FUTBOL TAKIMLARINI KONUŞUYORUZ! Tuttuğunuz takım için yazılanları okumak için logosuna tıklayın.

Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

CEMAAT Konulu Şiirler - cemaat Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "cemaat" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "cemaat" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. cemaat Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

473  

GAZİ ABİ

Alem adam şu bizim gazi abi, güler güldürür,durur düşündürür
Bir gün oruç ayında, tarla biçmeden gelmiş çok yorgunmuş.
Kendide oruçlu, ve önceki geceden uykusuz, yorgun ve sahursuz.
Bitkin bir halde...
O gün de misafirleri gelir, beraber teravi namazına giderler.
Yatsıyı kılar, sıra teraviye gelince,yavaş yavaş uyku bastırır.
Göz kapakları kapanmaya başlar, zaten oda arkalarda namazını kılar..
Hoca teraviye niyet deyince, gazi abi halı yığıntılarının arasına girer.
Zaten yorgun argın, hemen mışıl mışıl uyumaya başlar!
Namaz biter cemaat gider, misafirleri onu arar,yok gazi abi yok...
........... devamı >>
 
Yaşar Kılıç
    
    
    

474  

YAZ YAĞMURU...

Bırak göz yaşlarını,
Yaz yağmuru!
Bu yıl, İstanbul’daki
Haz yağmuru...
Yalnız çatılarda değil, sokaklarda
Hız yağmuru...

Kaç bardak olmuş alt üst
Ki böyle yağıyor yağmur? ..
Yoksa gök mü delindi de
Boşanıyor yağmur! ..
Mevlâ, der mi acaba
Bu sonsuz rahmete “dur! ”
Merhametsiz dünyaya “rahmeylemek”;
Belki öfke budur...
Çün, nice bereket olan şey,
Kimi topluluklara bir sel,
Bir azgın sudur..
Yeniden diriliş ne mümkün;
Bir anda yok olma korkusudur...
........... devamı >>
 
Mustafa Küçük
    
    

475  

KÖYÜME

Bulut eksik olmaz beserek dagi
Kuzeyine oturmustur köyümün.
Güneyi de alacanin keh ile
Hasretini getirmistir köyümün.

Alacaksin derin derin nefesi.
Dogusu tuz tasi belen tepesi
Kara baba selamliyor herkesi
Batisinda SINIR tasi köyümün.

Tepeden tepeye iki yakali,
Kar altindan cikar teke sakali
Uzun oldu mescidimden cikali
Eksik olmaz gözün yasi köyümün.

Cigdem acar,lale olur gül olur.
Kuskus,yemlik,madimagi bol olur.
Daglar cicek acar 'durma gel' olur.
Sevgidir ekmegi,asi köyümün.
........... devamı >>
 
Bekir Hasgül
    
    
    

476  

GÜLNÂME-II

-Seyyid A. Şemsettin Ağabeyimin aziz ruhuna fatihalarla-
Bindokuzyüz ellisekiz yılında
Bu faniye gözün açtı Ağabey
Altın silsilenin altın dalında
Gül gibi rayhalar saçtı Ağabey

Ahmet Şemseddin denildi adına
Razı oldu daim Hakk muradına
Bir goncaydı gül diyarı yurduna
Ömrü Zaviye’de geçti Ağabey

Babasıydı Şah Hulûsi sultanım
Validesi Hacı Naciye Hanım
Onlardan öğrendi edep erkânın
Herdem doğruluğu seçti Ağabey
........... devamı >>
 
Musa Tektaş
    
    

477  

HAC HATIRALARIM 25(CEBEL-İ NUR)

CEBEL-İ NUR

İlk dikkatimizi çeken,değişik ülkelerden insanlar veya muhtaç kişiler,kimi eline bir kürek almış,kimi bir çapa,kiminin elinde bir keser ve buna benzer aletlerle güya merdiven yapmaya çalışıyorlar,veya çalışıyormuş gibi yapıp inanç sömürüsü yapıyor. Dilenmenin başka bir çeşidi anlayacağınız.
Sıcak iyice bastırmaya başladı. Yolumuz uzun ve dik. Şansımıza da cebimizde bozuk para hiç kalmamış. Yolumuz üzerinde bazı küçükte olsa düzlükler oluyor. Oralara da hemen çadır kurup,çay,meşrubat ve meyve gibi hizmetler sunuyorlar. Sayın içişleri bakanım bayır çıkarken arıza yapmaya başladı. Onun için dinlene, dinlene çıkmaya başladık. Ahmet ve hanımı ile Mustafa arayı açmaya başladılar.
Mekke-i Mükerreme yaklaşık 15 bin tepeden oluşuyor. Kafile başkanımız öyle demişti. Nur Dağı da bunlardan biri. Yaklaşık 2 saat uzaklıkta Kabe’ye bir saatten fazlada tırmanma şeridi. Şimdi düşün bakalım sebeb-i hikmeti ne bu işin. Tefekkür için bu kadar yolu aşıp orada vahyi beklemek,insanlığın kurtuluşu için planlar yapmak ve hayata geçirebilmek için olgunlaşmayı burada beklemek. Rabb’imin hikmetine sual edilmez. Şöyle bir kaba gözle bile bakınca çok daha kısa zamanda çok az daha yorularak çıkılabilecek,gidilebilecek bir sürü yer varken. Nur Dağı ve Hira Mağarası. Demek ki dünya kurtuluş reçetesini buradan yayılacak alemlere.
Ahmet ve Mustafa ile mağaranın başında buluşuyoruz. Salavat getirerek mağaranın bir tarafından girip,öteki tarafından çıkıyoruz. Çıkışta iki rekat namaz kılıp,yapılan dualara iştirak ediyoruz. Terimiz kurusun diye oturduğumuz yerde Türk hacıları ile sohbet ediyoruz. Siması pek yabancı gelmeyen hacı ile üç-beş kelam edince Sakarya Mazlum-der başkanı ile muhabbet etmiyormuş muyuz. Hem de Reşat Dayımın da komşusu. Hanımı ile gelmiş. Buda tatlı bir hatıra olarak kalıyor.
Hira Mağarasından Kabe kuşbakışı çok net görünüyor. Efendimiz(SAV) Kabe’ye bakarak tefekkür ediyordu. Bir tarafı da çok dik ve kayalıklarla dolu. Allah korusun insan yanlışlıkla düşecek olsa kırılmadık kemiği kalmaz herhalde.
İnişimiz daha kısa sürüyor. Hemen bir taksi tutup Kabe’ye gidiyoruz. Öğle ezanı yolda okunuyor. Abdest tazelemesek namaza yetişecektik. Bizde hanımla cemaat yapıyoruz. İkindi namazını kılıp öyle gittik otele. Kayınvalidem çok kızıyor kızına. Bana bir şey deyemeyince kızına yükleniyor. Çok geç kaldık diye. Meğer çok merak etmiş.
........... devamı >>
 
Osman Erdoğmuş
    
    
    

478  

MONOLOG PERDE II - EKSİK BELGE

……..Belgeler eksik kalmıştı, tamamlanamayan bir çok şeyin ardından kağıt üstünde de durum kurtarılamıyordu ne yazık ki... Beklenilen her şeyin kusursuzca halledilmesi değildi zaten. Ama ortada belli kriterler doğrultusunda düzenlenmiş olması gereken bir doküman sorunu vardı, çözüm zamanı çoktan geçmişti belki, ama iyi bir bahane bulunması bir gereklilik değil Zorunluluk'tu... Bahane uydurma konusunda bir o kadar yeteneksizdi-kendisi baştan sona bahane- sorumlu kişi.´bana ne dedi’ umursamaz bir tavırla, umursamadığı - arzusuna dur diyemeyen- arzularıydı. Arzu: bir o kadar bütünleşik bir o kadar bölünmüş çoklu duygu, benlik... Birdenbire boşalınca libido yeni bir dolumu beklemeden hayatı boşlatır ademe ve bir zaman sonra kah zamanlı birdenbireler yalama olur çıkar, sür-e-git kalır varlığı... Vazgeçmişse bir kişi, yeni bir umudun rahmine niye yatar. Yatılan rahim değildir, öyle zanneder bir çukura düşmüş safi... Bahane bir açıklama değildir, ve nedense karşıdaki öznenin bunu böyle kabul edebileceği varsayılır. Bir çok insan gündelik masallara inanabilir, ilahî adalet karşısında ise sadece nefis susabilir: varlığına kendisini inandırmak için…Gerisi beyhude bir debelenmedir. Susmak ise anlamlı bir uğraşı… Bununla ilahî olan karşısında yalnızca susmalı demeyi kastetmiyoruz ama onu konuşmak onu çoğu zaman azaltır ve ama çok nadirdir ki bir iç sesle dinlemek onu çoğaltmasın. Bir cemaat dedikodusu içerisinde konuşulup dünyevileştirilen ilahî'ler yaşamı bir cehennem azabına çevirebilir,cennet sevdası koşuşturmacısında. Bazıları buna da gerek duymaz, kolayca bir inana (İnansızlık inanına da) bağlayıp bu işi, ipe un serebilir: yaşama karşı kendisini en ucuzundan pahalıya satabilmek için... Açıklamalar daha da uzatılabilir ve daha da uzayacak muhakkak,ama yeterli bahaneyi yaratamıyor sorumlu kişi ve kendi vicdanı baş yargıç olacağından bu vakada, durum vahim anlayacağınız, ki vicdan da başlı başına sorunlu bir kavram: ilahi olanla dünyevi olanın metazori, eski püskü,eksik bileşimi- birleştirimi…sadece bu değil hissedilen duyumsamanın, duygunun içerimi. Vicdanı anlamak için bu alana yoğunlaşmak gerekiyor, çünkü her şeyde olduğu gibi hissiyatla anlam arasında uzlaşıyı kuran bu alan: neyi nasıl hissettiğimiz. Ne ‘post yapısalcı metinsel idealizm’ ne de ‘yapısalcı indirgemeci organik-mekanik sistemcilik’. Debelenmesi devam ediyor sorumlu kişinin: asla dindirilemeyecek ızdıraptan kaçınma hevesi. Öyküye yoğunlaşsa daha iyi olacak: halledilemeyecek doküman sorunumuza ilahi ya da dünyevi olmasa da vicdani bir açıklama getirir inşallah, İlahi olan muhtemel kabullenmez bu durumu ama dünyevi olan arzularının belirimi belli bir dindirilmenin doyumunda benlik çatışmasına son vermese de süresiz şarj eder libidosunu ve atılımlı bir kişilik olur çatışmalı ya da çatışmasız varlığı. İşte sorumlu kişinin kendini hala inandırmaya çalıştığı masalı: her şeyin ilahi bir biçimde dünyevi olarak düzelebileceği hurafesi. Sadece ruhu özgürleştirmeye çalışmak lazım, libidoyu boş ya da dolu karşısına alabilecek cesareti devşirmek.....
........... devamı >>
 
Selim Bayrak
    
    

479  

GÜLDENİZ

İçimde firar etmiş sevdalar
Bir haylidir aşk okurum yaralarıma
Sanırsın alev kusacak, alev şu dağlar
Öksüz yetim kim varsa, ses verir naralarıma
Ah! ipin ucu bir defa kaçamaya görsün
Bakar mısın, rüyalarımda feveran?
Seyret ki, kim güler kim ağlar..,

İçi bir “levlak” almayan kavanoz
Neden ben; bir çift kara göz uğruna.,
Tavır alıp, kimseyle kıyasıya yarışmadım
Akıl, münasibini koymadıkça şuuruna
“Beni beğen! ” güruhuna karışmadım
Alışmadım, taklidi âmâ saflığına
.., alışamadım..,
........... devamı >>
 
Mehmet Sani Özel
    
    

480  

SOMUNCU BABA (SEYYİT ŞEYH HAMİD’İ VELİ) HZ.

Anadolu evliyalarından gönül insanı, Allah dostu,bilge, ilim,bilim.
kültür insanı zamanının en önemli hocalarından Osmanlının manevi
Sultanlarından, Hidayet Güneşi, Gavs’ı Azam Velayet Aruf-i Billah
Kutb’ul Evliya gibi dünyada bir insanın en zor gelebileceği makamlara
Sıfatlara sahip olan Seyit Şeyh Hamid’i Veli (Hamid Hamidüddin)
(Somuncu Baba) soyu Peygamber Efendimiz (sav) ulaşır. Babası
Horasan Erenlerinden Şemsettin Musa Kayseri’dir.İlk hocası babası
olup Şam,Tebriz Erbil de ilmi ve manevi eğitimini tamamlamış,
Beyazıd’i Bestami den de ders almıştır.
........... devamı >>
 
Necmiye Sarpkaya
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


22.11.2008 23:59:24

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim
antoloji.com

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim