FUTBOL TAKIMLARINI KONUŞUYORUZ! Tuttuğunuz takım için yazılanları okumak için logosuna tıklayın.

Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

APTALLIK Konulu Şiirler - aptallik Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "aptallik" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "aptallik" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. aptallik Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

225  

HİKAYELERİM____MÜLAKAT

Sıkışık caddeden sıyrıldım. İlginç olan ne olabilir ki? Saat 10:50. Randevu saati 11:00. 11:00 eksi 10:50 eşittir 10 dakika. 10 dakika erken gelmek iyidir. Daha erken gelseydim, işi gereğinden çok ciddiye aldığım düşünülebilirdi. Daha geç gelseydim, belki işi hiç ciddiye almıyorum, belki bütün gün tatlı tatlı uyuyorum; uyuşmuşum, beynim uyuşmuş, örümcek ağları bağlamış, uzun süredir çalışmıyor. Çalışamıyor. Belki adımı bile unutuyorum, ben en iyisi tembelin tekiyim aslında. 11:00 eksi 10:50, eşittir 10 dakika değil mi – çıkarma işleminin sağlaması hep gerekir.
Çarpmanın, bölmenin sağlaması kolaydır yine, ama toplama çıkarmanın sağlaması yok sanki. Çıkarmayı unuttun mu herşeyi unuttun demektir. Herşeyi unutmuşsan hiçbir şey sağlayamazsın, değil mi – ama 10 dakika iyidir, zamanında gelmişim.
........... devamı >>
 
Aykut Karaman
    
    
    

226  

NEVROZ

Göç mevsimiydi;
kuşlar kendi içlerine göçüyorlardı.
Onlara bu dünyada gidecek daha
iyi bir yer olmadığını düşündüren
neydi. Yoksa yazıGöç mevsimiydi ve hiçbir şey o kadar
sağlam değildi. Tutunmak aptallık olurdu.
Ya tuttuğun elinde kalırdı ya da
elin tuttuğunda. İnsanların en büyük
arzusuydu bütün kalmak. Artık
intihar hükmündeydi kıpırdamak.
Felçli bedenlere imreniliyordu.

Dilimin altında başlayan yangın
dilim hariç tüm bedenimi yakmıştı.
Artık bozuk bir
dondurma bile hayalim.
8220; Doğa kadar kusursuz olamadık biz
yaratıcılarımız aynıyken de8221; . Yankılanabileceğim
........... devamı >>
 
Adullah Korkmaz
    
    

227  

BENCE İKİ UTANCIN TEKRAR EDİŞ ANATOMİSİ: “”BATI TAKLİTÇİLİĞİ”” 4

Batı taklitçiliği söylemi aslen, akıla ve akıl koyuşa karşı çıkış olup, yerine doğmaları (nasları) ikame etme yanıltmacasıdır. Kitlerler analitik düşünme yerine açık konuşulanın, kendi dil anlama anlatım becerilerinin sınırlılıklları ile, söylenenin biçimsel anlamını anlamayı ve bunu sürüp gitmeyi yeğlerler. Bu halksal işleyiş yaşantılaştırmasına, yani “”Arşimet paradoksuna”” uygundur (bu tamlama bana ait ve yukarıda görüngül olan suyun kaldırma kuvvetini insanların; vakayı adiyeden, vakayı olağandan sayıp, akıl etmeyişleridir) . İşte kurnaz ve opurtunist kişiler halkın bu özelliklerine seslenirler. Halkın bu temel özelliğini her şeyin üstüne sayarlar. Bunu da halka saygı, halkla uzlaşı diye yaparlar. Burada iki yalancılık ve sahtekarlık ortaya çıkar.
........... devamı >>
 
Bayram Kaya
    
    
    

228  

ATEŞTEN GÖMLEKTİR YAŞAMAK-ROMAN

Bir ümitle geliyorsun dünyaya, en azından seni dünyaya getiren anneye babaya umut oluyorsun. Büyüyorsun; büyüdükçe sorumluluk artıyor, umutların azaldığı günler daha çok oluyor. Okul hayatın başlıyor belki güzel bir gelecek, belki de ekmek parasına alıp gidecek seni yıllar. Çevrendekiler sana sırt çevirmeden önce yan dönmeye başlıyorlar. Okulu liseye kadar öyle böyle okuyorsun. Önünde iki önemli kararın var, bunlardan birine karar verirken iki yönde de seni bekleyen zorluklar var olduğunu kestiremiyorsun. Ya askere gideceksin, ya da okumaya devam edeceksin. Biraz umudun var bekliyorsun okulu ertelemeye karar veriyorsun askere gidiyorsun.
........... devamı >>
 
Erdal Babur
    
    

229  

+18 (HİKAYE)


Bugün saatler çabuk mu ilerliyor ne! Sabah erkenden kalkmama rağmen yol hazırlığım bitmeden işte hareket saati gelip çattı. Hazırlanırken ikide bir göz ucuyla duvardaki saate göz atıyorum hakikaten saat çok hızlı ilerliyor. Oysa saniyelerin yıllara dönüştüğü anları bilirim. Bunları düşünürken kızım Setenay bağırdı:

—Baba arabayı kaçırıyorsun. Saate bakıyorum otobüsün kalkmasına beş dakika var. Artık, otogara yetişmem imkânsız. Hemen Mar-Soy’dan Turan beyi arıyorum. Otogara yetişemeyeceğim için, arabanın beni ipek yolundan almasını rica ediyorum. Turan bey:
........... devamı >>
 
Mahmut Semen
    
    
    

230  

GENE SEN KAZANDIN HAYAT!

Bilmem kaç bininci kez hayatın kendisine hazırladığı, profesyonelce planlanmış bermuda şeytan üçgeni çözülmezliğinde oyunlardan biriyle karşı karşıyaydı gene genç kadın…
Sevmek istiyordu yeninden.Bunun imkansızlığına inandırmışken hem de kendini.Çok şey söylüyorlardı arkadaşları. Bedenin ve beynin kimyası, ruhun ihtiyaçları vs vs…
“Hepsinin canı cehenneme! ” diye geçirirdi her defasında içinden. Onun tek istediği, artık çok yorulduğu bu yaşam keşmekeşinde, yalnız yaşadığı evine geldiğinde, yıllardır görmekten bıktığı duvarların soğuk selamsızlığına nispet, orada, burada, her yerde baktığında, Dünya’yı bile unutturacak, bir çift aşkla ışıldayan bakış, tuttuğunda artık buzulları kıskandıracak donmuşlukta ki içsel soğukluğunu eritecek sıcacık bir el ve gene bin asırdır yasakladığı gözyaşlarını, sarıldığında şelale gibi pervasız ve delice akıtabileceği, güvenli bir omuzdu…O matematiksel/kimyasal/biyolojik yaşamak adına değil, gitgide öksüzleşen soluk alışlarının anlam kazanması için, teklediğini düşündüğü yüreğinin yeniden mutluluğun ritimselliğiyle çarpması için sevmek istiyordu sadece! Aşık olmak!
........... devamı >>
 
Irmak Yılmaz
    
    

231  

DİLİNDE AŞK VARDI YÜREĞİNDE İHANET BÖLÜM - 21

YİRMİBİRİNCİ BÖLÜM

Hasan Cevat’ın cansız bedeni hastanenin morguna kaldırıldıktan sonra, Hepsiyle vedalaşıp eve gittim. Ac-ımdan titriyordum. İçimdeki zehir bütün vücudumu sar-maya başladı. Daha fazla kendimi tutamadım olduğum yere çöktüm ve ağlamaya başladım. İçimden geldiği gibi sarsıla, sarsıla, o yok artık. Olduğum yerde ne ka-dar kaldığımı hatırlamıyorum. Ayağa kalktım. Etrafı dolaşmaya başladım Burada benimle devamlı şakala-şıyordu. Gömleğini yine ortada bırakmış. Bu adam ne-den çoraplarını kapı arkasına atar. Silkelen Selma ken-dine gel.
Banyo ya girdim buz gibi suyun altında çenelerim takırdayıncaya kadar kaldım Ev bomboştu. Kurulandım giyindim Hasan Cevat’ın müsveddelerini ortaya çıkar-dım. İki sokak aşağıda kırtasiye dükkanına gidip beş nüsha fotokopilerini çektirdim. Eve döndüğümde apart-man girişinde Himmet Dayıyı beni beklerken görünce aklım başıma geldi.koştum ellerine sarıldım.
........... devamı >>
 
Tuğrul Pekel
    
    

232  

-HATİCE TEYZE-(ÖYKÜ)

Hatice teyzeyle tanışmam çocukluğumun hangi dönemine denk gelmişti tam olarak hatırlayamıyorum. Çocukluğuma onun varlığıyla başlamış gibiydim. Kendimi bir çocuk gibi hissettiğimi hatırladığım andan beri hayatımda o da vardı. Evleri bizim evin önündeydi. Arka cephesi bizim avluya bakıyordu. Buna rağmen bizim en yakın komşumuzdu. Hacı Seyfi amca diye bir kocası vardı… O zamanlar düşünemediğim bir çok ayrıntıyı aradan uzun zaman geçtikten sonra bugün düşünüyorum. Onun yokluğunda şimdi geriye dönüp bakınca hakkında düşünülecek ve sorgulanacak ne çok şey varmış diye düşünüyorum... O zamanlar çocuksu dünyamın canlı renkleri içinde birçok ayrıntıdan uzaktaydım. Renkli tarafını görüyordum belki hayatın… Yada onlar bana öyle gösteriyorlardı. Hatice teyzenin de bu konuda tartışmasız bir çabası olduğunu düşünüyorum. Çünkü bugün dönüp geriye baktığımda bana bakarken ki gülen yüzünü hatırlayabiliyorum sadece. Onu, hep o haliyle hatırlamamın nedenini de uzun zaman sorgulamadım. Onu o halinden bağımsız düşünememiştim hiçbir zaman... Yüzündeki o ifadeyle zihnimde bir bütünlük olarak yer etmişti çünkü. Hala onun, o ifadenin dışına da çıkabilecek bir insan olup olmadığı konusunda fikir sahibi değilim. Belki bu benim onu hep öyle hatırlamak isteyişimden kaynaklanıyordur. Hepimizin çocukluğunda bu şeklide kutsal bir imgeye dönüşen görüntüler kalmıştır. Yıllar sonra bunu değiştirecek düşüncelerden bile korumaya çalışmışızdır. Konu o görüntülerin üzerine doğru ilerlediğinde bilinçli bir aptallık takınıp onu deşmekten, sihrini bozmaktan çekinmişizdir. Onları öylece bırakmak, bütün gizemiyle çocukluğumuzdaki gibi kalmasını sağlamak işimize geliyordur. Sorgulamaktan kaçınarak bir soru işaretleri yumağı içinde, pembe renkler cümbüşü gibi çocukluk dünyamızın bir bölümü olarak kalmasını arzu etmişizdir bu görüntülerin. İşte Hatice teyze de benim için öyle bir imgedir. Bir insandan çok sıcak bir renk gibiydi dünyamda. Arka tarafı bizim avluya bakan evlerine baktığımda onu görebiliyordum sanki. Onun evde olduğunu hissedebiliyordum. Etrafı aydınlatan kendine özgü bir ışığı vardı. Dünyamda onun renginin varlığını hala hissedebiliyorum… Zihnimde bir yerlerde bir imge gibi hala yaşadığını biliyorum. Bazı insanların sesi hiç ölmez. Sözleri unutulsa bile seslerinin rengi havada sonsuza kadar yaşar. Söylenen şeyler unutulsa bile sesler kaybolmaz. Dün gibi hatırlanır. Hatice teyzenin sesini bu yüzden hala hatırlıyorum. O, sesi ve ifadesi ile güçlü bir bütünlük olarak hafızamda varlığını hala koruyor… Kocası Hacı Seyfi amca ise ketum bir kişilikti. Bunu aradan yıllar geçtikten sonra daha iyi görebiliyorum şimdi. Hatice teyzeyle kıyasladığımda, onun çocukluğumda bir renge sahip olmadığını görebiliyorum. Gözlerindeki o sönmüş ışıkla çoğu zaman varlığını unuttuğum bir insandı. Şimdi dönüp baktığımda tuhaf bir merakla hiç konuşup konuşmadığını hatırlamaya çalışıyorum. Hafızamda onun konuşmasıyla ilgili hiçbir görüntü yada ses yok. Şüphesiz konuşurdu. Belli belirsiz bir sesle isteklerini iletiyordu etrafa. Bu isteklerin çoğunun o zamanki dünyamda pek yeri yoktu. Belki de bu yüzdendir konuşmasıyla ilgili hiçbir şey hatırlayamayışım... Bazı insanların seslerinin rengi yoktur. Bütün konuştukları havaya karışıp kaybolur. Zihinlerde yer etmez. Söylenenler hatırlansa bile söylenenlerin ruhu yoktur. Bu yüzden zihnimizin en arka raflarında hiç ihtiyaç duyulmayacak bir yerde dururlar. Hacı Seyfi amca da öyle biri olmalıydı. Sesinin hiçbir rengi yoktu. Aynı dünyanın içinde yaşayan silik bir kişiydi sadece. O dünyanın tam olarak bir parçası olamamıştı çocukluğumda. Şüphesiz bizimle konuştuğu olmuştur. Ama şu anda konuştuğu hiçbir anı hatırlayamıyorum. Belki de Hatice teyzenin güçlü ışığı altında onun varlığı sönmüştü. Varlığı bir gölgeye dönüşmüştü. Onun varlığının etkisini dünyamda belki de bu yüzden çok az hissetmiştim. Hatice teyzeyle aralarında epeyce yaş farkı vardı. Hatice teyze onun ikinci evliliğiydi. İlk evliliğinden iki kızı vardı. Ama evlenip gitmişlerdi. Zaman zaman, daha doğrusu meyvelerin olgunlaştığı aylarda onu ziyarete gelirler, bir süre kaldıktan sonra oturdukları şehre geri dönerlerdi. O zamanlarda Hatice teyze akşama kadar çalışmak zorunda kalırdı. Bir yandan misafirlere yemek hazırlar öte yandan köydeki işlerini aksatmamaya özen gösterirdi. Söylenenlere göre Hacı Seyfi amcanın büyük kızı Hatice teyzeden yaşça büyüktü. O zamanlar bu tür bir konu benim için pek bir şey ifade etmiyordu. Ama şimdi dönüp baktığımda bunun olağan bir şey olmadığını anlayabiliyorum. Misafirlerin bir an önce gitmelerini en çok isteyenlerden biri bendim o zamanlar… Çünkü o sıralarda annem de pek uğrayamıyordu Hatice teyzelere… Bu yüzden ben de annemle beraber evlerine gidemiyordum. Misafirler gittikten sonra evleri yine tenhalaşırdı. Hatice teyzenin hiç çocuğu yoktu. Bunun nedenini de o zamanki aklımla hiç sorgulamadım. Bu benim aklıma gelecek bir konu değildi… Benim hatırımda daha çok kalan şeyler, annemle beraber onlara gittiğimiz zamanlarda benimle kurduğu küçük diyaloglar ve bana verdiği ufak tefek şeylerdi. Onların evlerinde yemek yemeği çok seviyordum. Yemek yerken gülümsemesini ve şakalaşmalarını eksik etmezdi çünkü… Çoğu zaman sırf benim için yumurta pişirdiğini iyi hatırlıyorum şimdi. O zamanlar benim için olağan şeyler olmalıydı ki bunları pek düşünmedim uzun zaman… Yemekten sonra da evlerinin etrafı kapalı avlusunda özgürce oyun oynardım. O ise annemle aralarında konuşurlardı. Avluda bulunan küçük dut ağacının altında yere serdikleri şiltenin üstünde pirinç ayıklarlar yada akşam yemeği için dolma hazırlarlardı. Bu arada bende dut ağacına çıkardım. Bahçelerinde tavukları kovalardım. Bazen Hatice teyzeyle kümeslerinden sıcaklığını ellerimde hala hissettiğim yumurtaları toplardık. Annem işleri için evimize dönmesine rağmen ben akşam üzerine kadar orada bekler keçilerin boynuzlarından tutarak Hatice teyzenin süt sağmasına yardım ederdim. Bazen o bize gelirdi. Annemle beraber damda kilim silkelerlerdi. Yada bizim avluda oturup dikiş yaparlardı. Onların varlığı beni öyle mutlu ediyordu ki sonsuza kadar orada kalabilirdim. Onların ne konuştuğunu hiçbir zaman merak etmedim. Beni ilgilendiren onların olduğu bölgede hayal dünyamda ürettiğim oyunları hayata geçirmekti. Bahçede sağa sola koşturuyordum. Hayvanlarla, ağaçlarla türlü oyunlar oynuyordum. O iki kişilik toplantılarda bazen bana gömlekler dikiliyordu. Bazen arkası yırtılmış pantolonlarım yamanıyordu. Arada bir çağırarak üstümde deniyorlardı. Ta ki Hacı Seyfi amca tarladan dönene kadar sürerdi bu. İşlerin çok olduğu zamanlarda Hatice teyze de kocasıyla beraber tarlaya giderdi. Bu durumlarda evinin anahtarını anneme bırakırdı. Eksik kalan işlerini annem tamamlardı. Akşam dönüşlerinde tarladan bana mutlaka bir şeyler getirirdi. Bazen meyveler getirir bazen yenilebilen yabani ot köklerini getirirdi. Şimdi düşündüğüm zaman onun sevgisini hala benliğimde kişiliğimde hissedebiliyorum.
........... devamı >>
 
Şemsettin Kaya
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


23.11.2008 16:00:21

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim
antoloji.com

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim