Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

CINE Konulu Şiirler - cine Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "cine" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "cine" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. cine Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

113  

UYKULU BATAKLIK-VEYA-ORKİD YANAKLI KIZLAR

Uykulu bataklık
veya
orkid yanaklı kızlar

Uyandım sabahınan,
Bozuk bir orkestradan
çok daha bozuk ve berbat
bir dinleti sunmaktaydı
bıktıran
bütün duyularını insanın,
ve pişmanlık getirten
kulak dokularından
ahengsiz, akortsuz
sabah cıvıltıları kuşların...

Yeni atmıştı şafak,
Yıldızlar eriyip yavaş yavaş
Dağlar kaldırarak sisler otasından başını
Işıyordu ortalık uyuşarak...
........... devamı >>
 
Mehmet Sarı
    
    
    

114  

EDEBİYAT DÜNYASI 173 - EDEBİYAT HABERLERİ VE YENİ KİTAPLAR

29.06.2008 - Pazar günleri edebiyatı, Anayurt Gazetesinden takip edin

EDEBİYAT DÜNYASI
Ali GÜNDÜZ
gunduzkitabevi@gmail.com






ALİ PÜSKÜLLÜOĞLU HAYATINI KAYBETTİ
Şair ve dilbilimci Ali Püsküllüoğlu'nun cenazesi, Ankara Küçükesat Camii'nde kılınan öğle namazını takiben, Gölbaşı Mezarlığı'nda toprağa verilmek üzere son yolculuğuna uğurlandı.Hastalığı nedeniyle bir süredir tedavi gördüğü Ankara Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü'nde solunum yetmezliği sonucu 73 yaşında, vefat eden Püsküllüoğlu'nun cenaze törenine, edebiyat çevresi ve yakınları katıldı.
........... devamı >>
 
Ali Gündüz
    
    

115  

***** ŞÎLAN ******

- Xezala min.Kevoka min.Tu ji bona çi digrî?
- Îh… Îh… Îh…
- Berxa min. Ez bi qurban! Çima?
- Îh..! Pisîk… Îh… Dayê… Pisîkê… Ihîîî..!
- Karika min, ez dora te bigerim. De tu ji dayîka xwe re bêje, ka pisîkê çi kiriye? Bes e êdî tu ji girî ziwa bûyî!
Şîlanê bi mizmê fîstanê xwe çilma pozê xwe pakij kir û bi dengekî kelegirî gote dêya xwe. Lêbelê Şîlana belengaz, ji hîske-hîskan nedikarî biaxife.
Şîlan:
- Kekê min Felemez ji min re çûkek girtibû; lêbelê pisîka me weke birûskê dadayê, bi devê xwe qefalt û bir li ser tozikê li ber çavê min xwar.
Dêya Şîlanê:
........... devamı >>
 
Berhim Paşa
    
    
    

116  

YENİ ORTADOĞU VE DÜNYA PROJESİ VETÜRKİYEYE BİÇİLEN ROL (8)

II. MODEL:İNCİL (BUGÜNKÜ HIRİSTİYANLIK YORUMU)



Aslında başkalaştırılmış bu ikinci modelde de İsa Peygambere Yarı –Tanrı bir sıfat kazandırılmıştır. Hıristiyanlık Yetki hiyerarşisinde, İsa’dan sonra gelen Ruhban sınıfı yine Allah ve İsa adına her türlü kararı verme potansiyeline sahip kılınmıştır. Hatta o denli ileri gidilmiştir ki, papazlar Allah adına insanları yargılayıp, affetmek veya her türlü cezayı vermek ve uygulamak görevini üstlenmişlerdir. Allah’ın ve İsa’nın tercümanlığını yapmak cüreti göstermek, Hıristiyan ruhban sınıfını hala hiç rahatsız etmemektedir.Bugün bile Allah’la insan arasındaki her türlü ilişkiyi düzenlemeyi,ruhban sınıfının idare ettiği (adeta iki taraf arasında köprü kurduklarını iddea ederek) kimin af olup,kimin olmayacağına Allah ve İsa adına Ruhbanların karar verdiği Hıristiyanlık alemi,bu ikinci modelde yine bir önceki modelin bir benzeri şekilde,diğer tüm insanlardan üstün tutulmuştur.Öyle ki “İsa Tanrı’nın oğludur, biz de onu takipçileri ve bekleyenleriyiz.” diyen her Hıristiyan,Hıristiyanlık inancına göre ve eğer ruhbanları izin verirse,cennete girecektir.Ancak buna katılmayan,ömrünü dünya insanlarının iyiliğine,faydasına harcamış birisi ise cehennemi boylayacaktır.Çünkü cennetin anahtarları yalnızca Papazların boynunda asılıdır. Peki, dünya bu ikinci modelden hareketle, nihayi olarak nereye varır? Hıristiyan ruhban sınıfının idari ve ekonomik yönden her zaman ön saflarda yer aldığı, siyasetçilere ortak olacağı, Dünyanın tepesine oturmuş, olabildiğince zengin müreffeh ve mutlu olarak sonsuza dek yaşayacak Hıristiyan Birliğidir nihayi amaçlanan. Bu birliğe dahil olanlar,Dünyanın Kumandanları olacaklardır.(Şu anda AB ile kısmen bu yapılmak isteniyor.)
........... devamı >>
 
Dursun Elmas
    
    

117  

...ŞİİR TADINDA SÖYLEŞİ...AHMET TAHSİN


Su Gibi_Sizi tanıyoruz ama yinede bizlere kısaca yaşam hikayenizi anlatır mısınız?
Ahmet Tahsin_
-05/05/1950 Boğazlıyan doğumluyum. (Dede yurdum, Rize’nin Pazar İlçesidir) İlk ve orta okulu bu ilçede tamamladım. Lise için Ankara'ya geldiğimde sadece kayıtlar için Ticaret liselerinin açık olduğunu ve bu okula da sınavla öğrenci alındığını öğrendim. Ve ne olduğunu dahi anlamadan bu okula öğrenci oldum. Ticaret lisesinin ilk iki yılını Ankara' da, son iki yılını Kayseri' de tamamladım. 1969 yılında Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi' ne sınavla kayıt yaptırdım. Birinci ve ikinci sınıfları bu şehirde tamamladım ve 1971 yılında siyasi nedenlerle, Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi' ne yatay geçiş yaptım. 1972 yılında, akademi 3. sınıftayken, sınıf arkadaşımla evlendim. O zamanlar, SSK diye anılan kurumda 11 yıl memurluk yaptıktan sonra 1987 de siyasi nedenlerle istifa ettim ve muhasebe bürosu açtım. Serbest Muhasebeci Mali Müşavir olarak 2007 yılı ocak ayında işyerimi meslektaşım olan oğluma bırakarak emekli oldum. Bir de, İzmir' de kadın doğum ihtisasını yapmakta olan kızım var. Av, balık, kampçılık (doğada kamp) halen sportif faaliyetlerim arasındadır. Ayrıca Ankara kalesinde küçük bir marangoz atölyem var ve burada antika eşya tamirciliğini hobi olarak sürdürmekteyim.
........... devamı >>
 
Su Gibi Şiir Grubu Şairleri
    
    
    

118  

DENİZLİ’NİN BEKİLLİ İLÇESİ 7. KÜLTÜR, SANAT, ŞARAP, SİRKE VE ÜZÜM FESTİVALİ’(BİR FESTİVALİN ARDINDAN) YAZI DİZİSİ

BİR FESTİVALİN ARDINDAN…

Gittik, Gördük, Gezdik, Eğlendik, Tadı Damağımızda Kaldı…

Denizli’nin Bekilli ilçesi 7. Kültür, Sanat, Şarap, Sirke ve Üzüm Festivali’ne katılmak üzere Adana’dan 6 kişilik bir gurupla macera dolu bir yolculuk yaptık. Adana’da yayın hayatını başarıyla sürdüren Doruk Gazetesi’nin sahibi ve gezi koordinatörümüz Halise Tekbaş, Gazeteci, Şair, Yazar Münevver Düver, Adana’nın son yıllarda yetiştirdiği ender insanlarından şair Mansur Ekmekçi, Mesleğinde çeyrek asrı geride bırakan, 1984 yılında Adana’daki Ekspres Gazetesi’nde birlikte Haber Merkezi kadrosunda çalıştığımız ve şu anda Osmaniye’de Cumhuriyet gazetesinde görev yapan gazeteci Ali Tıraş, Ressam Necati Talas ile bendeniz Gazeteci, Danışman İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Basın ve Halkla İlişkiler sorumlusu Yusuf Ziya Yılmaz’dan oluşan gurubumuzla Denizli’ye hareket etmek üzere Adana Otogarı’nda buluştuk. Saat 18.00 de başlaması gereken yolculuğumuz macera dolu bir gezinin adeta işaretini verir gibi 19.00 da başladı. Uğur Alptekin yönetimindeki 46 D 1999 plakalı son model lüks otobüsle yola koyulduk. Gurup içerisinde bir tek ressam Necati Talas ağabeyi tanımıyordum. O da guruptaki diğer arkadaşlar gibi cana yakın kişiliğiyle kendini gösterdi. Sohbet ederek yolculuğumuza başladık. Yaklaşık yarım saat sonra gökyüzündeki muhteşem görüntü hepimizin ister istemez dikkatini çekti. Güneşin batışı tek kelimeyle muhteşem bir şekilde adeta bir tablo gibi gökyüzünde asılı duruyordu. Halise Tekbaş gördüğü muhteşem manzara karşısında adeta büyülendi ve ‘’keşke makinem yanımda olsa da bu görüntüyü çeksem ‘’ dedi. Bu arada ben her gittiğim yerde dijital fotoğraf makinamı yanımda taşıdığımdan hemen çantamdan çıkartıp çekim yapmaya başladım. Adana’nın ünlü şairi Mansur Ekmekçi de çekim yapıyordu. En güzel fotoğrafı çekmek için tatlı bir yarış içine girdik ve ikimizin fotoğrafları da görülmeye değer nitelikte çıktı. Gördüğümüz her güzel manzarayı makinamıza kaydediyorduk. Yol güzergahı boyunca verdiğimiz molalardan sonra Adana’dan bir saat rötarlı başlayan yolculuğumuz ertesi gün sabah 07.00 de Denizli’ye varmamızla sona erdi. Saat 08.00 de festivalin yapılacağı ilçeye Bekilli’ye doğru hareket etmek üzere başka bir otobüse bindik yine 6 kişilik gurubumuzla birlikte. Bekilli ile Denizli arası yol mesafesi yaklaşık bir saat 15 dakika. Bekilli ilçesine doğru hareket ederken otobüste dünyalar tatlısı genç ve güzel bir öğretmenle tanıştık. Tesadüf o da Bekilli ilçesine gidiyordu. Oradaki bir ilköğretim okulunda öğretmen olarak görev yapıyormuş. Ankaralı Beyhan öğretmen, ilk görev yeri Bekilli’ye tatilini yarıda bırakarak festival için gelmiş. Konuşa konuşa Bekilli ilçesine geldik. Beyhan öğretmenle otobüsten indikten sonra birbirimizin telefon numaralarını alarak festivalde buluşmak üzere ayrıldık. Bizleri festival için davet eden Lavaracı com site yöneticisi ve festival tertip komitesi başkanı Tuncer Mankır’ın iş yerine gitmek üzere yola koyulduk. Bekilli’ye biran önce gidelim diye sabah kahvaltısı da yapmadığımızdan oldukça acıkmış yorgun da düşmüştük. Gurubumuzdakilerden Münevver hanım Lavaracı com sitesi üyesi olduğundan öncümüz olarak Tuncer Mankır’ın işyerini bulmak ona düştü. On dakika sonra Tuncer Mankır’a ulaştık. Hoş geldiniz faslından sonra çay üzüm ikramına geçildi. Bekilli’nin nefis üzümlerinden yedikten sonra festival süresi boyunca ikamet edeceğimiz yer tesbiti yapıldı. Festivalin tertip komitesi başkanı Tuncer Mankır bize konaklama yeri ayarlamaya çalışırken devreye Bekilli’de öğretmenlik yapan Hasan Çamlı girdi ve otel motel pansiyon yerine ev ortamında konaklama ortamı ayarladı. Bekilli’de üzüm bağları ve şarap fabrikaları olan Nail Çetin beyin malikanesinde konaklamak üzere eşyalarımızı odalara yerleştirdik. Daha sonra kahvaltımızı ilçe merkezine giderek yaptık. Kahvaltı sonrası da üzüm ikramı yapıldı ve afiyetle yedik, tadı hala damağımızda olan o nefis üzümleri…
........... devamı >>
 
Münevver Düver
    
    

119  

İNANÇ VE TOPLUMSAL İSTEM (TALEP) 15

Bir toplumsal ilişki biçimi, yeni toplumsal biçime dönüştüğünde, eski biçimdeki bazı unsurlar yenide de sürüp gidebilir. Bu sürüp gidene yeni toplumun hiçbir ihtiyacı yoktur ve yeni toplum, buna talepde de, bulunmaz. Ama o süren şeyin, toplum içinde sürmeye ihtiyacı vardır. Örneğin, hayvan gücünde yararlanma eski toplumun ilişkisel biçimi iken günümüzde bu güç, toplumca talep edilmez. Kimse ata yada eşeğe binip, Almanya’ya gitmez.
........... devamı >>
 
Bayram Kaya
    
    

120  

ORHUN ABİDELERİ (KÜL TİGİN) (NESİR YAZISI)

Orhun Abideleri (Kül Tigin)

Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamiyle işit. Bilhassa küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki Şadpıt beyleri, kuzeydeki Tarkat, Buyruk beyleri, Otuz Tatar........... Dokuz Oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit, adamakıllı dinle: Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tâbidir.
........... devamı >>
 
Serdar Sayıl
    

??
       
 
             
 
               
 
 

 

 

 

 

 

 

 
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


29.08.2008 22:47:35

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim
  » gebelik   » Hastaneler   » Hastane   » Çiçekçi   »

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim