Antoloji.com
Çile Şiiri - Necip Fazıl Kısakürek
Şiir
Antoloji.com ŞiirKitapŞiirEtkinlikler Şarkı SözleriŞarkılar Antoloji.comResimAntoloji.comForumAntoloji.comNedir?Antoloji.comÜyelerAntoloji.comGruplarAntoloji.com Mesajlarım
Şair Necip Fazıl Kısakürek Necip Fazıl Kısakürek bu nedir >>Popülerlik=5/5
Hayatı  Şiirleri  Forum  İstatistikler  Kitaplar  Zevkler
 << Önceki ŞiirNecip Fazıl Kısakürek Şiirleri : 53/229Sonraki Şiir >> 

Çile

Gâiblerden bir ses geldi: Bu adam,
Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
Gök devrildi, künde üstüne künde...

Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
Ok çekti yukardan, üstüme avcı.

Ateşten zehrini tattım bu okun.
Bir anda kül etti can elmasımı.
Sanki burnum, değdi burnuna (yok) un,
Kustum, öz ağzımdan kafatasımı.

Bir bardak su gibi çalkandı dünya;
Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
Al sana hakikat, al sana rüya!
İşte akıllılık, işte sarhoşluk!

Ensemin örsünde bir demir balyoz,
Kapandım yatağa son çare diye.
Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
Yepyeni bir dünya etti hediye.

Bu nasıl bir dünya hikâyesi zor;
Mekânı bir satıh, zamanı vehim.
Bütün bir kâinat muşamba dekor,
Bütün bir insanlık yalana teslim.

Nesin sen, hakikat olsan da çekil!
Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!
Otursun yerine bende her şekil;
Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!

…………………………………..
…………………………………..
…………………………………..
…………………………………..

Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,
Benliğim bir kazan ve aklım kepçe.
Deliler köyünden bir menzil aşkın,
Her fikir içimde bir çift kelepçe.

Niçin küçülüyor eşya uzakta?
Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta?
Sonum varmış, onu öğrensem asıl?

Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap,
Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
Selâm, selâm sana haşmetli azap;
Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.
Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
Ey yedinci kat gök, esrarını aç!
Annemin duası, düş de perde ol!
Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!
Uyku, kaatillerin bile çeşmesi;
Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.
Teselli pınarı, sabır memesi;
Size şerbet, bana kum dolu çanak.

Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,
Sırrını ararken patlayan gülle?
Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
Karınca sarayı, kupkuru kelle...

Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş,
Mevsimden mevsime girdim böylece.
Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
Fikir çilesinden büyük işkence.

…………………………………..
…………………………………..
…………………………………..
…………………………………..

Evet, her şey bende bir gizli düğüm;
Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
Yetişir çektiğim mesafelerden!

Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
Yollar bir yumaktır, uzun, dolaşık.
Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
Tutuyor önümde bir mavi ışık.

Büyücü, büyücü ne bana hıncın?
Bu kükürtlü duman, nedir inimde?
Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
Bir zehirli kıymık gibi, beynimde.

Lûgat, bir isim ver bana halimden;
Herkesin bildiği dilden bir isim!
Eski esvaplarım, tutun elimden;
Aynalar, söyleyin bana, ben kimim?

Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
Arzı boynuzunda taşıyan öküz?
Belâ mimarının seçtiği arsa;
Hayattan muhacir, eşyadan öksüz?

Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim,
Dev sancılarımın budur kaynağı!

Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

…………………………………..
…………………………………..
…………………………………..
…………………………………..

Gece bir hendeğe düşercesine,
Birden kucağına düştüm gerçeğin.
Sanki erdim çetin bilmecesine,
Hem geçmiş zamanın, hem geleceğin.

Açıl susam açıl! Açıldı kapı;
Atlas sedirinde mâverâ dede.
Yandı sırça saray, ilâhî yapı,
Binbir âvizeyle uçsuz maddede.

Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
İçiçe mimarî, içiçe benlik;
Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur!

Nizam köpürüyor, med vakti deniz;
Nizam köpürüyor, ta çenemde su.
Suda bir gizli yol, pırıltılı iz;
Suda ezel fikri, ebed duygusu.

Kaçır beni âhenk, al beni birlik;
Artık barınamam gölge varlıkta.
Ver cüceye, onun olsun şairlik,
Şimdi gözüm, büyük sanatkârlıkta.

Öteler öteler, gayemin malı;
Mesafe ekinim, zaman madenim.
Gökte saman yolu benim olmalı;
Dipsizlik gölünde, inciler benim.

Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak...
 

Necip Fazıl Kısakürek

 



Şu konularda daha fazla şiir: Türkiye, Ölüm, Allah, Çevre, Deniz

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Çile adlı şiirde hata varsa lütfen buraya tıklayarak bize bildiriniz..

 
 
 
Bu şiiri Antolojim'e ekleyeceğim
Bu şiiri bir arkadaşıma göndereceğim
E-kart olarak gondereceğim
Şiire puan vereceğim

puan
9,2
(646 kişi)

 

yaz | oku

 

Facebook'ta
Bu Şiiri Paylaş
 
 << Önceki ŞiirNecip Fazıl Kısakürek Şiirleri : 53/229Sonraki Şiir >> 
Çile Şiiri Hakkında;
şiir ulvi hastalık: Şair denilince benim aklıma ilk Necip Fazıl gelir. Mekanı cennet olsun.
Vahap Ulukaya 1: Şiir,aşkın gözyaşıdır...daha nasıl ağlasın,nasıl çağlasın arkadaşım...İlla sana bir tokat mı atsın,sarhoş mu etsin seni,yaksınmı ateş gibi...Ne yapsın şiir?...Senin veya benim acizliğimizi biliyor şiir...tokat atsa feleğimiz şaşar,yerde sürünürüz,burnumuz üstüne taşlara çakılırız sen bunu kolay mı sandın böyle havalanmış zalimlerin kazıklı voyvodalarının zırhını kuşanmış caka satıyorsun..nereye kadar ...aynı çarkın dişlileri senide sıkar ve kafa üstü kazıklarına uzatır cansız...Sarhoş olsan aklın labirent sokaklarından çıkana kadar gün akşam olur...sevdiklerinin her birinin bir dağ arasında sıkışıp kaldığını ancak onlarca yıl sonra anlarsın..ateşe bir parmağımızın bile dayanmakta aciz kaldığını cümle alem biliyor ...Sen nasıl bir madensin ki beni yakmaz ateş diyebilesin...Ki en güçlü madenler bile erimekten başka bir yol bulamıyorken...Sabahın şu şaaşalı ışıklarına güvenme...Az sonra nasıl nasıl fırtınaların köyleri kasanbaları önüne katıp en nazlıların iflahını kesecek...göreyim seni saklanırken en kuytu ve sağlam dediğin yerde tireme?Korkma bakalım...Hamile kadınların bile çocuğunu düşürdüğü korkunç ışık katmanlarının hangisinden kaçabileceğine eminsin böyle?Sen az süt emmişsin canım...hemde iksirin şu uydurma yalancı zaman çalan hırsızlarının büyücü iksiri...şurup diye bağırsaklarını terletir,her gece çığlık çığlığa uyanan zavallı sen olursun... Kapına doluşanlarda onların alkışları...sunni gürültünün hangi darda kalmışa yardım ettiğini duydun?Hakkiat çarşısında satılan simitten ye,menbaadan iç...susuzluk zor...şehrin her sokağından yayılan hayat damlalarını tut,miskin miskin oturma!Kulağının pasını sil daha gençsin kolun güçlü,yapın sağlam iken...İhtiyarlığın altın kabından altın suyu içeceğini sanma...Çöp topladığını unutma...ne toplarsan avcunda ve göğsünde onun kokusunu bulursun...sararıp solmak sana yakışmaz...sonra ah vah etmek karın doyurmaz inan...Tuttuğun yol yol değil...iyi bak doğru bak...ki göresin..bir saniyeni almaz...Bir saniyelik heyecana ömrünü satma...2000 kişiden akıllı değilsin...2000 kişiden aptalda değilsin...sadece israf edensin düşünmeden...Düşünmeden yalnızca Allah yolunda verilir...her şey...Sen sen olda düşünmeden ver bakalım gözyaşını...hangi nehirde yüzüp varacağını sandın veya hangi denizde yüzüp geçerim sandın?bir damlada boğulursun inan ki...en üstün yüzücüler boğudu sen onlardan daha üstün bir yüzücü olamazsın...Onlar bir balığı geçemedi...sende geçemezsin arkadaş...yalan söyleme!...Kendi kusurlarıyla cebelleşen topluluklar feraha eremezler...küçücük bir sandalda bazen sallanır bazen alabora olur bazende bir adacıkta mahsur kalırlar...Kainatta dolaşamadıklarından bu dar yerin ateşinden kaçamayacaklardır...er veya geç ateş saracak etrafını ve sonrasında bir akrep gibi zehrini kendine enjekte edecektir...ve haberleri televizyonlarda intaharla çalkalanacak ,yada hapishanelerin duvarlarında çizili olarak duracak!Hiç bir zaman diliminde güneşin sıcaklığını tadamadığı gibi sevgi ve şefkatin huzurunu iliklerinde hissedemeyeceklerdir...Acı çığlıkları yalnızca kameralara hain fikirlerle poz vermekten ibaret olacaktır...Yazıklar olsun,türküsü bir daha dillenmeyecek!Temiz gözyaşlarının beraklığı ile büyümüş boy vermiş fidanlar dünya var oldukça yemişlerini sevda üzerine dökeceklerdir...Ne mutlu aşkın menbaından içenlere.....2-02-2012....vahapulukaya........
Eren Gürleyük: Şiir dediğiniz bu mudur? Sanata bu kadar mı uzaksınız?
burculu: kimse ye kıyas edilmez bidahada bole şair bulunmaz bilinmez :(
Vahap Ulukaya 1: Göğsü inen çıkanların,hangi yaş tahtaya bastıklarına bak! suların üstünde kayıp giden gemileri selametle götüren kim? ve nasıl emin olmuşlar ters düz olmayacaklarına.. bir çiğnem et parçasının boyuna bak geri bir çürük et olmayacağına garanti mi almışlar.. hiç bir şey bilmedikleri halde onca yıl öğrendiler öğrendikleri sadece bir çuval dolusu yaprak kupkuru,yetmez ki gözyaşları ıslatsın hemde birbirine karışmış ve kanatları kırık köz gibi yapışsın,demlensin! Dağlanmış bir yürekle bakmak herkesin harcı değil kuşanmış perde kalın,güneşe yol vermekten aciz kabuk bağlamış artık demir lazım kırmaya suyun üstünde yüzüp geçtim diye sevinenlere bak balıkları geçtin mi?hayır!suları geçtin mi?hayır! kendini geçmişsin yalnız..kendin nasıl üzgün! dünkü sevincinle bugünkü bir mi? ve yarın bugünküne benzer mi? hayır! çizgisiz,bir çehrem benimde olsun isterim tabii çizmese sevdiklerim yollara arabalarla çizgi, motor seslerinden ,çalgı seslerinden havayı çizmeseler, içtiğim dağın suyuda çizmeyecek beni! çocukların eline kalem veriyorlar ve çiz diyorlar o gün bugün hep çiziliyor dünya! gazeteler manşetten veriyor acı haberi hemen yanına çiziyor acı biberi,ağzım yanıyor Gam sırtına binmiş terazi çekmem diyor o güzel bir cam şişeye zehir koymuş satıyor sporun eli kanlı illa kan akmasada saniyenin bile hayat kurtardığı bu dar yerde saatleri peşkeş çekiyor.. cam bardak kırılmış umurunda mı,sönmüş kandil! batmış batağa sümbül,çiçek solmuş! tas tabak toplamak hüner çöp torbasından üç kuruş etmez teneke ne paraymış ne çalım satarmış gençlik fiyakalı küpesiyle, burnuna geçirdiği halka özgürlükmüş tumanı düşecek adam,düşerse şöhretmiş... Kamçıladıkça şeytan azarmış kamçı yiyen beyoğlu ondan yanarmış gece bile şanlı şanlı diri diri gömdüğü kızlar nerde diye sordum bin dertli kaval başımda çaldı boğuldum tarihte kalmış o ilkel inançlar hani o gün toprağa gömenler bugün batağa gömdü Allah aşkına bir farkı var mı? köpürdü dalgalar gam treni düdük çaldı bir kompartman kapattım yolculuk başladı.. uçuşan martılardan uzağım,sadece kuf kuf sesi geçtiğim hep tenha harabelerin bozuk sesi çığlıkları çınlıyor hala hızla peşimde tren gittikçe beni geçmeye güçleri yetmedi.... bir cam kırılışı gibi kırılıp döküldü sanki! sen tren sakaryaya yol al ben peşindeyim haberler acı,çığlıklar zehir kavuruyor yollar kan gölü olmuş bu sabah bir kadın ölmüş,çöpte bulunmuş paramparça ,yürekler paramparça vahşeti yapan insan nasıl insan,hemde bu vatanda! Korkunç,dehşet ,vahim,içleracısı! üzgünüm,bir benim yanmam nola yansak hepimiz ,pişmanlık ne fayda,olan olmuş! karşıdan karşıya geçen çocuk,düşen anne Bir sarhoşun kullandığı aracın altında kalmış ehliyette yokmuş,oda daha çocukmuş! kara buseleri öper hayatın yanaklarımdan ağlıyacağım... susuzluk neden,su şehri İstanbul u böyle susatan ne? ayakkabıların mı eskidi,elbisen mi? içinde nefessiz koyduğun şehir üşüdü mü? çatlaklarından yel mi girdi eve süpürdü kasırgalar kısa bir zaman zarfında mutluluklarını,aşklarını,sevgilerini! elinin hamuru ne çabuk kurudu,kadın pazarları işgal eden bir sensin!birde adın marketlerin hamallığı sana kaldı demek ki! bankaların kapısı soluğunu çekiyor cüzdanına para koydu,sevinçlisin özgürsün.. ihtiyaçlar defterinde yazılı,aklında da acil her şey,alınmalı,almalı... ödemek var hesabını iyi yap sen terzisin uzun kısa bil yeter! ekmek satıp,kazancıyla bar yaparlar, otel yapar,zevk yaparlar meyva satar,şırasından içki yapar,kor yaparlar avcunda ki yemişinden sağır yapar kör yaparlar.. giyim dersin giyersinde,yol üstüne tuzak kurar koparırlar iki gözünü dansöz yaparlar rakkas yaparlar.. beyaz eşya der alırsın banka gibi bağ yaparlar dikenleri sızım sızım batar,kökleri derine gider.. acil neyin varsa var al,kılıfını kendin dikip benden başka görende yok kimse paranı almaz çekip.. sönmüş bir mum gibi kalışını hatırla! dört duvarın rengi aynı malesef farklı renkle boyatsaydın resmini bugün gökkuşağının içinden geçirmezdin kalbini kaç katlı bu apartman,en üst katında mısın üç metrelik bir bahçeye aldandında birinci katta mısın? inemezsin çıkamazsın dedi oğlan tabii karısıda razı değildi! olsun ,sabrın ilhamını böyle bulursun? dualar derinden zor çıkar sanma hepsinin tuttuğu dal tutar çeker.. geçmişi sallayıp çevirmek boşa eskinin deminden bugün dem olmaz Sen şimdi bir çay koy defne kokulu Hiç böyle kuvvetli ,güçlü olmadın içelim sevgili dostum ,arkadaşım içelim... kamburu düzeltmek aşar bizi,biz ki bir tozuz dünya üstünde dünyayı yaradan çözer her düğümü emrine itaat boyun borcumuz,ve bizim gerçek aşkımız... O her rıskı veren ,alan götüren, dilerse toplayan dilerse dağıtan,dilerse seven! Dualarımız perdelensin göklere,heyecanla! Üstadın kapısından selametle uğurlayalım! 12-1-2012........vahapulukaya......
Bu şiir hakkında yazılmış 110 adet yorumu okumak için tıklayınız.
 
Bu şiir ile ilgili düşüncenizi paylaşın:

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
 Bu Şairlerimizi Okudunuz mu?
Bilal Teymur
Mehmed İhsan Uslu
Halim Eser Atila
Adem Kayabaş
Musa Özcan
Gülhan Ehliz
Fahri Yıldırım
Atakan Koçak
 TOP 100 Şiirler
1  Beklenen  (Necip Fazıl Kısakürek)
2  Ben Sana Mecburum  (Attila İlhan)
3  Her Şey Sende Gizli  (Can Yücel)
4  Kaldırımlar 1  (Necip Fazıl Kısakürek)
5  Sakarya Türküsü  (Necip Fazıl Kısakürek)
6  Anlatamıyorum  (Orhan Veli Kanık)
7  Zindandan Mehmed'e Mektup  (Necip Fazıl Kısakürek)
8  Çile  (Necip Fazıl Kısakürek)
9  Ayrılık Sevdaya Dahil  (Attila İlhan)
10  Eğer  (Can Yücel)
» Tüm Top 100 Şiirler
 Konularına Göre Şiirler
Aile
Barış
Kadın
Allah
Bebek
Mutluluk
Ankara
Doğum Günü
Ölüm
Anne
Dostluk
Özlem
Asker
Gurbet
Savaş
Aşk
Hasret
Sevgi
Atatürk
Hayat
Sitem
Ayrılık
İhanet
Vatan
Baba
İstanbul
Zaman
 Günün Şiiri
Vuslata Kalsın (Yılmaz Odabaşı)
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2012. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu.
Şu anda buradasınız: Çile Şiiri - Necip Fazıl Kısakürek

Antoloji.com
24.05.2012 17:23:33  #.242#
  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Nedir  » Gruplar  » E-Kart  » Sinema  » Haber  » Oyun  » Bilgi Yarışması  » İletişim
 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İnsan Kaynakları   » İletişim   » Seçim  
[Hata Bildir]

#9902 ##110