Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

BAGLANTI Konulu Şiirler - baglanti Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "baglanti" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "baglanti" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. baglanti Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

153  

ANA KARNINA DÖNÜŞ - 1.7

1.7
Analiz ve Sentez Ünitesi

Yıldızlararası Uzay Gemisi Foton 1 ‘de yakıta gerek kalmamıştı. Zira, gemi bir türlü kurtulamadığı paradoksal rotada serbest düşüş halindeydi. Dünya ile ayın manyetik çekim alanları çevresinde, bu alanların ortak manyetik etkisiyle dönüp duruyordu. Her iki etki alanına en yakın noktası, çekim alanlarının teğetteki sıfır noktasıydı. Gemi bu noktayı her geçişinde, önce dünyanın, sonra da ayın çekim çekim alanları çevresinde tur tamamlamak zorunda kalıyordu.
Foton 1 ‘de yakıt mevcudu kendi miktarını korurken enerji tüketimi her an biraz daha artıyor ve enerji göstergeleri sürekli azalma gösteriyordu.
........... devamı >>
 
İsmet Barlıoğlu
    
    
    

154  

YOL3

Adam daha derinlemesine düşünmeye başladı bugün, yani detayına girift bir mekanizmayı çalıştırdı -odasına göre daha içeri denilebilecek salonda televizyon karşısında oturup sigarasından ve light kolasından yudumlarken: Tek bir sıyrığı bile olmamış Atatürk, devlete millete zeval; tek bir hatası ise kendine olmuştu Savarona’da böbrek telaşı. Hoş böyle büyük insanlar böyledir ama okuduğu, şu an hatırladığı tüm diğer büyük insanlarda bazı büyük başkaca hatalar da vardı. Peki Atatürk nasıl böyle muazzam bir mucizeyi kendi bedeninde yeryüzüne sunmayı başarabilmişti? Misal Aristoteles’i düşündü, köleliği savunmuş denmemiş miydi? Einstein’ı düşününce, belki Ata’yla mukayese edilebilecek bir örnek oydu, çünkü atom bombası olayında bile formülün Nazilere geçmesine mani olmaya çok çalıştı ve başardı ama sonunda gene bir hükümetin eline geçti: Politika, denilen kötüdür. Çünkü insan-iç egosundan gelir: Hücredeki siyaseten yürütülen besi alış verişini denge altına almalı, aşamaları hücre duvarının bu yerlere getirdiği. Çünkü kendine gereklileri alıyor, gereksizleri ise defediyor –insan onuruna aykırı bir şey değil midir bu? Ama diğer yandan da düşündü adam ve dedi ki kendince: “kötü şeyleri alsaydı kendine, o zaman biz doğar mıydık vesaire? ”
........... devamı >>
 
Akın Akça
    
    

155  

...ŞİİR TADINDA SÖYLEŞİ...DEMİR MUTLUGİL


Su Gibi_Sizi tanıyoruz ama yinede bizlere kısaca yaşam hikayenizi anlatır mısınız?
Demir Mutlugil_
İstanbul doğumluyum, ilk okulu Moda ilkokulunda okuduktan sonra, askeri orta, askeri lise ve Kara Harb okulundan mezun olup, 1969 senesinde subay olarak hayata atıldım. 1984 senesinde hukuk fakültesini bitirdim.
Evli ve iki çocukluyum. Kızım mühendislik ve konservatuar mezunu, tiyatro ve senaristlik yapıyor, zaman zaman da dizilerde oynuyor. Yedi numara adlı dizide Ayten karekteri ile tanınmıştı. Oğlum gemi inşaat mühendisi özel bir tersanede çalışıyor. 1990 senesinde emekli olup İstanbul’a yerleştim. O tarihten beri serbest çalışmaktayım
........... devamı >>
 
Su Gibi Şiir Grubu Şairleri
    
    
    

156  

AŞK SABRIN KANATLARI ALTINDA YAŞAR

Furkan dalgın ve kederli... Kaldırımın kenarında oturmakta, yüzündeki sıkıntı yara gibi kendini göstermekteydi. Mustafa bey, usulca uzaktan izlediği Furkan’ın yanına sokuldu:

- Evlat nedir yüzündeki bu enkaz? İçinde yavrusu kaybolmuş bir kuşun çırpınışı var sanki.

Furkan sıkıntılı... Furkan utangaç... Furkan bin mâtem içre...

- Ben çok kötüyüm be ağbi, dedi.

Mustafa bey derin bir nefes alarak:
........... devamı >>
 
Semih Yücel Yücetürk
    
    

157  

KIZILDERİLİCE VE TÜRKÇE

Kızılderililerin hepsinin olmasa da bir kısmının Türk kökenli olduğunun söylendiğini duyarız bazen..Ancak haklı olarak bu savın doğru olup olmadığı konusunda şüphelere de kapılırız..Elbette bu insanların yani “Kızılderili” ya da bir galatı meşhur olarak “indians” olarak anılan insanların kökeninin şu veya bu olmasının, yani kafataslarının şeklinin bizim için çok da önemi yok..Sonuçta onlar kendilerini şu anda farklı bir halk ya da millet olarak tanımlıyorlar..Kökenleri nereden gelirse gelsin bu insanlar binlerce yıldır Amerika kıtasında yaşıyorlar ve bu binlerce yıllık süre de onların yepyeni bir millet olarak başkalaşmasına yeter bir süredir..Bulgar Türkleri daha kısa bir sürede Bulgar milleti diye apayrı bir millet olmuşlardı bildiğiniz gibi...Bunlara Türk soyundan gelen Finler ve Macarlar da eklenebilir..Fakat bu insanlarla bir şekilde akraba olduğumuzu bilimsel verilerle ispat edebiliriz..Bunu ispat için kullanılabilecek en önemli araçlardan birisi de bildiğiniz gibi dildir..Pek çok Kızılderili dilinin UralAltay kökenli diller olma ihtimali hem de kuvvetli olarak vardır…Bering boğazı yoluyla Orta Asya’dan Amerika’ya göçen Orta Asya halklarının tamamının da Türkler olduğunu söylemek imkansızdır..Ancak Kızılderili dillerini incelediğimizde bu kıtaya göçen milletler içinde Türk milletinin de atalarının var olduğu kesindir..Yoksa Kızılderili dillerindeki Türkçe kökenli kelimeleri açıklamamız asla mümkün olmazdı..Elbette Osmanlı döneminde Amerika’ya göçen “Meluncanlar” denen topluluğun Kızılderililerin dillerini etkilediği gerçeğini de unutmamamız yerinde olur..Zira Meluncanlar büyük bir ihtimalle Osmanlı Türkçe’si konuşuyorlardı..Bildiğimiz gibi bu Türkçe, Arapça ve Farsça kelimeler itibariyle zengin bir lehçeydi..İşte Kızılderililerin yakınlarına yerleştirilen Meluncan’ların Kızılderili dillerini etkilediğini varsayarsak, bu dillerdeki bazı kelimelerin Arapça ya da Farsça kökenli olma ihtimalini de göz ardı etmememiz gerekir..Bir Kızılderili kavmi olan Çerokilerin dilindeki “saat” gibi Arapça kökenli kelimelerin de başka bir izahı zor görünmektedir..Üstelik “hadjo” (haco) şeklinde telaffuz edilen ve Osmanlı Türkçe’sinde ve günümüz Türkçe’sinde sıklıkla kullanılan Farsça kökenli “Hoca” (Hace) kelimesi de ancak Meluncan’ların dillerinin etkisiyle açıklanabilir.Biz bu gerçeği inkar etmemekle birlikte Orta Asya’dan göç edildiği şekliyle Kızılderili dillerinde kalan Türkçe kelimeler üzerine odaklanmak istiyoruz..Küçük de olsa bulacağımız benzerlikler bizleri ortak bir kökene en azından Moğollarla, Japonlarla olduğu gibi Kızılderililerin bazı boylarıyla da akraba olabileceğimiz gerçeğine bizi götürür…Bu gerçek de belki Kızılderililerin Türkiye’ye, Türklere daha sıcak bakmasına vesile olabilecek gelişmeleri doğurabilir..
........... devamı >>
 
Oğuz Düzgün
    
    
    

158  

ARADIĞINIZ HAZİNEYİ BULDUM/ZENGİN OLMAK İSTER MİSİNİZ?

.........Simyacı adlı bir kitap vardır.Okumuşsanız şanslı sayarım sizi.Okuma mışsanız tavsiye ederim okuyun.Ben kısaca özetleyeyim:
........Bir çoban koyunlarını otlatır ve geceleri yağmur ve çamurda koyunlarını getirip ağıla kapatır.Gece gündüz aklından zengin olmak çıkmazmış. Düşler miş zenginliği.Bir gün bırakmış koyunlarını ver elini bana diyerek düşmüş yollara.Afrika'ya geçmiş.Mısır pramitlerine mi dersiniz,dönmüş dolaşmış, altınların izi onu nereye getirmiş? Tabiiki koyunlarını doldurduğu ağıla... Koyunlarını doldurduğu ağılın altını kazmış ve aradığı altınları bulmuş.(Yıllar önce okumuştum. Tabiiki mecaz anlatımla şuna varıyor.Yan gelip yatmayın,yaşam çabadır. Mutluluk uzaklarda değil yanıbaşınızdadır.Size kalan şey en büyük hazineniz olan aklınızı çalıştırmaktır.Hayalci olmayın gerçekçi olun. Sorunlardan kaçmayın üstüne gidin.Araştırıcı olun.Bir deyim var,fazla kullanılmayan: 'Şeytan'ın avukatı olmak' görünüşte tiksindirici bir söz.Ama kazın ayağı öyle değil o da mecaz bir anlatımdır.Bize anlatılanların hepsine, okuduklarımızın hepsine harfi harfine uymayın.savunulan şeylerin karşısısında bir bü yük 'ACABA' deyin. Tersinden sorular sorun.Kimsenin müridi olmayın. Okuduğunuz kitabın,yazının vermeye çalıştığı mesajların tersinden sorular sorun.Hiç korkmayın ama hiç korkmayın bunlar dini kitaplar da olsa sorun. Öyle bir şey ki ortaya konulan size verilen mesajın doğruluğu bir problemin sağlaması gibidir.Kitap ya da verilen mesajlar kendini doğrula tır.Eğer ki doğruluk varsa...
........... devamı >>
 
Halit Mehdigil
    
    

159  

KAPSAMLAR VE DİNOZOR YUMURTASI'NDA BİR GÜN

bölüm i.

a.
Tabloların, sahteleriyle değiştirildiği doğru mu gezegende?
Ay ne kadar parıltılı imiş; 8O’li yıllarda evlilik, evcilik, evcinick
Bir inşaat tersanesi fotoğraf stüdyosu, hayal arkası, parlak –
arkaplanı fotoğrafa duran için –cafcaflı bir sanat eseri,
Bir orman ya da birkaç ağaç, renkli bir hayal-akvaryum..
o karton kumdan yapıldıysa kağıt, ağaç sorun değil
Ama dönüşümlü Ay’a iniş stüdyosu “Houston, Houston..”
demek sahne sahne olsa; elmas, bir şekil verilemez.
Halbuki durum tam tersi, Pembe Panter ki güzel kendisi:
..onun kibar hırsızı, o değil; kolay ayırtına varılmalı.
........... devamı >>
 
Akın Akça
    
    

160  

AYNALAR YÜZÜMÜ UNUTTU

GRİ
Yaşama “Merhaba” diye bir çocuğun
Bu sesiydi mutluluğum.
Sonbahar yaprağının son dansıydı.
Ama hep merak ettiğim,
Neden heykeller hiç kıpırdamadı.

Soğuk bir hastanenin
En soğuk morgunda
Sevinmeyi, üzülmeyi bilmeyen
Bir sessizlikte,
Acılara merhem bir doktor olsaydım.
Yaşayanların gülemediği,
Ölenlerin ağlayamadığı
Bir sessizlikte
Sen olsaydım.

Yosun olsaydım yeşilin en koyu tonunda,
Bir lâle olsaydım yaylanın tam orasında
Sen de bir gelincik yanı başımda.
........... devamı >>
 
Cevat Kaya
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


05.12.2008 10:39:38

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim