Antoloji.com
Amentu Şiiri - İsmet Özel
Şiir
Antoloji.com ŞiirKitapcEtkinlikler cŞarkılar cResimcForumcNedir?cÜyelercGruplarc Mesajlarım
Şair İsmet Özel İsmet Özel bu nedir >>Popülerlik=5/5
Hayatı  Şiirleri  Forum  İstatistikler  Kitaplar  Zevkler 
 << Önceki Şiirİsmet Özel ŞiirleriSonraki Şiir >> 
Amentu

İnsan
eşref-i mahlûkattır derdi babam
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
bu söz asıl anlamını kavradı
geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
kararmış rakamların yarıklarından sızarak
bu söz yüreğime kadar alçaldı
damar kesildi, kandır akacak
ama kan kesilince damardan sıcak
sımsıcak kelimeler boşandı
aşk için karnıma ve göğsüme
ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden
aşk ve ölüm bana yeniden
su ve ateş ve toprak
yeniden yorumlandı.

Dilce susup
bedence konuşulan bir çağda
biliyorum kolay anlaşılmayacak
kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
yanık yağda boğulan yapıların arasında
delirmek hakkını elde bulundurmak
rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için
bana deha değil
belgeler gerekli
kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza
gençken
peşpeşe kaç gece yıllarca
acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım
bilmezdim neden bazı saatler
alaturka vakitlere ayarlı
neden karpuz sergilerinde lüküs yanar
yazgı desem
kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma
Tokat
aklıma bile gelmezdi
babam onbeşli olmasa.

Meyan kökü kazarmış babam kırlarda
ben o yaşta koltuğumda kitaplar
işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı
cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları
kafamda yasak düşünceler, Gide mesela.
Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana
gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
resimli bir kitaptan çalardım hayatımı
oysa hergün
merkep kiralayıp da kazılan kökleri
Forbes firmasına satan babamdı.

Budur
işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku
işte şehirleri bayındır gösteren yalan
işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan
kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla
güç bela kurduğum cümle işte bu;
ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan
tenimin olanca ağırlığı yok oldu.
Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak
bile bir bir çınlayan
ihtilal haberidir
ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu
nisan ayları gelince vücudu hafifletir
şahlanan grevler içinde kahkahalarım küstah
bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur
marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim
gider şehre ve şaraba yaltaklanarak
biraz ağlayabilmek için
fotoğraflar çektirir
babam
seferberlikte mekkâredir.

İnsanın
gölgesiyle tanımlandığı bir çağda
marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak
belki ruhların gölgesi
düşer de marşlara
mümkün olur babamı
varlık sancısıyla çağırmak:
Ezan sesi duyulmuyor
Haç dikilmiş minbere
Kâfir Yunan bayrak asmış
Camilere, her yere

Öyle ise gel kardeşim
Hep verelim elele
Patlatalım bombaları
Çanlar sussun her yerde

Çanlar sustu ve fakat
binlerce yılın yabancısı bir ses
değdi minarelere:Tanrı uludur Tanrı uludur
polistir babam
Cumhuriyetin bir kuludur
bense
anlamış değilim böyle maceralardan
ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur
yalnız
coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan
nüfus cüzdanımda tuhaf
ekmek damgası durur
benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu
etin ıslak tadına doğru
yavaş yavaş uyanmak
çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp
hırsız cenazelerine bine bine
temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme
korkak dualarından cibinlikler kurarak
dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz
nakışsız yaşamakları
silâhlanmak sanarak
çıkardım
boğaza tıkanan lokmanın hartasını
çıkınımda güneşler halka dağıtmak için
halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak
ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış
hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa
fly Pan-Am
drink Coca-Cola

Tutun ve yüzleştirin hayatları
biri kör batakların çırpınışında kutsal
biri serkeş ama oldukça da haklı.
Ölümler
ölümlere ulanmakta ustadır
hayatsa bir başka hayata karşı.

Orada
aşk ve çocuk
birbirine katışmaz
nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı
kendi tehlikesi peşinden gider insan
putların dahi damarından
aktığı güne kadar
sürdürür yorucu kovalamacayı.

Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?
Nerde, hangi yöremizde zihnin
tunç surlardan berkitilmiş ülkesi
ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan
parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?
Hangi cisimdir açıkça bilmek isterim
takvim yapraklarının arasını dolduran
nedir o katı şey
ki gücü
gönlün dağdağasını durultacak?
Hayat
dört şeyle kaimdir, derdi babam
su ve ateş ve toprak.
Ve rüzgâr.
ona kendimi sonradan ben ekledim
pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu
ham yüreğin pütürlerini geçtim
gövdemi alemlere zerkederek
varoldum kayrasıyla Varedenin
eşref-i mahlûkat
nedir bildim.

(1974)
 

İsmet Özel

 
SİZCE BU ŞİİR NE HAKKINDA Şiiri Etiketleyin Nedir?


Şu konularda daha fazla şiir: Doğum Günü, Ölüm, Bayram, Bayrak, Çocuk, Sevinç, Tarih, Tanrı

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir. Amentu adlı şiirde hata varsa lütfen buraya tıklayarak bize bildiriniz..
 
 
 
 
Bu şiiri Antolojim'e ekleyeceğim
Bu şiiri bir arkadaşıma göndereceğim
E-kart olarak gondereceğim
Şiire puan vereceğim

puan
8.6 10
(176 kişi)

 

yaz | oku

 

Facebook'ta
Bu Şiiri Paylaş
 
 << Önceki Şiirİsmet Özel ŞiirleriSonraki Şiir >> 
Amentu Şiiri Hakkında;
Bu şiir ile ilgili düşüncenizi paylaşın:
 
Ahmet Celep: Nadir Sayın unutma ki türk müslüman olduktan sonra türk'tür bende bir türk'üm fitne cıkartma ayrıca birdaha ümmet'i muhammed'e dil uzattığını gürürsem emin ol her hangi normal bir günde hiç ummadığın anda beni karşında buluverirsin ayağını denk al.

7 person liked.
6 person did not like.
Ahmet Celep: Nadir Sayın Türk müslüman olduktan sonra türktür. bende bir türk'üm fitneciliğin alemi yok. bir daha ümmet'i muhammed'e dil uzatıcak olursan bizzat normal bir günlük hayatında karşına çıkıveririm. haberin ola.

4 person liked.
4 person did not like.
Fırat Parlak 2: Amentu İnsan eşref-i mahlûkattır derdi babam bu sözün sözler içinde bir yeri vardı ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman bu söz asıl anlamını kavradı geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı kararmış rakamların yarıklarından sızarak bu söz yüreğime kadar alçaldı damar kesildi, kandır akacak ama kan kesilince damardan sıcak sımsıcak kelimeler boşandı aşk için karnıma ve göğsüme ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden aşk ve ölüm bana yeniden su ve ateş ve toprak yeniden yorumlandı. ÜSTAD HARİKA YAZIYORSUNUZ

1 person liked.
1 person did not like.
Nisan Rüzgarı: nisan, nisanın içinde hafifler küstahça hafifler

1 person liked.
0 person did not like.
Oğuz Yağmur 1: batı felsefesinin caddelerde kol gezdiği ve eserine bakarak yürüdüğü bir çağ ve ortamda yaşıyoruz.ismet özel bana göre elinde mitralyöz sağa sola önüne arkasına...kendini ihata eden sınırlandırmaya çalışan bu felsefeye savaş açmış durumda.

3 person liked.
0 person did not like.
Nsi/Nadir Sayin: İsmet Özel gibilere atfen Deneme (Aşağıda, hikâye bölümünde, Şair İsmet Özel’in yaptığı açıklamalar yer almaktadır.) İnsan nedir? Müslüman kimdir? Hıristiyan neye inanır? Budizm’e yol nerden gider? Yunus Emre neden sevgi, Dünya âlem birdir demiştir? Bir Ortodoks Yahudi’nin, Başını fesiyle, Karşısındaki duvara karşı sallaması Beyin hacminin eyleminde ki o ederliğinden, Söyleyin İsmet Özel gibi Hızlı komünist Müslümanlar Sizinkinin farkı nedir? Altı milyarı aşan yeryüzünde renkli Desenli kültürlerin varlığını, Farklı nakışlı inançların, Zencilerin, Kızılderililerin, Arapların.. Beyaz tenlilerin… Yüreğinde/usunda buluştuğu gerçeğini Neden görmez, algılayamazsınız? Bilimlerde, kuramlarda, evrimlerde Bu evreni algılayacak ‘insan temeli’ düşünce kapasitenizin Tutarı o Ortodoks Yahudi kadar mı? Hızlı komünist Müslüman: “Dünya, sadece her Türkün Müslüman olmasından ibarettir.”… Anlayışta ki zihin ölçünüze ancak sığdırabildiğiniz hayalperestlik Âlemi yeniden yaratma seyahatinde keyfiniz nasıl? İnsan olamamış… Bir de komünistmiş! Soyadı derseniz Özel, El’in özünden bin yıl uzak. Öz’ün kendisine aykırılık niye? Kimliğini bulamamış. Adam mısınız? Cidden bilmiyorum… Bir Müslüman? Bir komünist? Bilmem ne iseniz; onu kendi de bilmiyor. Ona göre: “Her Türk Müslüman, Her Müslüman ise Türk olmayabilir.”…miş. Sesi kulağıma anıran bir....., Havlayan bir.. gibi geliyor. Benim adıma niye konuşuyorsunuz ki? Siz şair müsveddesi neyseniz osunuz. Onu söyleyin! Bilelim kim olduğunuzu. Söyleyin, rakı içer misiniz? Ben bir iki tadına baktım ama yok.., yok sevemedim. Söyleyin, hırsızlık eder misiniz? Ben etmem; yasa, kanun, cellât haramdan önce, İnsanlık prensibim korur beni. Söyleyin yalan söyler misiniz? Haram yer misiniz? Güya kimilerinin şairi olarak…; ‘Etik’ misiniz, kaç zihinlik..pardon… Paralık? Daha da pardon… Gramlık ‘etik’siniz? Hızlı komünist Müslüman olarak Domuz eti yer misiniz? Anlatınız, şiir yazma ilhamınız nerden gelir? O yediğiniz et ile besinden mi? Şiir nedir? Şairlik nedir? Şairlikteki amaç, varmayı arzuladığınızız hedefiniz nedir? Onları, hele bir halkın anlayacağı dille anlatın da bilelim. Siz yurttaş haini misiniz ki… Halk şairi olmadan/olamadan halk adına ahkâm kesersiniz! Benim, benim gibi milyonlarca canın… Kim olduğumuzda ahkâm biçersiniz! Asker; Ama yurttaşına Atatürk’e sadık Asli görevinin yurdun, toplumun güvenliğini, Onları korumak ve kollamayı, demokrasi Evrensel hukuku Gerçekten içine sindirmiş, Cuntadan kendini soyutlamış, Evet, bu vatanın laik askerini, sever misin? Yoksa zaman gibi mesela, Onun sahte peygamberi gibi Ümmetçi toplum yaratmada önünde ki tek kalan Bu güce karşı Korkudan Altınıza mı edersiniz? Abuk sabuk şiir yazarak; Yazar M. Altan gibi zaman… Bu zamandır diyip, Atıp-tutan ulumanız dahi milyonların kulağında sahte Biliyor musunuz? Ben, o askerleri, yurdunu insanlığıyla Her yurttaşını, Müslüman, Hıristiyan, Budist, Ateistini, kökeni; Rum, yunan, balkan, Arap’tan gelen… Evet, onların hepsini kabul ederek yürekten severim. Ümmetçi toplumdan bizi arındıran, birey eden, kadına Kadın olmasında onur sunan, eşit vatandaş olmaya zemin Hazırlayan…, Atatürk’ü, Ve şu an onun kökten felsefesinin koruyucuları; kardeşlerimiz, evlatlarımız, Eşimiz, sevgilimiz, oğullarımız, vatandaşlarımız, Allahlarını… İçselliklerinde duyumsayan belki onunla kalkıp, onunla yatan.. Dualarını, senin gibi.....de özgürce uluması için, nöbet tutan… Evet, o askerleri dâhil… Saf yurdunu, ‘insanın bütününü’ sevenleri… Çok severim. Bağırarak, göğsümü gererek severim. Ama İnancımı bağırarak Müslüman’ım diye değil, Sessiz kimsinin işitemeyeceği, Sadece Tanrımın duyacağı Gizlilikte, gizemdedir ona olan sonsuz sevgim. Göstermeci, şekilci şair müsveddesi hızlı komünist Müslüman; İyi de Müslüman’sanız? Sin kendinize Müslümansınız! Sizsiniz cennete, cehenneme gidecek olan! Bana ne! Bize ne! Allahın işine beni neden bulaştırıyorsun ki! Topyekûna sinmeye kalkmak Allaha ahkâm kesmek! ? Yahu siz kimsiniz? Anlatın esas bunları, dinleyelim: Kitabına eleştiriden yoksun…, Kadını döven…, Onu eşit mirastan eden…, Kadın haremliklere evet diyen…, 13 yaşında ki körpe kızla, 70’’lik dedenin evlenmesini Haiz gören … Erkek haremi isteyen kadın olunca! ..., Donuna edip; Dünyayı ayağa kaldıran! Ve daha niceleriyle... Sizi dönek, korkak komünist Müslüman sizi! Siz bunlar mısınız? Mert, adam olan, biraz da onlardan kelâm eyler. İkiyüzlü olmaz… Derki: “Evet madem İnanıyorum kitabıma, onları da aynen şu zamanda da Kabul ediyorum.” Ya da: “Hayır, ret ediyorum! ” Yiyorsa buyur… Onlardan ahkâm kes, dinleyelim sizi. Sizde o yürek nerde…! ? Allahtan, dinden, Müslümanlıktan ahkâm kesmek ucuz… Sat satabildiğin kadar… Al alabildiğin kadar… Bedava… ye… ye bitmez, doyur karnını..geberirsen..deki..: “Kader, Allah böyle İstemiş.” Afrika’da milyonlar daha ana rahmine düşmeden kaderleri Belirlenmiş… Söyleyin/söyletin hadi… Ya da…; Sıkıyorsa biraz eleştirisel yaklaşın şu ‘kader’ denen, duygu emen, Kan içen sömürücü vampirliğe… Ne bir prensip, ne bir kural, ne bir insanı evrensel değer.. Ne bir İngilizce, ne bir öz Arapça konuşma, ne bir Çince, Rusça… Hiç okumamışa, ezberden öteye gitmez imam hatipliye… dahi Evet, Allahtan ahkâm kesmek Türkiye’de en ucuzlarından… Dinselliğe eleştirisel yaklaştığınızda… Hemen diri diri insan derisi yakan/yüzen yobazların, Allahlı Naraları altında ezilmekten.., Geceleri o çıktığınız alemi keşif etme rüyalarınızda terleyip, Donunuzu ıslatmaktan..., fetva çıkmasından altınıza etme korkunuzdan…Evet, siz de ki o yürek nerde ki? Komünistliğine… Şartlar gereği, şartlatan gibi bir kulp bularak: “Bizi aldatan bizden değildir' diyor hadiste. Bundan daha komünistçe ne olabilir”… Diyen Sahte Müslüman, sahte komünist ve sahte Türkçü Kuyruğunu askere karşı paçası arasına alan… Sahte Şeriatçı! Sahte dünyalık şair İsmet Özel, Meydanı tam zamanıdır diye sandığınızdan herhalde… Bağırıyorsunuz. Bağırın bağırabildiğiniz kadar da… Kendi adınıza bağırın/konuşun efendi Benim adıma kelâm etmeden sizi Men ederim. Bağırarak kıçınızı yırtsanız da Bizim sazımız tınlamaya devam edecek, Türkülerimiz sonsuza kadar çalacak, Dinci faşizanların döktüğü kanımızla yazacak Yaktığı külümüzün toprağında inadına çiçek açarak... Evet Sizin gibi dinci faşizanlarla bu savaşımımız İnsanlık onuruna süreceği sonsuzluğu gibi. Nadir Sayin

0 person liked.
6 person did not like.
Lara Açanba: ...ŞİİR SENİNLE BİR KONUDA ANLAŞAMIYORUZ...sen!..çağına değil...çağın sana uyar...çünkü (s?n)...çağları avucuna alır ve şekil verirsin...hamurlara...

0 person liked.
0 person did not like.
sinyali: niçin izaha yelteneyim varlıkla varolmak arasındaki farkı tanıklığına çağrıldığımız vukuat yanında hiç kalır benim yaptıklarım ne mi yaptım özlenen herşeyde duydum tehlikeyi işime burnuna kim soktuysa çimdik attım muhaldi zira angudun azardan anlaması yo, hayır yanlış anlamayın, pişman değilim iyi ettim tebessümü çok görmekle gavur döllerine turizmi teşvik için gitmedik yemen çöllerine. Bu kısım sanırım ideolojik islamcı olan çevrelerden kopuşunun en önemli işaretini veriyor ismet özelin.. ayosofya açılsın zincirler kırılsın diye bağırarak yola çıkanların turizmi teşvik eder diyerek sümela manastırı törenlerine yol vermeleri, diğer taraftan girmeye çalıştığımız avrupa birliğinde minare yapımının referanduma sunulmasının fikri parametrelerine iyi bakmak lazım.. neyi niçin yaptığını bilmeyenlere veya neyi niçin yapmak zorunda olduğunu bilmeyenlere denir yobaz.. kısaca yobaz niçinsiz insandır..

0 person liked.
0 person did not like.
Nevin Subaşı: Okurun, boğazında döğümlenenlerin çokluğu yahut azlığı ile gönül köprüsü kurabilen bu değerli şairi ve dizelerini; bütün önyargılardan uzaklaşarak ilgi ve empatiyle izleme ayrıcalığını önemsiyorum. . Teşekkürler

2 person liked.
0 person did not like.
Hazangül Hüseynova: Ben düşündüm...Çoklu suallar bitdi önümde.Bu sirli dünya ile dertleşdim. Amma benim kim olduğuma cevap tapmadım. Sizin şiiriniz beni biraz ovutdu. bunun üçün teşekkürler.

1 person liked.
0 person did not like.
Fatima Humeyra Kavak: Amentu İnsan eşref-i mahlûkattır derdi babam bu sözün sözler içinde bir yeri vardı ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman bu söz asıl anlamını kavradı geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı kararmış rakamların yarıklarından sızarak bu söz yüreğime kadar alçaldı damar kesildi, kandır akacak ama kan kesilince damardan sıcak sımsıcak kelimeler boşandı aşk için karnıma ve göğsüme ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden aşk ve ölüm bana yeniden su ve ateş ve toprak yeniden yorumlandı. Dilce susup bedence konuşulan bir çağda biliyorum kolay anlaşılmayacak kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın yanık yağda boğulan yapıların arasında delirmek hakkını elde bulundurmak rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için bana deha değil belgeler gerekli kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza gençken peşpeşe kaç gece yıllarca acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım bilmezdim neden bazı saatler alaturka vakitlere ayarlı neden karpuz sergilerinde lüküs yanar yazgı desem kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma Tokat aklıma niye gelmezdi babam onbeşli olmasa. Meyan kökü kazarmış babam kırlarda ben o yaşta koltuğumda kitaplar işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları kafamda yasak düşünceler, Gide mesela. Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar resimli bir kitaptan çalardım hayatımı oysa hergün merkep kiralayıp da kazılan kökleri Forbes firmasına satan babamdı. Budur işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku işte şehirleri bayındır gösteren yalan işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla güç bela kurduğum cümle işte bu; ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan tenimin olanca ağırlığı yok oldu. Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak bile bir bir çınlayan ihtilal haberidir ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu nisan ayları gelince vücudu hafifletir şahlanan grevler için kahkahalarım küstah bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim gider şehre ve şaraba yaltaklanarak biraz ağlayabilmek için fotoğraflar çektirir babam seferberlikte mekkâredir. İnsanın gölgesiyle tanımlandığı bir çağda marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak belki ruhların gölgesi düşer de marşlara mümkün olur babamı varlık sancısıyla çağırmak: Ezan sesi duyulmuyor Haç dikilmiş minbere Kâfir Yunan bayrak asmış Camilere, her yere Öyle ise gel kardeşim Hep verelim elele Patlatalım bombaları Çanlar sussun her yerde Çanlar sustu ve fakat binlerce yılın yabancısı bir ses değdi minarelere:Tanrı uludur Tanrı uludur polistir babam Cumhuriyetin bir kuludur bense anlamış değilim böyle maceralardan ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur yalnız coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan nüfus cüzdanımda tuhaf ekmek damgası durur benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu etin ıslak tadına doğru yavaş yavaş uyanmak çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp hırsız cenazelerine bine bine temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme korkak dualarından cibinlikler kurarak dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz nakışsız yaşamakları silâhlanmak sayarak çıkardım boğaza tıkanan lokmanın hartasını çıkınımda güneşler halka dağıtmak için halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa fly Pan-Am drink Coca-Cola Tutun ve yüzleştirin hayatları biri kör batakların çırpınışında kutsal biri serkeş ama oldukça da haklı. Ölümler ölümlere ulanmakta ustadır hayatsa bir başka hayata karşı. Orada aşk ve çocuk birbirine katışmaz nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı kendi tehlikesi peşinden gider insan putların dahi damarından aktığı güne kadar sürdürür yorucu kovalamacayı. Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan? Nerde, hangi yöremizde zihnin tunç surlardan berkitilmiş ülkesi ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan parti broşürleri yoksa kafiyeler mi? Hangi cisimdir açıkça bilmek isterim takvim yapraklarının arasını dolduran nedir o katı şey ki gücü gönlün dağdağasını durultacak? Hayat dört şeyle kaimdir, derdi babam su ve ateş ve toprak. Ve rüzgâr. ona kendimi sonradan ben ekledim pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu ham yüreğin pütürlerini geçtim gövdemi alemlere zerkederek varoldum kayrasıyla Varedenin eşref-i mahlûkat nedir bildim. (1974) İsmet Özel EŞREF-İ MAHLUKAT kelimesinin Türkçe karşılığı. Mahlukatın en eşrefi, yaradılmışların en şereflisi. İnsan. İnsan emegine, siire, ve edebiyatimiza lütfen saygi duyalim, bizler insaniz duygularimiz görüslerimiz herseyimiz farkli, siir hosumuza gitmesede elestirinin dozunu iyi ayarlamaliyiz... Ben bu degerli siiri cok icten buldum, siirin ayri bir kumasi var, her kumasi, her terzi dikemez, bu siiride her okuyan anliyamaz...Hatta anlamak icin bir kac kere okunmasi gereken nadide bir eser. Sairimizi can-i yürekten kutluyorum...Hayirli huzurlu uzun bir ömür diliyorum, her iki cihanda afiyet dileklerimle... Güldeste Siir Grubu/mda bu güzel eseri paylasmaktan onur duyuyorum... Ramazan-i Serifin tüm islam dünyasina hayirlar huzurlar getirmesi dilek ve temennisi ile huzurlu iftarlar diliyorum tüm siir sever dostlara... Selâm ve duâ ile.

0 person liked.
1 person did not like.
uzağım: 'Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm' çek şimdi, nereye çekersen !. görünen yüzüm değil,alt yüzüm önemli diyor şair...altta ne var peki!..iyi gitmeyen şeylerdir bunlar büyük br ihtimalle ki;doğrudur tabii!.. güneşin yüzünü balçıkla sıvakla,sıvamış sayılmadığımız gibi,Türkiye gerçeklerini de ört-bas ederek saklayamayız değil mi?saklayamamak bir tarafa, ört-baslar altında çevirdiğimiz dolaplar yüzünden,birgün gelir kar da yazmaz olur üstümüze billahi;açıkça kalırız. birileri tutup 'kardelenler'diye bağıracak şimdi biliyorum;onlar başka!..her kar altından çıkan kardelene benzese keşke diyerek,kutluyorum özellerden bir Özel'i,saygılarımla... not:şiiri okuduğum an, bütün şiirlerim çirkinleşti:))))alacağın olsun, şair Özel....

0 person liked.
0 person did not like.
Perihan Pehlivan: bir zamanın garip olguları içinde didilenmiş gibidir şiir. daha önceleride okumuştum. biryanı acıları diğer yanı acıtan anıları anlatır. 1974 şiirin yazılışı yani seksen öncesi. kaç gençlik heba oldu, kaç aile yıkıldı, kaç ana-baba yüreğine ateş düştü, kaç hayal yıkıldı.o yılları anımsamak bile istemiyor insan. uzun şiir uzun yıllara kalan acıları yansıtmaya çaba sarfetmiş. edebi hatalar olsada saf ,çıplak gerçek. birzaman bunları yaşadı binlerce insan.

0 person liked.
0 person did not like.
Onur BİLGE: '1944'de, Söke'li bir polis memurunun altıncı çocuğu olarak Kayseri’de dünyaya gelir.' Demek ki geliri yetmiyordu. Ek iş olarak kök toplayıp satıyordu. O kadar çocuk doyuracak, helal parayla... Çoğu memurlar ek iş yapmak zorunda kaldı yıllarca, yasak olduğu halde. Birileri de: 'Benim memurum işini bilir...' dedi, bu ne demekse! Rüşvet yemez, çalmaz çırpmaz onlar. Temiz ekmek götürürler evlerine. Ne bilsin öyle şeyleri onlar. Her şeyi BÖYÜKLER bilir. ESENLİK BİLDİRİSİ OKUNMAYA DEĞER, ÖZEL BİR ŞİİR. HAYATI 1944'de, Söke'li bir polis memurunun altıncı çocuğu olarak Kayseri’de dünyaya gelir. İlk ve orta öğrenimini Kastamonu, Çankırı ve Ankara’da tamamlar. Öncelikle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi'nde okuduysa da mezun olacağı okul Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı olacaktır. On sekiz yıl Devlet Konservatuarı'nda Fransızca okutmanlığı yapar, ilk şiiri 1963'de Yelken Dergisi'nde yayınlanır. Bu tarihle birlikte ; yazın, düşün ve sanat dünyasındaki serüvenine başlamıştır. İlk kitabı Geceleyin Bir Koşu'yu 1966 yılında, büyük yankılar uyandıran ikinci kitabı Evet, İsyan'ı ise 1969 yılında yayımlar. 1970'de yakın arkadaşı Ataol Behramoğlu ile birlikte Halkın Dostları dergisini çıkarır. 1974 yılına gelindiğinde ise , o zamana dek içerisinde bulunduğu ve savunduğu sosyalist düşünce çizgisini geride bırakarak fikri ve ruhi bir değişim yaşayacaktır. Bu tarihten sonra yazı ve sanat hayatına, İslami düşünce çerçevesinde devam eder. Bu düşünce yapısı aynı zamanda ona yeni sorumluluklar da yüklemiştir. Bu sorumluluk bilinci ile 1977'de Yeni Devir gazetesinde günlük fıkralar yazar, yine aynı gazetede Abdullah Çıdamlı müstear ismi ile çeviriler yapar, Pazar günlerine özel kültür sayfaları hazırlar. 1985 yılında Milli Gazete'de Cuma Mektupları'na, 1997 yılında Yeni Şafak Gazetesi'ndeki günlük fıkralarına başlar. Yazdığı deneme kitabı Taşları Yemek Yasak ile Türkiye Yazarlar Birliği Deneme ve 2005'de üstün hizmet ödülünü kazanır. 1995'de Şilili Ozan Gabriela Mistral nişanı alır. Siyasi yazıları 2003 yılına dek kısmi aralıklarla çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmıştır. Halen İstiklal Marşı Derneği'nin genel başkanlık görevini yerine getirmektedir. Evli ve dört çocuk babası, iki çocuk dedesi İsmet Özel, Çengelköy’deki evinde düşünce ve sanat hayatına devam etmektedir. ESERLERİ Şiir Geceleyin Bir Koşu (1966), Evet İsyan (1969), Cinayetler Kitabı (1975), Şiirler 1962-74 (1980), Şiir Kitabı (1982), Celladıma Gülümserken (1984), Erbain (1987), Bir Yusuf Masalı (2000). Of Not Being A Jew (2005) Deneme, Söyleşi, Mektup Üç Mesele (1978), Şiir Okuma Kılavuzu (1980), Zor Zamanda Konuşmak(1984), Taşları Yemek Yasak (1985), Bakanlar ve Görenler (1985), Faydasız Yazılar (1986), İrtica Elden Gidiyor (1986), Surat Asmak Hakkımız (1987), Tehdit Değil Teklif (1987), Waldo Sen Neden Burada Değilsin? (1988), Sorulunca Söylenen Cuma Mektupları (1-10)(1995-2004), Tahrir Vazifeleri Neyi Kaybettiğini Hatırla(1994) Ve'l-Asr, Bilinç Bile İlginç, Genç Bir Şairden Genç Bir Şaire Mektuplar (1995), Tavşanın Randevusu(1996) Kırk Hadis(2004) Henry Sen Neden Buradasın? 1-2 (2004) Kalın Türk (2006) Çenebazlık (2006) Çeviri Siyasi Felsefenin Büyük Düşünürleri - William Ebenstein Gariplerin Kitabı - Ian Dallas Osmanlı İmparatorluğu ve İslami Gelenek - Norman Itzkowitz Bilim Kutsal Bir İnektir - Anthony Standen Cihad- Bir Temel Tasarım - Abdülkadir Es-Sufi (Alıntı)

1 person liked.
0 person did not like.
MustafaCeylan/GÜLCE-Yeni Edebi Akım: 1-Şairin şiirin bölümleri arasında sergilediği ruh hali ile söylemini analiz edelim. *********************************************************************************** BÖLÜM-1 ********** DÜZ MANTIK(Şiirin mısralarından aynen)(manzumu nesir yaparak) ******************************************************************************* 'İnsan eşref-i mahlûkattır derdi babam, bu sözün sözler içinde bir yeri vardı; ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman bu söz asıl anlamını kavradı ' Burada, 'bu söz asıl anlamını kavradı' demekte ise, asıl bu sözün anlamını yani insanın en şerefli mahlukat olduğunu kavrayan söz değil şairin kendisidir. Dolayısıyle, bence şair 'sözü söze kavratmak' yerine, bileğini kesen kendi olduğuna göre 'kavradım' demeliydi.(m-M) Ayrıca;'geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı ' söz dizimi de yanlış yazılmışa benzemekte.Bu da 'geçti tarih denilen tamahkâr tüccar' olmalıydı. Dikkatimi çeken bir başka husus ta 'aşk için karnıma ve göğsüme, ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden' söylemidir. Aşk ile göğüsü anlarım, kalbin yeridir göğüs, ya karın nesi olmakta? Evlilikle biten aşk sonrası doğacak çocuğu mu ifade etmeye çalışmıştır, anlayamadım doğrusu. İÇSEL BAKIŞ ********************** 'İnsan eşref-i mahlûkattır derdi babam, bu sözün sözler içinde bir yeri vardı , AMA, bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman, bu söz asıl anlamını kavradı' 'geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından, geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı' 'kararmış rakamların yarıklarından sızarak bu söz yüreğime kadar alçaldı,damar kesildi, kandır akacak, AMA, kan kesilince damardan sıcak, sımsıcak kelimeler boşandı ' 'aşk için karnıma ve göğsüme, ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden' 'aşk ve ölüm bana yeniden su ve ateş ve toprak yeniden yorumlandı.' ile söylenmek istemen : BÖLÜM-1-ÖZÜN ÖZÜ ********************************* -SÖZ VARDIR SÖZLER İÇİNDE, KENDİ ANLAMINI KENDİSİ KAVRAR.' -TARİHİN TAMAHKÂR TÜCCARI ÇIVGINLARIN, ÇIBANLARIN, REKLÂMLARIN ARASINDAN DA GEÇER. -KARARMIŞ RAKAMLARIN ARASINDAN SIZAN, KESİLEN DAMARDA KAN BİTİNCE DE SIZAR -GÜNÜ GELİR AŞK VE ÖLÜM İÇİN ARADIĞIN-BULDUĞUN ÇARE YETERSİZ KALIR, UÇUVERİR. -UÇUVERİR DE AŞK VE ÖLÜM İNSANA SU-ATEŞ VE TOPRAĞI YENİDEN YORUMLATIR. Şu halde, şiirin başlığına bakarak, bu şiirin DİNÎ ağırlıklı bir şiir oldğunu var sayıyorsak aldanırız. Bu şiir BU BİRİNCİ BÖLÜM' de ifade ettikleriyle(İnsanın yaratılmışların en şereflisi olduğu, bu sebeple insanları yönetenlerin söz söylerlerken, vaatler yaparlarken dikkatli olmaları gerektiği, yalan, hile ve aldatmaca dolu, reklâm dolu sözlerin bir gün gerçek olup olmadığının anlaşılacağı, milletin hayat damarları koptuğu, yaşama direnci azaldığı, hayata bağlılığı kalmadığı-kısaca EKONOMİ ÇÖKTÜĞÜ ZAMAN herşeyin anlaşılacağını söylemektedir. Bu bakımdan, bu şiir daha ilk bölümde SİYASİ SÖYLEMİ-TERCİHİ BULUNAN bir şiirdir. Zira; -(Sözü sözle tartan siyasetçilerdir. Sen şunu dedin, ben demedim, bu böyle, şu şöyle ... vs.. )Yöneten,idare eden, yani İKTİDAR, başbakan olan, hükümet olan TARİHE GEÇER. Ülkenin 40'ncı hükümeti, 20'nci Başbakanı gibi. Ama, bu yönetenler rakamları karartıyorsa, ekonominin durumunu halktan gizliyorsa, yalan beyanlarda bulunuyorlarsa ve iktidarın bütün bu çabalarına rağmen hayat çekilmez hale geldi ve millet geçinemiyor, geçim sıkıntısı İNTİHARLARI getiriyorsa, aşk yerine ÖLÜM tercih ediliyor demektir). Bu TAMAMEN EKONOMİK SİYASETLE İLGİLİ BİR BÖLÜM değil midir? * BÖLÜM-2 *************** DÜZ MANTIK ************* Dilce susup bedence konuşulan bir çağda biliyorum kolay anlaşılmayacak kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın yanık yağda boğulan yapıların arasında delirmek hakkını elde bulundurmak rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için bana deha değil belgeler gerekli kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza gençken peşpeşe kaç gece yıllarca acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım bilmezdim neden bazı saatler alaturka vakitlere ayarlı neden karpuz sergilerinde lüküs yanar yazgı desem kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma Tokat aklıma niye gelmezdi babam onbeşli olmasa. İÇSEL BAKIŞ ve ÖZÜN ÖZÜ *************************************** Bu bölümde üç olay var a-YANIK YAĞ YAKAN EVLER, b-KARPUZ SERGİLERİNDE YANAN LÜKS, c-DUDAKLARINA DEĞEN TOKAT Evet, siyasî ve ekonomi ağırlığı olan şiir dedik, bu bölümde de devam etmekte. YANIK YAĞ YAKAN evler, sanayide işçi olarak çalışan, makina ve motorlardan artan yanık yağları,lâstikleri yakan; hattâ AYDINLATMASI bile yanık yağla olan is kokulu fakir-fukara evleridir. KARPUZ SERGİLERİNİN LÜKS lâmbalarıyla aydınlatılması, İTHAL-DIŞARDAN GETİRİLENLERLE, İTAHALATÇILARIN rahatını, lüks yaşantısını ve evlerinin aydınlatılmasını ifade etmektedir. Fakir-fukara karpuz sergisinden-pazardan geçimini sağlamaktadır. Orada yanan LÜKS LAMBASI' na değil, siz onların yaşantısı LÜKS MÜ, DEĞİL Mİ, YANIK YAĞ YAKILAN EVLERDE Mİ YAŞIYORLAR, onlara bakın hele! Sonra, onları, genç işçileri, genç insnaları neden dövüyorsunuz ki? Dudaklarına attığınız 'tokat'ların farkındayız, ama, iyi bilin ki, o tokadı yiyen fakir-fukaralar, o halk, ONBEŞLİ-YANİ ÇANAKKALE'yi GERÇEKLEŞTİREN KAHRAMANLARIN evlâtlarıdırlar. Burada şair, iki CİNAS yağmakta LÜKS ve TOKAT.. Oldukça başarılıdır. * BÖLÜM-3 ****************** DÜZ MANTIK ********************* Meyan kökü kazarmış babam kırlarda, ben o yaşta koltuğumda kitaplar , işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı, cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları kafamda yasak düşünceler, Gide mesela. Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm, her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar, resimli bir kitaptan çalardım hayatımı oysa hergün merkep kiralayıp da kazılan kökleri Forbes firmasına satan babamdı. İÇSEL BAKIŞ ve ÖZÜN ÖZÜ ************************** Meyan kökü kazan ve onu yabancı bir firmaya(FORBES'e)satan bir babam var. Ve benim İŞARET PARMAĞIMDA ZİNCİR.. İşte burası önemli. İşaret parmağında ZİNCİR olması ifadesi, DİNÎ ÖZGÜRLÜĞÜNÜN OLMADIĞINI, dine dair hoşuna gitmeyen şeyleri bu iktidarın yapmakta olduğunu ifade eder ki, cebimde KIRLANGIÇLAR ve kafamda YASAK DÜŞÜNCELER derken de, bu kısıtlamalara ve bu DİNSEL BASKILARA, YANLIŞ GİDİŞLERE KARŞI, özgür düşünceler taşıdığını ve GECENİN -KARANLIĞIN-KÖTÜ YÖNETİMİN GİTMESİ İÇİN ISLIK ÇALDIĞINI, korkmadığını çünkü hayatını resimli bir kitaptan, DAHA ÖNCE SENARYOSU YAZILMIŞ, ÇİZİLMİŞ, KURGULANMIŞ bir öyküden aldığını-çaldığını söylemektedir. Görüleceği gibi, ŞİİR, asla DİNÎ AĞIRLIĞI olan bir şiir değil, EZİLEN BİR MÜSLÜMAN'ın, çalışan fakat kazancını, ürettiklerini bir AMERİKAN -Forben firmasına-teslim eden, VASITASI eşek olan, hayatı BAŞKA GÜÇLER TARAFINDAN senaryolaştırılımış olan bir insan ve insanlardan oluşan toplumsal doku vurgulanmaktadır. * BÖLÜM-3 ***************** DÜZ MANTIK *********************** Budur işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku işte şehirleri bayındır gösteren yalan işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla güç bela kurduğum cümle işte bu; ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan tenimin olanca ağırlığı yok oldu. Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak bile bir bir çınlayan ihtilal haberidir ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu nisan ayları gelince vücudu hafifletir şahlanan grevler için kahkahalarım küstah bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim gider şehre ve şaraba yaltaklanarak biraz ağlayabilmek için fotoğraflar çektirir babam seferberlikte mekkâredir. İÇSEL BAKIŞ ve ÖZÜN ÖZÜ ************************************** -KORKMAZ GÖRÜNEN KORKU... KELEPÇE -ZİNDAN-HAPİSHANE... Evet korku imparatorluğu. bazı idarelerin metododur. ŞEHİRLERİ BAYINDIR-İMARLI-KALKINMIŞ-GÜZEL gösteren, yaşa varol dedirten korkudur. Oysa şehirlerimin teninde-yüzeyinde-görünümünde HAÇ-BATI GÖMLEĞİ vardır. Müslümana yakışan bir KENTSEL MİMARİ, GÖRÜNÜM ve İMAR yoktur. Batılı bir yüz, BATILI BİR ANLAYIŞ, korku ile hakim olmuştur. Ve sonucunda SOLGUN EVLER, ÖLÜ DAĞ, SOLMUŞ DUDAK... SOLMUŞ DUDAK-Gerçeği haykıra haykıra yorulmuş, hapishane-zindan-kelepçe görmüş dil... Ve içten içe kaynaşmalar. Bileniş. Toplumsal direnişe doğru hareket ve İHTİLAL.. Bütün bunlar İHTİLALİN HABERCİSİDİR. Çünkü, geceleri hazırlıklar yapılmakta; çünkü nisan ayında GREVLER şahlanacaktır. Ve kahkahalarım küstah olacak, MARŞLAR çalınacak şehir şarapla kendine gelecektir. Bütün bunlar olurken de BABAM, mazisini hatırlayacak, ağlayacak, ağlamak için, geçen zamanı düşünecek ve fotoğraf çektirecek, unutulmasın bu zaman diye anılar dizecektir. İşte bu bölümde de, İMARSIZ KENTLER, İHTİLAL, BATILI ŞEHİR, GREVLER-MARŞLAR diyerek, şiirin siyasal-ekonomik dokusunu örmeye devam etmektedir. * BÖLÜM-4 ************* DÜZ MANTIK ***************** İnsanın gölgesiyle tanımlandığı bir çağda marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak, belki ruhların gölgesi düşer de marşlara mümkün olur babamı varlık sancısıyla çağırmak: Ezan sesi duyulmuyor,Haç dikilmiş minbere,Kâfir Yunan bayrak asmış Camilere, her yere Öyle ise gel kardeşim Hep verelim elele Patlatalım bombaları Çanlar sussun her yerde Çanlar sustu ve fakat binlerce yılın yabancısı bir ses değdi minarelere:Tanrı uludur Tanrı uludur polistir babam Cumhuriyetin bir kuludur bense anlamış değilim böyle maceralardan ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur yalnız coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan nüfus cüzdanımda tuhaf ekmek damgası durur benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu etin ıslak tadına doğru yavaş yavaş uyanmak çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp hırsız cenazelerine bine bine temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme korkak dualarından cibinlikler kurarak dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz nakışsız yaşamakları silâhlanmak sayarak çıkardım boğaza tıkanan lokmanın hartasını çıkınımda güneşler halka dağıtmak için halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa fly Pan-Am drink Coca-Cola İÇSEL BAKIŞ ve ÖZÜN ÖZÜ ************************************** Demin yukarıda ŞAİRİN BABASI,kiralık merkeple meyan kökü toplayıp Forbes isimli firmaya satan bir sade vatandaş iken, burada bir anda CUMHURİYETİN BİR KULU VE POLİS demektedir. Bu kadar da HATAyı şahsen ben şiirde kabul edemem. Şiirde KONU BÜTÜNLÜĞÜ ÖNEMLİDİR. Şair, ikinci dünya savaşı yıllarında, KITLIK-YOKLUK-EKMEĞİN KARNE İLE VERİLDİĞİ- Düşmanın kovulduğu-Haç sesinin silindiği-ancak-BATI ÇZİGİSİNDE KENTLERLE-YAŞANTIYLA-EZAN'ın(Tanrı Uludur-tanrı Uludur) diye YABANCI BİR SES OLARAK minarelere değdiğini söylemektedir ki, GÜNÜMÜZDE DE EN ÇOK TARTIŞILAN ve bitmeyen bir konu olan-EZAN TÜRKÇE Mİ OKUNSUN-YOKSA ARAPÇA' MI tartışmasını yansıtmaktadır, o başlangıç günlerini anımsatmaktadır. VARLIK SANCISINDAN İNLEYEN BABAM-Varlık vergisi veren babam derken hemen o mısraların altında ise Susan çanların yerine TÜRKÇEye YABANCI BİR SES diyerek, babasının POLİS olduğunu, polis devleti-güç ve cop yönetimi-baskı idaresini anlatmaya çalışmıştır. ŞAHSEN BEN, ŞAİRİN, TÜRKÇEYE YABANCI BİR SES DEMESİNİ kınıyorum. Ezanın Türkçe okunup okunmaması tartışmasına asla girmem, ama, TÜRKÇE ME DE YABANCI SES denilmesini de asla istemem. Yani, Çan gitmiş, BATILI ŞEHİR ve YAŞANTI gelmiştir, fakat, DİNİ konularda yanlışlar yapılmaktadır. Cami önlerindeki ŞADIRVANLAR ve üzerinde TÜRK-MÜSLÜMAN yazan NÜFUS CÜZDANIM VE KİMLİĞİM... BU yanlışlardan şikâyetçidir. HIRSIZLAR RAHATÇA YAŞAMAKTA, halk ezilmektedir. SİLAHLANMA tutkusu almış başını gitmekte. Bütün bunlara rağmen, ÇIKINIMDA HALKA DAĞITACAĞIM UMUT GÜNEŞLERİ var ancak her caddenin köşe başında PAN-AM ve DRİNK COCA -COLA reklamı var. Yani, batı içinde batıl, yani giden YABANCININ YERİNE BİR BAŞKA YABANCI, BU KEZ ekonomisiyle-reklâmıyla girmiştir içimize. Umut güneşlerimiz solmasın... BÖLÜM-5 ******************* DÜZ MANTIK *********************** Tutun ve yüzleştirin hayatları, biri kör batakların çırpınışında kutsal, biri serkeş ama oldukça da haklı. Ölümler ölümlere ulanmakta ustadır hayatsa bir başka hayata karşı. Orada aşk ve çocuk birbirine katışmaz,nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı kendi tehlikesi peşinden gider insan putların dahi damarından aktığı güne kadar sürdürür yorucu kovalamacayı. Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan? Nerde, hangi yöremizde zihnin tunç surlardan berkitilmiş ülkesi ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan parti broşürleri yoksa kafiyeler mi? Hangi cisimdir açıkça bilmek isterim takvim yapraklarının arasını dolduran nedir o katı şey ki gücü gönlün dağdağasını durultacak? Hayat dört şeyle kaimdir, derdi babam su ve ateş ve toprak. Ve rüzgâr. ona kendimi sonradan ben ekledim pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu ham yüreğin pütürlerini geçtim gövdemi alemlere zerkederek varoldum kayrasıyla Varedenin eşref-i mahlûkat nedir bildim. İÇSEL BAKIŞ ve ÖZÜN ÖZÜ ************************************ Evet, eşref-i mahlûkat olan insanların iyi yönetilmei lâzım. şu dünyanın , şu ülkenin haline bakın. birisi serkesş, ötekisi İNTİHARı tercih etmekte, öte yanda AŞK ve ÇOCUK, gelecek ve PARTİ BROŞÜRLERİ, siyasetin olmayacak vaatleri. Oysa insan, çamurdan halkedilmiş, aslı toprak.Aslı DÖRT UNSUR NAZARİYESİ evren. Ölümleri ölümlere ulayan, dünyayı GÖRKLÜ olmaktan çıkarıp PUTLAŞMIŞ yönetenlere köle yapan sistem... SONUÇ ****************** Bu şiir, dediğimiz gibi AMENTÜ başlığı sebebiyle DİNİ nitelikli bir şiir olmayıp, SİYASETİN-TOPLUMSAL DOKUNUN-ÜLKEMİZİN-İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI DÖNEMİNİ eleştiren, ekmeğin KARNE ile verildiği, Ezan'ın Türkçe okutulduğu DÖNEMİ ve O DÖNEMİN İDARESİNİ tam onikiden vuran, eleştiren bir şiirdir. Şiir dili oluşmuş, şairin tarzı ve ses rengi şiire yansımıştır. Bana göre; Şiir olarak OLDUKÇA UZUN olmasına, bütün HATALARI'na rağmen BAŞARILI bir ŞİİRdir. Başlığı da 'AMAN TU!' olmalıdır.

0 person liked.
1 person did not like.
Nazır Çiftçi 2: Su ateş toprak rüzgar ve güneş...Dünyanın dönüşü ve gece gündüz.Var oluş öykümüz. Tabiat Bilgisi Öğretmenimiz anlatırdı.SU,ATEŞ,TOPRAK, RÜZGAR, GÜNEŞ ve hayat... Düşünüyorum: CUMHURİYET varlığımızın ve hürriyetimizin meşalesi değil midir! Saygılarımla Nazır Çiftçi Ankara

0 person liked.
1 person did not like.
Selcen Koçel: Hiç değişmeyeceksin.. Usanmayacaksın böyle olmuş olmaktan. Bıkmadan deleceksin içimizi! Okuya okuya ne hallere gireceğiz! Ah! Bana şiir yazdıran! Şiir derken ne dediğini anlamayanlara Lady Godiva'ya bakar gibi bakan.. Ah! Hala katran Şiir; 'Sözlerini etime basıyorum'

0 person liked.
0 person did not like.
Onur BİLGE: Bu şiirde uyak muyak, seci meci aradım. Pek bulamadım da galiba ondan hırslandım; oturup bir şiir yazdım, inadına sesli, derin nefesli, sarıklı fesli, hisli mi hisli, sisli mi sisli... :) İkilemeler, şiirde hoş karşılanmayan nesneler... Onlara acıdım. Hani öyle itilip kakılmalarına... Toplayabildiğimi topladım bir araya, her dizeye birer çift oturttum, şiir doldu ama oldu mu olmadı mı ben nerden bilem hâkim bey, onu ancak BÖYÜKLER bilir. Henüz çok yeni, ham... Göç yolda düzelir. Olgunlaşır zamanla. Yeter ki canım sağ olsun! Bugün de yorumum şiirle olsun: İKİLEMELER Düşünce zinciri şangır şungur düşünce Akıl çıkrığından boşanarak gıcır gıcır Hafızanın dibi karanlık allak bullak Tüyleri diken diken yosun kokulu kuyu Bulanır da bulanır rutubetli arşivin Berrak mı berrak bilinen durgun suyu Bir aşağı bir yukarı bir aşağı bir yukarı Anı anı acı çekmeye başlar yukarı Kovalar aşağı başlar yukarı Kovalar aşağı nedamet tekme tokat Bir aşağı bir yukarı bir aşağı bir yukarı Yavaş yavaş doldurur ağzına kadar Bin kere bin pişmanlıkla kocaman tankı Oysa hiç ama hiç fark etmemiştir farkı Hiç mi hiç kızmamıştır o zamana kadar Kendi kendine nefsinden zamana kadar Sayar döker ne sözler gelir de döner ağzına kadar Bir aşağı bir yukarı bir aşağı bir yukarı Başlar zıpkın yemiş gibi kıvrım kıvrım kıvranmaya Başlar alev alev yanmaya başlar Kıvranır da kıvranır bedende ruh uyanmaya Ruhta can canda Canan kıvranır da kıvranır Bir aşağı bir yukarı bir aşağı bir yukarı Beyninde kaç katman varsa ayrı ayrı Bilinçaltı kaç kademeyse birer birer Tüm merdivenlerden art arda geçilirken Basamaklardan teker teker inilirken Her biri dile gelir çığlık çığlık Kabir azapları dillenircesine feryat figan Yaşananlar arka arkaya akla düşünce Kâbuslar halinde zuhur eder de eder düş ünce İdrakte vakit daraldıkça daralır Ecel kıskıvrak yakalar canı dar alır Başlar zıpkın yemiş kıvrım kıvrım kıvranmaya Başlar alev alev yanmaya başlar Kıvranır da kıvranır bedende ruh Ruhta can canda Canan kıvranır da kıvranır Bir aşağı bir yukarı bir aşağı bir yukarı Boşalan yere yaş döker de döker Sesli sessiz döner devranın çarkı Canlı cansız cümle varlık diz çöker Tövbeler sarnıçta ses yankı yankı Onur BİLGE

0 person liked.
0 person did not like.
Nazır Çiftçi 2: Aziz yazarım, bu şiirinizde ne çok konu var. Şiir değil de düz yazı nesir desek , daha iyi olur. Yinede yazmak ne güzel bir kararlılıktır.Sağlıklı gelecekler diliyorum.Nazır Çiftçi / /Ankara// .

0 person liked.
1 person did not like.
Sükûn Ve İnşirah: Hayat dört şeyle kaimdir, derdi babam su ve ateş ve toprak. Ve rüzgâr. ona kendimi sonradan ben ekledim pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu ham yüreğin pütürlerini geçtim gövdemi alemlere zerkederek varoldum kayrasıyla Varedenin eşref-i mahlûkat nedir bildim.

5 person liked.
0 person did not like.
Bu şiir hakkında yazılmış 70 adet yorumu okumak için tıklayınız.
 
Bu şiir ile ilgili düşüncenizi paylaşın:

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
 Bu Şairlerimizi Okudunuz mu? (bu da ne?)
Hilmi Yeter
Tarık Torun
Evrim Evrensel
Selahattin Bakır
Cansın Erol
Mehmed İhsan Uslu
Mahir Toksoy
Hatice Nayır
 Bu Şiirimizi Okudunuz mu?
Ama Ölüm (Sunay Akın)
 TOP 100 Şiirler
1  Beklenen  (Necip Fazıl Kısakürek)
2  Ben Sana Mecburum  (Attila İlhan)
3  Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?  (Victor Hugo)
4  Bence Şimdi Sen de Herkes Gibisin  (Nazım Hikmet Ran)
5  Anlatamıyorum  (Orhan Veli Kanık)
6  Hasretinden Prangalar Eskittim  (Ahmed Arif)
7  Ayrılık Sevdaya Dahil  (Attila İlhan)
8  Kaldırımlar 1  (Necip Fazıl Kısakürek)
9  Sakarya Türküsü  (Necip Fazıl Kısakürek)
10  Ben Senden Önce Ölmek İsterim...  (Nazım Hikmet Ran)
» Tüm Top 100 Şiirler
 Konularına Göre Şiirler
Aile
Barış
Kadın
Allah
Bebek
Mutluluk
Ankara
Doğum Günü
Ölüm
Anne
Dostluk
Özlem
Asker
Gurbet
Savaş
Aşk
Hasret
Sevgi
Atatürk
Hayat
Sitem
Ayrılık
İhanet
Vatan
Baba
İstanbul
Zaman
 Günün Şiiri
Sebil ve Taş (Ahmet Erdem)
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2014. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu.
Şu anda buradasınız: Amentu Şiiri - İsmet Özel

Antoloji.com
01.08.2014 02:42:49  #.234#
[13896]
  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Nedir  » Gruplar  » E-Kart  » Sinema  » Haber  » İletişim
 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İnsan Kaynakları   » İletişim   » Seçim  
[Hata Bildir]

#13896 ##234