Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

DIRILIS Konulu Şiirler - dirilis Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "dirilis" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "dirilis" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. dirilis Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

473  

DİRİLİŞ

Yürek akışı,
Göz teması,
Duyuların telaşı,
Birden var etti insanı.

Sıcaklığını kaybetmiş atışları,
Kurumaya yüz tutmuş dokunuşları,
Anlama hasret bakışları,
Bir süre için,
Uyandırıverdi derinlerdeki insanı.
........... devamı >>
 
Orhan Turhan
    
    
    

474  

DİRİLİŞ MARŞI

Bayrağım yükselsin artık, kutlu millet haydi kalk
Ehl-i Hak sensiz yetim, Arz bekliyor senden kucak

İç ve dıştan, dört cenahtan sardı düşman her yeri
Çok zamandır duymuyor arz Allah Allah sesleri

İnlesin vur kösler, ister çıksın âlem karşına
Vur ki hasret mazlum ecdâdın adâlet marşına

Sevgilin Hak, kalbin ak pak, doğrul artık, ufka bak:
Sen yürürsen tüm şehitler makberinden kalkacak
........... devamı >>
 
Selçuk Bekar
    
    

475  

NAMAZLA DİRİLİŞ

Hoca minâreden yâre çağırır
Gönülden vurulun, koşun namaza.
“Müminin mîrâcı”, “dinin direği”
Dört elle sarılın, koşun namaza.

Kâlu belâda ki; sözünün eri
Verdiği ahdinden döner mi geri?
“Bedende baş gibi, dindeki yeri”
Secdeye serilin, koşun namaza.

Tez inilir, el atına sen binme
Gel kardeşim boş şeylerle didinme
Kıbleni bil, “başka kıble” edinme
Hizmetle yorulun, koşun namaza.

Güzel ör, günahtan koruyan sûru
Gıpta etsin sana melek ve hûri
“Cennet anahtarı”, “gözlerin nûru”
Ok gibi gerilin, koşun namaza.
........... devamı >>
 
Hanifi Kara
    
    
    

476  

ÖLÜM VE DİRİLİŞ

Havada cemreyi,
Toprakta çözülmeyi bekleyen
Yeşil yaşam.
Güneşin her göz kırpışında
Uyanır bir an uykusundan,
Titrer toprakta kök o an;
Donmakla ısınmak arası.

Hasta-cılız olanlar
Son kez direnirler ama
Sonunda yine vazgeçerler
Üzgün tabiat ana, üstelik çaresiz
........... devamı >>
 
Kemal Çakır
    
    

477  

DİRİLİŞ

Kopsun artık kıyamet o dehşetli büyük gün
Savrulsun koca dağlar gök yerlere serilsin
Yıldızlar ortalıktan sırça gibi derilsin

Kopsun artık kıyamet o dehşetli büyük gün
Kara toprağın yüzü gerildikçe gerilsin
Alem bir şimşek ile ortasından yarılsın

Kopsun artık kıyamet o dehşetli büyük gün
Yeniden doğsun insan yenibaştan dirilsin
Ve arzın anahtarı şairlere verilsin


Kopsun artık kıyamet
O dehşetli büyük gün
Dirilsin beşeriyyet
........... devamı >>
 
Ali Şahap Kutlu
    
    
    

478  

DİRİLİŞ

Uykularla savaştım,
Açlıklarla uğraştım,
Susuzluğa alıştım,
Oldum demirle ayni.

Bir noktadan fırlandım,
Bir sınırdan dolandım,
Alevlendim ve yandım,
Oldum kömürle ayni,

Adım attım geçmeye,
Eğildim su içmeye,
Hazırlandım pişmeye,
Oldum hamurla ayni.

Yüzden maskeyi attım,
Neşter altına yattım,
Bedenimi fırlattım,
Oldum çamurla ayni.

Dikildim irkilerek,
Yanaştım sürünerek,
Okşandım sevilerek
Oldum samurla ayni.
........... devamı >>
 
İsmet Barlıoğlu
    
    

479  

DİRİLİŞ

sevdaları yüreklerinde
tertemizdiler
ve yaşadılar hayatı
teker teker
kirlendiler
içlerindeki çocuğun sesini duydular
ve yeniden dirildiler

10.12.2007
........... devamı >>
 
Gökhan Şahin
    
    

480  

GÜNCE

Bu gün yine bir hareketlilik var.Etraftakiler yarı telaşlı, yarı üzgün çehrelerle,ellerinde sularla dolaşıyorlar ortada.Evimin etrafından geçiyorlar.Beni göremiyorlar ama ben onları çok net görebiliyorum.İşte şu adam,geçen hafta da usulca süzülüp evimin kenarından arkadaki yeşilli evi ziyarete gitmişti.Elindeki çiçekler ve takım elbisesinin çekiştirip kravatını düzeltişiyle nasıl da bir damat heyecanı içindeydi.Herhalde dünyadaki biricik hayat arkadaşını ziyarete gidiyor.A şu kalabalık aile ne de sempatik,.Bana eski günlerimi hatırlattı.Kızlarım,eşim ve oğlumla nasıl da mutluydum.Şu sağa sola koşturan,suyla oynayıp duran çocuk oğluma ne kadar da benziyor.Şimdi ne haldedir kimbilir.Ah o çok güvendiğim eşim nasıl da vefasız çıktı.Bir kez bile ziyaretime gelmediği gibi,evlatlarımın ziyaretine de mani oldu.Her ne kadar hallerinden bir şekilde haberdarsam da onları şu küçük evimin kapısında görmek, şuracıktaki asma söğüdümün altında gölgelendirmek isterdim.Bu ağacı da Allah razı olsun,yandaki evi daima ziyaret eden yaşlı bir amca var,her geldiğinde benim de mutlaka hatrımı sorar,o dikivermişti.Bakımıyla da suyuyla da hep o ilgilenir sağolsun.O ağaç evimin üstünde salınıp durdukça,dallarına kuşlar kondukça ruhum öylesine huzur buluyor ki….Ne olurdu evlatlarım da bir kerecik gelip şu ağacın gölgesine oturuverseydi.Kuşların cıvıltısına onların o güzel sesleri karışsaydı…
Oh, bu ne ferahlık Rabbim? Bu gül kokusu da neyin nesi? Buralar hep toprak,nem kokar..Yağmur sonrasındaki o koku var ya,hani hep içinize çeker de,”ne güzel koku “dersiniz,işte öyle bir toprak kokusu var buralarda.Bir zamanlar her duyduğumda doyasıya içime çektiğim bu koku,benim için artık o kadar sıradan ki…Ama şu gül kokusu o kadar farklı bir esinti ki….Etrafıma bakıyorum,kokunun sebebini bulmak için.Birden yandaki evden yeni bir feryat yükseliyor.Yadırgamıyorum zira,geldi geleli feryat ediyor bu biçare.Buralarda zaten gece gündüz diye bir kavram da yok ya,bu bitimsiz feryat beni kahrediyor.Gitmek mümkün olsaydı, dindirebilseydim feryadını…Ama ne mümkün.Bu evin dışına çıkamıyorum,bu dört duvarın arasında geçmişte yaşadığım her şeyi tekrar edip duruyorum.Bu kısırdöngü çok meşgul ediyor beni.Buraya ilk geldiğim günü hatırlıyorum da; ne kadar da karanlık ve soğuktu ilk zamanlar.Eski dostlarımın yanına gitmek için ne kadar da çabalamıştım. Ben tam böyle çırpınıp dururken iki misafir çıkagelmişti.Pek meraklıydılar.Habire sorular sordular.Bu sorular bir yerden tanıdık geliyor,hepsini cevaplamak için didinip duruyordum.Neden sonra vazgeçtiler soru bombardımanından.Beni tebrik ederek ayrıldılar evimden.Onlar gittikten sonra evim daha da daraldı sanki.Adeta beni bir cendereye koymuşçasına sıktı da sıktı.Çaresizce beni kurtaracak bir el aradım,durdum.Ama nafile, o karanlıkta el uzatan olmadı. Bütün kemiklerimin çatırdadığı, anamdan emdiğim sütün burnumdan geldiği bir anda gözüm, çocukluğumdan beri okumayı alışkanlık haline getirdiğim Kur’anıma ilişti.Nasıl da ışıtıyordu etrafını.Saçtığı ışık giderek büyüdü, büyüdü, tüm evimi kapladı.Genişledi de aynı zamanda.Bana bu aydınlığı veren Kur’anıma bir kez daha sımsıkı sarıldım.O gün bu gündür de hiç bırakmadım elimden.Zaman zaman çevre evlerden de okunduğunu duyuyor,rahatlıyorum. Yan taraftaki feryatlar tükenmiyor. Duymamaya çalışıyor, az önceki kokunun kaynağını bulmaya çalışıyorum.Bu kuvvetli kokuyu,çürümüş et ve rutubet kokusunu bile bastıran gül kokusunu arıyorum hala.Sonra deminden beri dikkat etmediğim,nasıl olduysa göremediğim biri ilişiyor gözüme.Bu, evimin yamacından geçerken ağzı kıpır kıpır eden,elleri dua edercesine açılmış gençten bir kadın.Kulak kabartıyorum sesine: Benim gençliğimde mezarlıktan her geçişimde okumayı alışkanlık haline getirdiğim Fatiha’nın ayetleri çarpıyor kulağıma.Buraya geldim geleli kapımı çalan olmadığı için duymadığım “sahiplenilmişlik” duygusunu yaşıyorum ta iliklerime kadar.Sonra kaplıyor evimi o gül kokusu,ferahlıyor, ferahlıyorum.Bana, daimi evimde bu gül kokusunu duyuranı takip ediyorum,mutlu bir tebessümle.O ise devam ediyor yoluna sürekli okuyarak Fatihasını. Sonunda ulaşıyor ziyaret edeceği eve.Kapıyı çalmıyor, sadece dilindeki ayetleri okuyor.O göremiyor ama ben çok rahat görebiliyorum kapısını çaldığı evdeki coşkuyu.Güller arasında,pırıl pırıl bir genç nasıl da sevgiyle gözlüyor ziyaretçisini.Sonra uzatıyor ellerini,dokunmak ister gibi. Kadın ürperir gibi oluyor,çömeliyor evin yanına.Kendine uzanan gizli ellerden habersiz hıçkırıkla karışık bir şeyler okumaya başlıyor.Bunları da tanıyorum.En son bu eve getirilmeden önceki gün mahallede vefat eden teyzeye okumuştum.Yaşlıydı,gözü çoktandır toprağa bakmaktaydı.Çok severdim ama vadesi yetmişti.Yaşlılıkta ölüm ne büyük nimet.Elden ayağa düşmeden vermek son nefesini…Sonra birden sıyrılıyorum bu düşüncemden.Ölüm sadece yaşlıya değil,herkese nimet diyorum kendi kendime.Yeni bir dünyaya açılan kapı,o kapıdan süzülen ışık…Bitiş gibi görünen yeni başlangıç.Doğru atılabilmiş adımların götürdüğü sonsuz mutluluk…En önemlisi de rahmetin tecellisi…Dünyada yaptıklarıma, tonlarca günaha mukabil zerre kadar imanın bile ödül aldığı, affetmenin gazaptan ağır geldiği rahmete eriş. İşte buradayım. Yaptıklarımla değil, sadece rahmetle huzurdayım.Bir diriliş daha var,onu beklemekteyim…..
........... devamı >>
 
Nuray Kurban
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


05.12.2008 10:08:48

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim