifade edilemeyecek kadar muhteşem! . Her üç destanda da, başlangıçtaki -felsefi derinliği olan- söylemler, ilk dizelerde yapılan AKROSTİK çalışması, ara örgülere serpiştirilmiş altın sözler, Gülce nazım türleri içinde çok özel bir çaba ve özen isteyen(zincirbent, dönence, çapraz gibi) nazım örnekleri ile finaller destanı daha da olağanüstü kılmış! İçinin örgüsüyle, kurgusuyla, anlatım dili, aktarmalar ve tertemiz Türkçesiyle muhteşem bir çalışma! Ben bu destanları eğitim hayatımda hiç bu kadar istekle, bu kadar heyecanla ve hazmederek okumadım! Sizlerin hızına, kalitesine yetişemesem de önemli değil! Ben sizlerle gurur duydum canlarım! Gelecekte TARİH ve EDEBİYAT, Gülce edebi topluluğunun baş mimarları olarak sizleri konuk edecek, anlatacak ve ölümsüz kılacak yaptıklarınızla! Saygım güçlü kalemlerinize, dostluk dolu, derinlik dolu özünüze ve Gülce için atan yüreklerinize...
Perihan Pehlivan: kutluyorum canı gönülden tam puyanla emeğinizi. bir tarih seli gibi akıp geçti dizeler. her biri ayrı mana ve değerde Türk ün tarihi hep yükselir ne kadar alt edilmeye çalışılsada hile hurda ile. birlik dirliğimiz ergeç vuku bulacak.
 
Bu şiir ile ilgili düşüncenizi paylaşın:

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
 Bu Şairlerimizi Okudunuz mu?
Ayten Ocakçı
Saadet Ün
Cem Atam
Harun Yöndem
Ali Doğan
Hayati Eleren
İbrahim Başar
Hediye Şahin
 TOP 100 Şiirler
1  Beklenen  (Necip Fazıl Kısakürek)
2  Ben Sana Mecburum  (Attila İlhan)
3  Her Şey Sende Gizli  (Can Yücel)
4  Kaldırımlar 1  (Necip Fazıl Kısakürek)
5  Sakarya Türküsü  (Necip Fazıl Kısakürek)
6  Anlatamıyorum  (Orhan Veli Kanık)
7  Zindandan Mehmed'e Mektup  (Necip Fazıl Kısakürek)
8  Çile  (Necip Fazıl Kısakürek)
9  Ayrılık Sevdaya Dahil  (Attila İlhan)
10  Eğer  (Can Yücel)
» Tüm Top 100 Şiirler
 Konularına Göre Şiirler
Aile
Barış
Kadın
Allah
Bebek
Mutluluk
Ankara
Doğum Günü
Ölüm
Anne
Dostluk
Özlem
Asker
Gurbet
Savaş
Aşk
Hasret
Sevgi
Atatürk
Hayat
Sitem
Ayrılık
İhanet
Vatan
Baba
İstanbul
Zaman
 Günün Şiiri
Vuslata Kalsın (Yılmaz Odabaşı)
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2012. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu.
Şu anda buradasınız: -***Ergenekon DESTANI (Gülce-BAHÇE) Şiiri - Harun Yiğit

Antoloji.com
24.05.2012 20:07:56  #.242#
  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Nedir  » Gruplar  » E-Kart  » Sinema  » Haber  » Bilgi Yarışması  » İletişim
 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İnsan Kaynakları   » İletişim   » Seçim  
[Hata Bildir]

#1401787 ##15327