FUTBOL TAKIMLARINI KONUŞUYORUZ! Tuttuğunuz takım için yazılanları okumak için logosuna tıklayın.

Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

AFRA Konulu Şiirler - afra Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "afra" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "afra" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. afra Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

57  

YENİ İCAT KÜFÜRLER (YENİ YETMELİK)

Bu sokaklar, bu kent değil mi?
Kleopatra analı,
Yiyip bitiren tümden umutlarımızı, gerzekçe
Harcıâlem bir yaşamda, fistansız ayıplarla
Tüketen sonra yeni yetmeliğimizi,
Duman dağları arsında yudumlarken
Dünden kalma kekremiş çaylarını,
Demlerken babalarımız;
Hüzünleri, yokluğu ve çaresizliği,
O kocaman mangal yüreklerinde
Bilmem kaçıncı kere,
Uçkurdan rüşvetle konulmuş, kondularında,
........... devamı >>
 
Ali Aldemir
    
    
    

58  

BEDİR SAVAŞI..

ALLAH KÂFİRLERİ SAVAŞ ÖNCESİ MÜ’MİNLERE VE RESULÜLLAH’A AZ GÖSTERDİ®

“ O vakit ki Allah sana onları rüyada az gösteriyordu eger sana onları çok gösterseydi korkacaktınız ve kumandada tartışmaya düşecektiniz fakat Allah(sizi bundan) kurtardı Şüphesiz o kalplerin özünü bilir” Enfal 43
“ Allah olacak bir işi yerine getirmek için (savaş alanında) karşılaştığınız zaman onları sizin gözlerinizde az gösteriyor side onların gözlerinde azaltıyorduBütün işler Allaha döner” Enfal 44
Allah kâfirleri müslümanlara müslümanlarıda kâfirlere az göstererek cesaretlendirdi ki Müminlerin vasıtasıyla onların belini kırsın ve müslümanlar onları çok görerek cesaretleri kırılmasın Müminleride anlara savaşın başlangıcında az göstererdi ki müminlere saldırsınlarda Allah bu vesileyle onları müminler vasıtasıyla cezalandırsın
........... devamı >>
 
Yusuf Aygun
    
    

59  

ŞEHSUVAR

I.

gece saclarina kadar sokulur, guzelligine
atilan ilmiklere kadar ulasir. Koltukaltina
kac takim yildiz, burc saklar. Sehsuvar
sig sikintilar ardinda derin bir havuz..
dikdortgen dudaklarda cok yuvarlak
sozcukler var!! Herhangi birine selam versen
dagilmaya mecbur oluyor yuzun. Uzaklara
gidecegim ben diyor delikanli, gobi colune..
Tarih atlaslarinda yitirecegim her zerremi
anlik bir yanilgidir diyor sucustu alttarafi
........... devamı >>
 
Küçük İskender
    
    
    

60  

EN DEĞERLİ İNSANLAR VE İSİMLERİ (PEYGAMBERLER VE SAHABELER)

Not:isimleri birkaç siteden bulduğum için
tam bir düzenleyemedim hatamız varsa afola.


Kur'an-ı Kerim'de İsmi Geçen Peygamberler

1.Adem (A.S.)
2. İdris (A.S.)
3. Nuh (A.S.)
4. Hûd (A.S.)
5. Salih (A.S.)
6. İbrahim (A.S.)
7. Lût (A.S.)
8. İsmail (A.S.)
9. İshak (A.S.)
10. Yâkup (A.S.)
11. Yûsuf (A.S.)
12. Eyyup (A.S.)
13. Şuayb (A.S.)
14. Musa (A.S.)
15. Harun (A.S.)
16. Dâvud (A.S.)
17. Süleyman (A.S.)
18. İlyas (A.S.)
19. Elyasa (A.S.)
20. Zülkifl (A.S.)
21. Yûnus (A.S.)
22. Zekeriya (A.S.)
23. Yahya (A.S.)
24. İsa (A.S.)
........... devamı >>
 
Hasan Beyan
    
    

61  

♥ YÜREK YANGINI...

Bir güzel söz bir tutam çiçek kırpıntısından
Dünyalar benim olur seni bilir tanırdım.
Seni her gördüğümde pırpır çarpıntısından
Yüreğimi yerinden çıkacakmış sanırdım.

Yaratılmış tek örnek aleme gör misali
Gözüm kimseyi görmez olurdu kör misali
Ne oldu ne değişti şimdi nankör misali
Önce Allah der sonra bir sana inanırdım..!
........... devamı >>
 
Kenan Mim Eryiğit
    
    
    

62  

15 YAŞ

‘Çaldılar kalbimi’ dedim, etmedi yardım evkaf
Nedir sendeki dediler bu zaaf, yaptılar tanımadan Mecnun’u gaf
Etmeyin benle alay dedim var göğsümde bir paraf,
Ama onlar da sandı beni sana karşı bir saf.

Götürdün kalbimin keselerini, koyduğun yer ki hep aynı raf
Küçümsedin beni de onlar gibi yeter artık insaf!
15 yaşın neresi küçük bahane bulma bana etme aklını sarf,
‘’Seni sevmiyorum’’ diye zaten yolladın bana bir zarf.
........... devamı >>
 
Berk
    
    

63  

MUDURNULU FATMA NİNE'YE MEKTUP

İyi Akşamla Fatma Ninem…

Nassınız? İyi misiniz? İşleniz nası gidiyo bakam? Torun,torba,oğul,uşakla da iyiledir heralde.
Bizleri soracak olusanız hepicimiz de iyiyiz.Marak etmeyin hiç.Bağ,baçça,talla,tonç işleriyle uraşıbatırız işte.Hevalada bi ısınamadı giddi demisiniz.
Bem(benim) Miriban garı va ye unun (onun) gulakları arıyo(ağrıyor) birez.Unun yüzünden az eşidiyo (işitiyor) artık.Öle olunca da bem(benim) gündüz homurtumu,gece de horultumu duymayo artık.Evde hır-gür kesildi valla. İşte böle.Başka tasa,keder yok ninem ya…
Geçen ki mekdibinizde Memed Amca için ‘Gapının önüne guymak mı? Hiç bi şey edemez. Sen, kimin gızınnan dans ettiğinin farkında değilsin.' menemme(galiba) Abdılla Gardaşım. Beni gapının önüne goyacak da, yimeğini kim bişirecek, onun avur zavurdunu(afra tafrasını) kim çekecek? Zobasını kim yakacak, ciğarasını kim getirecek bakkaldan? Hadi genç olaydı, ikinci garı alırdı deyem; bu yaşdan sonra kim gelir ona? Hartı hurtuna geçmiş. Gözleri görmediği uçun, almaynan(elma) domatisi bile birbirine garıştırıyo. Mor badılcanı keçi buynuzu zannediyo. Allah bilir gayfeden eve gelirken, evin yolunu da bulamaz. Yanlışlığınan gomşunun evine gidip, ben deye Aşa Hanım'a sarılıncası, bir araba da sopa yir. Yeee! İşte böyle Abdılla Gardaşım’ demişsiniz.
........... devamı >>
 
Abdullah Atay
    
    

64  

LUNAPARK’ TA BİR AKŞAM(ÖYKÜ)

Beyaz şeritli, geniş asfalt yollar boyunca uzanan kaldırımlardaki, mağaza ve lokantaların alımlı vitrinlerinde görünen her şey, “Al beni” der gibiydi. İlk defa gördüğüm büyük bir şehirdeki her şeyin cazibesi içimi kıpır kıpır oynaştırıyordu. Eğlenmek güdüsü, hemen yanı başımdaki Gençlik Parkından gelen şen şakrak seslerle coşuyor, adrenalim giderek daha da yükseliyordu. Gençliğimin ağırbaşlılığı, çocukluğumun pembe düşleri arasında kaybolmak üzereydi artık. Gençlik Parkı’nın giriş kapısının yan duvarlarında, hayranı olduğum Emel Sayın’ın afişini görmemle her şeyi unutmuştum. Sanki ayinsel bir törendeydim. Yüreğimin çarpıntısı o anda, saat tik taklarını aratmayacak kadar sesli atmaya başladı. Bir tanrıçaya yaklaşır gibi heyecanla afişin yanına sokuldum. Sesini radyolardan duyduğum; resmini gazetelerden bolca gördüğüm Emel Sayın, Gölbaşı Gazinosu’ ndaydı... Beynimin boz katmanlarından çıngılanarak kanımda yalazlanan duygularım, ona olan hayranlığımı daha da artırmıştı. Omuz üstüne kadar kesilmiş siyah saçları, genç, duru beyaz yüzünü simetrik sınırlandırmıştı. Afişte gülümseyen, siyah beyaza bürünmüş gökyakut gözlerindeki masumiyet beni kendisine daha da çok çekti. Onun, ince, duru sesi bilinmeyen bir âlemden geliyormuş gibi beynimde yankılandı birden. Hani kimileyin, çok öncelerden duyduğunuz güzel bir ezgi, başınızı yastığa koyduğunuzda beyninizde yankılanır ya, işte öyle bir şeydi dizelerin beynimde yankılanışı...‘Çile Bülbülüm, Çile’şarkısındaki ilk iki dizenin kulaklarımdaki uğultusuyla oyalanırken; kendi kendime, “Hayranlık denen şey, bu mu acaba? ” diye düşünmekten kendimi alamadım bir süre.
Şarkının, sözleri ve ezgisi durmaksızın beynimde yankılanıyordu. Tüm düşüncelerim buharlaşmış gibiydi. Haziran ayının bir akşamında kızıla dönüşen güneşin, turuncu, ipliksi, soluk ışınlarıyla yeryüzü renkleri solmaya yüz tutmuştu artık. Kulağıma kadar gelen sesler ise, parkın göl tarafından esen hafif yelle bir yerlere savrulmuştu sanki. Beynimde yankılanan o iki dizeden başka; hiçbir şeyi, ne duyuyor, ne görüyor, ne de algılayabiliyordum. İğnesi takılmış bir gramofondan çıkan nağmeli dizeler, kulaklarımda uğuldayıp duruyordu. Hayran bakışlarımı onun üzerinden almakta zorlanıyordum. Sonunda kararlı bir ani dönüşle, göl tarafına doğru yürümeye başladım. Kendimi parkın en iyi gazinosu Gölbaşı’nda düşlerken parkın merdivenleri başında duran Cahit’in,
- Sen nerelerdesin aslanım diyen, alaycı sesiyle irkilerek düşlerimden uyandığımda, Gençlik Parkı’nın bol çeşnili havasının kokusunu ancak duyumsayabildim. Semaverlerde buğulanan, demli, buruk çayın kokusunu ve yeni yanan bol dumanlı odun kömürü kokusu havada buğulu yansımalar yapıyordu. Günün son demlerine gelindikçe heyecanım tavsamıştı artık. Hanımlar matinesi yapan gazinolardaki haykırışlar, havaya dalga dalga yayılırken; kimileri yüreklerindeki eğlence özlemini bastırırcasına, banklarda ve çimenlerde kayıtsızca oturuyordu. Kimileri de kendi iç dünyalarını yansıtırcasına sağa sola bakınırken, elden geldiğince neşeli olmaya çalışıyordu sanki.
Lunapark, atlıkarıncalardan dönme dolaplara; aynalardan korku odalarına kadar her eğlenceye girip çıkanlarla dolup taşıyordu. Parası yettiğince eğlencelere katılanlar, çeşitledikleri beğenileriyle bir başka eğleniyordu. Boş alanlara tezgâh açmış olanlar, sigaraya çember attıranlar ve çengilerin gösteri yaptıkları çadırlar tıklım tıklımdı. Tarak yüzü görmemiş, dağınık, düz, siyah saçları, ensesinden gömleğinin yakasına düşen çığırtkan, kahverengi gözleri yuvalarında dört dönerek elindeki beş tahta çemberi şakırdatırken kendisinden geçmiş gibiydi. Bir yandan da “Gel gardaş gel, at çemberi yeniharmana kazan onu, ciğerlerin bayram etsin” diye bas bas bağırıyordu. Öte yandan, çakır gözlü, bozuk şiveli ve orta yaş sınırını çoktan geçmiş, kaba ve cırlak sesli çengi çadırı çığırtkanı, çadır komşusuna rekabet etmek hazzıyla, “Abilerim geliiin! Hadi geliiin, doya doya eğlenin” diye, adeta haykırıyordu. Olanca sesleriyle ısrarlı bağıranların arasında kalmıştım; sanki şeytan pazarına düşmüş bir papaz gibi, şaşkın ve kararsız onları izliyordum.
Birbirine karışan ayarsız seslerin şiddeti, kaç desibeldi bilinmez ama hiç kimse de, rahatsız olmuş gibi görünmüyordu. Ayrıca beni onlara doğru çeken bir şey varmış gibi, ayaklarım o yana doğru çekiliyordu. Artık, gazinoyu unutmuş gibiydim. Artık her eğlencede bizi de, sağa sola caka satarak, Cahit ile birlikte ağızlarımızı yaya yaya konuşmak alışkanlığı sarmıştı. Seyircisi bol penaltı atışlarında; bir yandan da B.J.K’li Baba Recep’miş gibi kasım kasım kasılırken, bir yandan da gözlerimle sağda solda bizi izleyen bir kızın olup olmadığını gözlemeyi ihmal etmiyordum. Bir yandan da kısa kollu, küf yeşili gömleğimin yaka uçlarını düşürüp arkasını kaldırıyordum. Geniş paçalı pantolonumu havada savurarak, köşeye attığımı sandığım her topun arkasından, ya kollarımı havaya kaldırıp “Gol” diye bağırıyor, ya da dışarı giden topun arkasından“Ah, vah”lar çekip duruyordum.
Dönümlerce büyük Gençlik Parkı’nın Lunapark’ında, eğlence bitmek bilmiyordu. Akşamın gölgelediği plastikten yapma ördeklere, arkadaşımla birlikte patlamaz tüfeklerle atışlar yaparken; bir yandan da,“Ben askerdeyken hedefi onikiden vururdum”diyerek, bir afra tafrayla ördeklere nişan alıyorduk. Raylar üzerinde dört tekerlekli ağır demirden bir kütleyi her savurduğumuzda, bize bakan kızlara “Clark çekmek”te, başka bir huyum olup çıkmıştı.
Paramız her eğlence de biraz daha azalırken o akşam, Emel Sayın’ı dinleme hevesimiz de bir başka bahara kalmıştı. Gölbaşı Gazinosu’nda Emel Sayın’ın, ince, duru sesi, gece yarısına doğru perde perde yükselerek dışarıya yayılıyordu. Çevrede gürültü azaldığından, Emel Sayın’ın sesi net ve gürültüye boğulmadan kulaklarımıza geliyordu. Gazinonun dışındaki meydanda hep bir ağızdan ona eşlik etmek, bana daha eğlenceli gelmişti sanki. Hele son söylediği “Çile Bülbülüm, Çile” şarkısını söylerken, sanki içerdeymişim gibi kendimden geçmiştim. Ayakta veya bir yerlere oturan, kadınlı, erkekli onca insan, şarkıya eşlik ediyor ve uyumla şarkıya katılmaya çalışıyordu. Ama her sayılı şey gibi eğlenceli saatlerde bitmiş, gazino dağılmıştı artık.
Sarhoşluğun hantalaştırdığı bedenlerinin uyuşukluğuyla gazinolardan çıkanlar, yollarda savrulurcasına yürüyorlardı. Onlar eğlenceyi kanıksamış halde, eş ve dostlarının kollarında yarı uykulu gibiydiler. Gecenin zifiri karanlığı kadar, uykulu ve yorgundum ama düşünebiliyordum yine de. Kimi insanlar, çimlere, ağaç diplerine sere serpe uzanmış uyurken; kimileri de üç karışlık bankların üzerine, ana rahmi duruşunda kıvrılmıştı. Yoksul ve zavallı insanların bedenlerinden demir karası geceye, sessiz çığlıklar yankılanıyordu sanki. Onlara yüreğim ezilerek bakarken kendi kendime, “Uykulu bilinçlerinin derinliklerinde, huzura dönüşmüş düşlerini görüyorlardır belki de kimbilir” diye düşünmekten kendimi alamazken, arkadaşımla birlikte otelin yolunu tuttuk.
Ruhen dinlenmiştim; ama bedenimde, yer yer sızılar oluşmaya başlamıştı. Başım uyku sersemliğiyle arada, boşlukta kayar gibi omzuma düşüyordu. Saman pazarı’ndaki, kâgir yapılı eski otelimize gelmiştik artık. Köhne otel odamız ağır kokuyordu. Limonküfü rengindeki, rengi uçuk çiçekli bir bezden iki kanatlı perde buruş buruştu. İki yana sıyırdığım perdenin altında kalan balkon kapısını açtığımda içeri giren serin ve temiz hava, kapanan gözlerimizi açmaya yetmişti. Dışarıdaki ışıklı reklâmlardan yansılanan görüntüler pencere camlarından, benekli, renkli parıltılarla, nevresimle kaplanmış yorgan ve yastıklar üzerine düşerken; bir zaman tanelinin, uzun alacalı, dar burgacında bilmediğim bir yerlere doğru gittiğimi duyumsadım birden. Renkli görüntülerin kimisi, kaleydoskop çiçekleri gibi yüzümde açılıp kapanırken; kimisi de renkli krepon kâğıdıyla boyanmış gibi sabitleniyordu. Odayı saran renk cümbüşüyle eğlenirken, bir günün yorgunluğuyla ertesi gün gireceğimiz sınavın, endişeli heyecanıyla uyuya kalmışım. Ertesi gün uyandığımda, “Hayatın gerçekleri ile düşler her zaman böyle, birbirine yüz seksen derece zıt mıdır acaba? ”diyen kafamdaki çelişkiyle, bir lisenin sınav odasında kendimi buldum.
14 – EKİM - 2007
........... devamı >>
 
Ergin Bingöl
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


23.11.2008 00:10:52

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim
antoloji.com

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim