FUTBOL TAKIMLARINI KONUŞUYORUZ! Tuttuğunuz takım için yazılanları okumak için logosuna tıklayın.

Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

CEMBER Konulu Şiirler - cember Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "cember" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "cember" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. cember Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

593  

LUNAPARK’ TA BİR AKŞAM(ÖYKÜ)

Beyaz şeritli, geniş asfalt yollar boyunca uzanan kaldırımlardaki, mağaza ve lokantaların alımlı vitrinlerinde görünen her şey, “Al beni” der gibiydi. İlk defa gördüğüm büyük bir şehirdeki her şeyin cazibesi içimi kıpır kıpır oynaştırıyordu. Eğlenmek güdüsü, hemen yanı başımdaki Gençlik Parkından gelen şen şakrak seslerle coşuyor, adrenalim giderek daha da yükseliyordu. Gençliğimin ağırbaşlılığı, çocukluğumun pembe düşleri arasında kaybolmak üzereydi artık. Gençlik Parkı’nın giriş kapısının yan duvarlarında, hayranı olduğum Emel Sayın’ın afişini görmemle her şeyi unutmuştum. Sanki ayinsel bir törendeydim. Yüreğimin çarpıntısı o anda, saat tik taklarını aratmayacak kadar sesli atmaya başladı. Bir tanrıçaya yaklaşır gibi heyecanla afişin yanına sokuldum. Sesini radyolardan duyduğum; resmini gazetelerden bolca gördüğüm Emel Sayın, Gölbaşı Gazinosu’ ndaydı... Beynimin boz katmanlarından çıngılanarak kanımda yalazlanan duygularım, ona olan hayranlığımı daha da artırmıştı. Omuz üstüne kadar kesilmiş siyah saçları, genç, duru beyaz yüzünü simetrik sınırlandırmıştı. Afişte gülümseyen, siyah beyaza bürünmüş gökyakut gözlerindeki masumiyet beni kendisine daha da çok çekti. Onun, ince, duru sesi bilinmeyen bir âlemden geliyormuş gibi beynimde yankılandı birden. Hani kimileyin, çok öncelerden duyduğunuz güzel bir ezgi, başınızı yastığa koyduğunuzda beyninizde yankılanır ya, işte öyle bir şeydi dizelerin beynimde yankılanışı...‘Çile Bülbülüm, Çile’şarkısındaki ilk iki dizenin kulaklarımdaki uğultusuyla oyalanırken; kendi kendime, “Hayranlık denen şey, bu mu acaba? ” diye düşünmekten kendimi alamadım bir süre.
Şarkının, sözleri ve ezgisi durmaksızın beynimde yankılanıyordu. Tüm düşüncelerim buharlaşmış gibiydi. Haziran ayının bir akşamında kızıla dönüşen güneşin, turuncu, ipliksi, soluk ışınlarıyla yeryüzü renkleri solmaya yüz tutmuştu artık. Kulağıma kadar gelen sesler ise, parkın göl tarafından esen hafif yelle bir yerlere savrulmuştu sanki. Beynimde yankılanan o iki dizeden başka; hiçbir şeyi, ne duyuyor, ne görüyor, ne de algılayabiliyordum. İğnesi takılmış bir gramofondan çıkan nağmeli dizeler, kulaklarımda uğuldayıp duruyordu. Hayran bakışlarımı onun üzerinden almakta zorlanıyordum. Sonunda kararlı bir ani dönüşle, göl tarafına doğru yürümeye başladım. Kendimi parkın en iyi gazinosu Gölbaşı’nda düşlerken parkın merdivenleri başında duran Cahit’in,
- Sen nerelerdesin aslanım diyen, alaycı sesiyle irkilerek düşlerimden uyandığımda, Gençlik Parkı’nın bol çeşnili havasının kokusunu ancak duyumsayabildim. Semaverlerde buğulanan, demli, buruk çayın kokusunu ve yeni yanan bol dumanlı odun kömürü kokusu havada buğulu yansımalar yapıyordu. Günün son demlerine gelindikçe heyecanım tavsamıştı artık. Hanımlar matinesi yapan gazinolardaki haykırışlar, havaya dalga dalga yayılırken; kimileri yüreklerindeki eğlence özlemini bastırırcasına, banklarda ve çimenlerde kayıtsızca oturuyordu. Kimileri de kendi iç dünyalarını yansıtırcasına sağa sola bakınırken, elden geldiğince neşeli olmaya çalışıyordu sanki.
Lunapark, atlıkarıncalardan dönme dolaplara; aynalardan korku odalarına kadar her eğlenceye girip çıkanlarla dolup taşıyordu. Parası yettiğince eğlencelere katılanlar, çeşitledikleri beğenileriyle bir başka eğleniyordu. Boş alanlara tezgâh açmış olanlar, sigaraya çember attıranlar ve çengilerin gösteri yaptıkları çadırlar tıklım tıklımdı. Tarak yüzü görmemiş, dağınık, düz, siyah saçları, ensesinden gömleğinin yakasına düşen çığırtkan, kahverengi gözleri yuvalarında dört dönerek elindeki beş tahta çemberi şakırdatırken kendisinden geçmiş gibiydi. Bir yandan da “Gel gardaş gel, at çemberi yeniharmana kazan onu, ciğerlerin bayram etsin” diye bas bas bağırıyordu. Öte yandan, çakır gözlü, bozuk şiveli ve orta yaş sınırını çoktan geçmiş, kaba ve cırlak sesli çengi çadırı çığırtkanı, çadır komşusuna rekabet etmek hazzıyla, “Abilerim geliiin! Hadi geliiin, doya doya eğlenin” diye, adeta haykırıyordu. Olanca sesleriyle ısrarlı bağıranların arasında kalmıştım; sanki şeytan pazarına düşmüş bir papaz gibi, şaşkın ve kararsız onları izliyordum.
Birbirine karışan ayarsız seslerin şiddeti, kaç desibeldi bilinmez ama hiç kimse de, rahatsız olmuş gibi görünmüyordu. Ayrıca beni onlara doğru çeken bir şey varmış gibi, ayaklarım o yana doğru çekiliyordu. Artık, gazinoyu unutmuş gibiydim. Artık her eğlencede bizi de, sağa sola caka satarak, Cahit ile birlikte ağızlarımızı yaya yaya konuşmak alışkanlığı sarmıştı. Seyircisi bol penaltı atışlarında; bir yandan da B.J.K’li Baba Recep’miş gibi kasım kasım kasılırken, bir yandan da gözlerimle sağda solda bizi izleyen bir kızın olup olmadığını gözlemeyi ihmal etmiyordum. Bir yandan da kısa kollu, küf yeşili gömleğimin yaka uçlarını düşürüp arkasını kaldırıyordum. Geniş paçalı pantolonumu havada savurarak, köşeye attığımı sandığım her topun arkasından, ya kollarımı havaya kaldırıp “Gol” diye bağırıyor, ya da dışarı giden topun arkasından“Ah, vah”lar çekip duruyordum.
Dönümlerce büyük Gençlik Parkı’nın Lunapark’ında, eğlence bitmek bilmiyordu. Akşamın gölgelediği plastikten yapma ördeklere, arkadaşımla birlikte patlamaz tüfeklerle atışlar yaparken; bir yandan da,“Ben askerdeyken hedefi onikiden vururdum”diyerek, bir afra tafrayla ördeklere nişan alıyorduk. Raylar üzerinde dört tekerlekli ağır demirden bir kütleyi her savurduğumuzda, bize bakan kızlara “Clark çekmek”te, başka bir huyum olup çıkmıştı.
Paramız her eğlence de biraz daha azalırken o akşam, Emel Sayın’ı dinleme hevesimiz de bir başka bahara kalmıştı. Gölbaşı Gazinosu’nda Emel Sayın’ın, ince, duru sesi, gece yarısına doğru perde perde yükselerek dışarıya yayılıyordu. Çevrede gürültü azaldığından, Emel Sayın’ın sesi net ve gürültüye boğulmadan kulaklarımıza geliyordu. Gazinonun dışındaki meydanda hep bir ağızdan ona eşlik etmek, bana daha eğlenceli gelmişti sanki. Hele son söylediği “Çile Bülbülüm, Çile” şarkısını söylerken, sanki içerdeymişim gibi kendimden geçmiştim. Ayakta veya bir yerlere oturan, kadınlı, erkekli onca insan, şarkıya eşlik ediyor ve uyumla şarkıya katılmaya çalışıyordu. Ama her sayılı şey gibi eğlenceli saatlerde bitmiş, gazino dağılmıştı artık.
Sarhoşluğun hantalaştırdığı bedenlerinin uyuşukluğuyla gazinolardan çıkanlar, yollarda savrulurcasına yürüyorlardı. Onlar eğlenceyi kanıksamış halde, eş ve dostlarının kollarında yarı uykulu gibiydiler. Gecenin zifiri karanlığı kadar, uykulu ve yorgundum ama düşünebiliyordum yine de. Kimi insanlar, çimlere, ağaç diplerine sere serpe uzanmış uyurken; kimileri de üç karışlık bankların üzerine, ana rahmi duruşunda kıvrılmıştı. Yoksul ve zavallı insanların bedenlerinden demir karası geceye, sessiz çığlıklar yankılanıyordu sanki. Onlara yüreğim ezilerek bakarken kendi kendime, “Uykulu bilinçlerinin derinliklerinde, huzura dönüşmüş düşlerini görüyorlardır belki de kimbilir” diye düşünmekten kendimi alamazken, arkadaşımla birlikte otelin yolunu tuttuk.
Ruhen dinlenmiştim; ama bedenimde, yer yer sızılar oluşmaya başlamıştı. Başım uyku sersemliğiyle arada, boşlukta kayar gibi omzuma düşüyordu. Saman pazarı’ndaki, kâgir yapılı eski otelimize gelmiştik artık. Köhne otel odamız ağır kokuyordu. Limonküfü rengindeki, rengi uçuk çiçekli bir bezden iki kanatlı perde buruş buruştu. İki yana sıyırdığım perdenin altında kalan balkon kapısını açtığımda içeri giren serin ve temiz hava, kapanan gözlerimizi açmaya yetmişti. Dışarıdaki ışıklı reklâmlardan yansılanan görüntüler pencere camlarından, benekli, renkli parıltılarla, nevresimle kaplanmış yorgan ve yastıklar üzerine düşerken; bir zaman tanelinin, uzun alacalı, dar burgacında bilmediğim bir yerlere doğru gittiğimi duyumsadım birden. Renkli görüntülerin kimisi, kaleydoskop çiçekleri gibi yüzümde açılıp kapanırken; kimisi de renkli krepon kâğıdıyla boyanmış gibi sabitleniyordu. Odayı saran renk cümbüşüyle eğlenirken, bir günün yorgunluğuyla ertesi gün gireceğimiz sınavın, endişeli heyecanıyla uyuya kalmışım. Ertesi gün uyandığımda, “Hayatın gerçekleri ile düşler her zaman böyle, birbirine yüz seksen derece zıt mıdır acaba? ”diyen kafamdaki çelişkiyle, bir lisenin sınav odasında kendimi buldum.
14 – EKİM - 2007
........... devamı >>
 
Ergin Bingöl
    
    
    

594  

DÜNYAMIZI ‘GÜZELLİK’ KURTARACAK! MAKALE, ŞİİR, BESTE OZAN ŞİAR ŞAH TURNA

Sevgili Dostlar, Dünyamızı, İnsanlığı ‘güzellikler’ kurtaracak! Beğin ve yürek güzelliği; ekmek ve su kadar önemlidir, hatta bazen daha da evladır. Zira, ‘ekmeksiz ve susuz ölürüz’. Ancak, güzelsiz-güzelliksiz hayvanlaşırız! Oysa,‘ İnsanca ölmek, hayvanlaşmaktan, robot misali yaşamaktan daha önemlidir’ diyor Dostoyevski. Ne kadar özlü ve sözlü bir değim. Sevgili yaşamı ve dostluğu paylaşanlar; sevmek ve sevilmek gerek. İşte, aşta, sevişte kucaklaşmak gerek.
Dar çember gibi kendi alanımızda takılıp kalmak; geniş alanları kapatır. Ufkumuzu daraltır, dünyamızı karartır! Dünyamızda ki bunca adaletsizliklerin, haksızlıkların, sömürü ve baskıların kökeninde sevgisizlik ve paylaşım kültürünün gelişmediğinin de önemli bir rolü olsa gerek...
........... devamı >>
 
Aşık Şahturna
    
    

595  

VE ÇOCUĞUN UYANIŞI BÖYLE BAŞLAMIŞ

Gül kokuları çocukların kaburga kırıklarından geliyor
Acıyı ve insanlığı çocuklar
Böyle dayanılmaz kıldılar ve yeni suları
Onların bilgileri getirdi
Elleri önlerinde bağlı-duruşları
Omuzlarından göğüslerine doğru kıvrık ve yumulu
Yaşarlar ebedi göz ve ölümsüzlük aşısı yapan kitabı
Ki şimendifer
Nasıl peşinden koşturursa katarları yolcu kutularını
Oralarda civarda
Böcekler sürüngenler bulunan kırda
Dönen çember- toprakla çalkalanan çocukların önünde
Bir dev gezinir
Şimşek düşer
........... devamı >>
 
Cahit Zarifoğlu
    
    
    

596  

BÖL,PARÇALA,YÖNET

Böl,Parçala; Yönet

..........İstanbul Bağcılar'da bir lise.Spor odasında öğrenciler namaz kılıyorlar.
Bir veli cep telefonuyla tesbit etmiş.
..........Kesimlere, ayrıştırılmış Türkiye.Türkiye'nin dinci kesimine ait bir kanalında gerek okul müdürüne,gerek öğrencilere gerekse velilere ne soruluyorsa soru TV tarafından makaslanmış sanırım.Şöyle diyorlar:Namaz kılmak suç mu? Bu kadar basite indirgeyerek halktan oy almak.Toplumu karanlığa sürüklemek.Aynı TV nin bir saat önceki haberinde aynı kesimin gazeteci yazarı Kuzey Irak'ta yalnızca Barzani değil Amerika da vardır.Amerikaya karşı savaş açmak intihardır,diyor.
........... devamı >>
 
Halit Mehdigil
    
    

597  

GEÇMİŞE ÖZLEM

Yıllar önce yaşadığım günlerimi hayal ettim,
Özlemin kanatlarıyla uçarak geçmişe gittim.

Sılamın topraklarında yattım, yuvarlandım,koştum,
Çocukluğun sevinciyle, neşelendim güldüm coştum.

Ayağımda pabuç yoktu, sırtımda eski gömleğim,
Yine mutlulukla dolu çarpıyordu o yüreğim.

Sağa sola selam verip,tanıdık yüzler aradım,
Gözlerim hasretle dolu, çevreyi şöyle taradım.

Annem, babam, kardeşlerim,dostlarım neredesiniz?
Artık hayat tat vermiyor, sizden uzakta ve sizsiz.
........... devamı >>
 
Sabahattin Hizmetli
    
    
    

598  

AĞIT

Ağıt I

Kış erken başlar Ağrı'da
Ve zemheri soğuklar
Her tarafta pusuda.
Yücelerin yücesi
Agrı dağı,
Tepeden bakar
Doğubeyazit 'a.
Figanlı akar
Aras Nehri.
Soğuk, buz, ayaz, don
Ve gece ayazı
Ortadirek Köyüne iner.
Kuş uçmaz,
Kervan geçmez yerler.
Yoksulluktandır
Yoktur çareler.
Garibandır insanları
Ama cesurdur.
Sert bakar
Ama saftır
Çocuklan hele
Çok şirindir.
Kimisi çukur
Kimisi çıkık gözlü
Kıvırcık saçlılar da var.
Ağrı kadar büyük düşünürler
Aras gibi coşkulu akarlar.
Çocuktur bunlar çocuk,
Doğu' nun çocukları.
Okula hasret,
Öğretmene hasret,
Sevgiye hasret çocuklar
........... devamı >>
 
Cemal Yaşar
    
    

599  

FATMA NİNE - 8 / DERLEME

Hepinize iyi günne......Nasılsınız, iyi misiniz? Ben iyiyin işte.Yatacak gadar hasda delin, oturacak gadar iyi de'lin.......Gene bi tasam va.Fatma Ninenizin tasası bite mi? Tasa kuşuyun ben...Çocukla tatile gidiyolla, oğlanla “Ana sen de ge,” deyolla. Gelinlere inat osun deye, gitsem mi ki deyon.Gitsem bi tüllü(türlü) , gitmesem beş tüllü.

Emme (ama) bıldır (geçen sene) gittim, pek bunaldım.Neden mi? Dinleseniz, anladıverin:
Bizim uşakla (çocuklar) tadile gidecekle Marmaris’e. Ne varısa va u Marmaris’de. Her sene uraya gidele. Oğlanla ”ana seni de götürem,” dedile. Emme gelinlen ağzı diline varıp da, ana siz de gelin demeyolla. Oğlanla derseniz, ölüsü ölmüş gibi yalvarıyolla ”Ana ille sen de ge,” deye....”Uşak, etmen eylemen. Ne işim va benim ullada? ” deyon. Yok, ille gidem deyo oğlanla. Yetmiş yaşındaki garıya ne yapıverecemiş Marmaris? Ullada ölür galırın, başınıza bela olurun deyon. Allah son suyumu Mudurnu’dan gısmet etsin. İsanın dirisi zor gelir ulladan. Ölüsü nasıl gelir? Ön del’mi?
........... devamı >>
 
Kâmuran Esen
    
    

600  

KANATLARIN GÖLGESİ

ey oğul bu sessizlerin sedasıdır...........

SİYA ŞAPEREN: KANATLARIN GÖLGESİ

westiyan, li hev nerin,
westiyan: yorgundular...
baktılar birbirlerine
yorgundular...

kanatlarını açtılar,
kara çadır misali kanatlarını
uzaklardan geldiler,
yabancı aşiretlerin diyarından....
ey oğul, duyduğun sessizlerin sedasıdır,
duy onu, duy!
birbirlerine baktılar....baktılar... baktılar
bu tan atılımında
patlak gözlerle, keskin gözlerle, yeşil gözlerle
mavi gözlerle, uzak gözlerle, kör gözlerle
avcı gözleriyle sevdalı avcıların....
ben kuşum, tavus kuşu, sukun arıyorum Şengal Dağları’nda’
........... devamı >>
 
Seda Zengin
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


22.11.2008 23:09:48

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim
antoloji.com

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim