Antoloji.com

A. Sınıf Tiyatrosu Kısa Oyunlar: 34 Miskin Kedi Şiiri - Fevzi Günenç

Şiir
Antoloji.com ŞiirKitapcEtkinlikler cŞarkılar cResimcForumcNedir?cÜyelercGruplarc Mesajlarım
Fevzi Günenç bu nedir >>Popülerlik=5/5
Hayatı  Şiirleri  Forum  İstatistikler  Zevkler 
 << Önceki ŞiirFevzi Günenç ŞiirleriSonraki Şiir >> 
A. Sınıf Tiyatrosu Kısa Oyunlar: 34 Miskin Kedi

A. Sınıf Tiyatrosu Kısa Oyunlar: 34 Miskin Kedi
Fevzi Günenç, Beydeba’dan Esinlenerek Oyunlaştırdı

KİŞİLER:

YOKSUL NİNE:
MİSKİN KEDİ:
SARAYLI KEDİ:
SARMAN KEDİ:
KARAKEDİ:
PAMUK KEDİ:
VAN KEDİSİ:
SİYAM KEDİSİ:
ANKARA KEDİSİ:
AŞÇIBAŞI:
PRENSES:
KRAL:
KRALİÇE


ORTAM: Kedisiyle yaşayan yaşlı yoksul ninenin oturma odası.

YOKSUL NİNE: (Eski püskü sallanan iskemlesinde oturmakta, ileri geri sallanmakta, kucağındaki kedisini okşamakta.)
MİSKİN KEDİ: Mır mır mırrr… Nine? ..
YOKSUL NİNE: Buyur kediciğim…
MİSKİN KEDİ: Yüzünü yalayabilir miyim?
YOKSUL NİNE: O da nereden çıktı şimdi? Neden yalamak istiyorsun yüzümü?
MİSKİN KEDİ: Çünkü seni çok seviyorum. Çünkü sen beni besliyorsun. Acıktığım zaman yiyecek veriyorsun.
YOKSUL NİNE: Canım benim… İyilik bilir iyi bir kedisin sen!
MİSKİN KEDİ: Tabii bileceğim nineciğim. Kendin yemiyorsun bana yediriyorsun. Kendin içmiyorsun bana bana içiriyorsun.
YOKSUL NİNE: Yedirip içirdiğim ne ki sevgili kediciğim? Kuru ekmek, yağsız aş, ılık boru suyu değil mi?
MİSKİN KEDİ: Olsun. Hiç değilse açlıktan ölmüyorum ya.
YOKSUL NİNE: Çok iyi bir kedisin.
MİSKİN KEDİ: Nine…
YOKSUL NİNE: Efendim canım?
MİSKİN KEDİ: Benim adım neden Miskin Kedi? Miskin ne demek nine?
YOKSUL NİNE: Miskin şey demektir yavrum. Yani herkes miskinin şey olduğunu sanır.
MİSKİN KEDİ:
Ne olduğunu?
YOKSUL NİNE: Söylemeye dilim varmıyor.
MİSKİN KEDİ: Söyle söyle…
YOKSUL NİNE: Herkes miskinin uyuşuk, tembel, zavallı olduğunu sanır.
MİSKİN KEDİ: Öyle değil midir?
YOKSUL NİNE: Değil tabii.
MİSKİN KEDİ: Yani ben şimdi uyuşuk değil miyim? (Esneyerek gerinir.)
YOKSUL NİNE: Değilsin tabii.
MİSKİN KEDİ: Tembel de değilim ha?
YOKSUL NİNE: Tabii ki değilsin.
MİSKİN KEDİ: Nine bana bir bardak su getirir misin?
YOKSUL NİNE: Kendin niçin gidip içmiyorsun?
MİSKİN KEDİ: Amaaan nine… Şimdi şu yattığım sıcacık, rahat kucağından kalkacağım. Mutfağa kadar gideceğim. Güç harcayıp tezgaha sıçrayacağım.
YOKSUL NİNE: Tamam tamam, yeter! Getiriyorum suyunu. (Kalkar su getirmeye gider.)
MİSKİN KEDİ: (Esneyerek gerinir.) Aaah ah! Hayat ne zor. Şimdi ninemin getireceği suyu yalayıp içmek için uzun uzun güç harcayacağım, dil sallayacağım… İyi ki tembel bir kedi değilmişim. Ya bir de tembel olsaydım?
YOKSUL NİNE: (Bir çanak suyla gelir. Suyu masanın üstüne bırakır, kediye kucaklayıp suyun yanına getirir.)
MİSKİN KEDİ: (Suyu keyifsizce yalayarak içmeye başlar. Başını kaldırır.) Nine? ..
YOKSUL NİNE: Efendim kediciğim?
MİSKİN KEDİ: Miyav… Ben zavallı bir kedi de değilim di mi?
YOKSUL NİNE: Değilsin tabii.
MİSKİN KEDİ: Zavallı olmak acınacak durumda olmak demektir, değil mi?
YOKSUL NİNE: Öyle…
MİSKİN KEDİ: Değilsem, Saraylı Kedi bana neden acıyor?
YOKSUL NİNE: Saraylı Kedi de kim?
MİSKİN KEDİ: Arkadaşım.
YOKSUL NİNE: Senin bir arkadaşın olduğunu bilmiyordum.
MİSKİN KEDİ: Yeni tanıştık.
YOKSUL NİNE: Hem de saraylı ha?
MİSKİN KEDİ: Saraylı…
YOKSUL NİNE: Sana acıyor mu bu Saraylı Kedi, dediğin?
MİSKİN KEDİ: Acıyor ya… Dün karşılaştığımızda, “Vah kardeşim vah! Bir deri bir kemik kalmışsın,” dedi.
YOKSUL NİNE: Halt etmiş o. Hiç de fena değilsin. Mankenler senin kilona düşebilmek için günlerce aç kalıyorlar.
MİSKİN KEDİ: Onlar da miskin desene nine.
YOKSUL NİNE: Yok canım… Öyle demek istemedim.
MİSKİN KEDİ: Neyse boş ver mankeni. Sen bana bak nine. Madem uyuşuk, tembel, zavallı değilim; öyleyse neyim ben? Neden Miskin Kedi diyorlar bana?
YOKSUL NİNE: Yavrucuğum, yoksulluk kişiyi çökertip hareketsiz duruma getirdiğinden, böylesi düşkünlere miskin denilmiştir.
MİSKİN KEDİ: Bir şey anladıysam Arap kedi olayım.
YOKSUL NİNE: İyi dinlersen anlarsın. Miskin ile yoksul arasında önemli bir fark vardır. Yoksul, geliri gereksinimlerini karşılamayan kişiye denir. Miskin ise geliri hiç olmayan kimsedir. Anladın mı şimdi?
MİSKİN KEDİ: Anlamadım.
YOKSUL NİNE: Önemli değil zaten. Anlamasan da olur. Sadece şu kadarını bilsen yeter: Miskin onurluluk, özveri, durumunu başkalarına bildirmekten utanma gibi erdemleri içerir.
MİSKİN KEDİ: Erdem ha! Yok ya! Amma hoşmuş ya… Nine? ...
YOKSUL NİNE: Efendim canım.
MİSKİN KEDİ: Süt diye bir şey varmış, doğru mu?
YOKSUL NİNE: Doğru… Kimden duydun bunu?
MİSKİN KEDİ: Bir kediyle arkadaş oldum. Sarayda yaşıyormuş. Kralın kedisiymiş. Kral hep süt içirirmiş ona.
YOKSUL NİNE: Doğrudur. Biz yoksuluz. Süt alacak paramız yok. O yüzden süt içiremiyorum sana. Bağışla beni.
MİSKİN KEDİ: Neden bağışlayacakmışım nineciğim? Bu senin suçun değil ki. Yoksulluk yoksulun suçu değildir. Onu yoksul bırakanların suçudur. Benden özür dileyecekse onlar dilesinler.
YOKSUL NİNE: Canım benim… Bilge bir kedisin sen.
MİSKİN KEDİ: (Böbürlenir.) Bilgeyim, değil mi? Nine… Paran olsa süt alırdın değil mi?
YOKSUL NİNE: Elbette alırdım.
MİSKİN KEDİ: Bana da içirirdin değil mi?
YOKSUL NİNE: Elbette içirirdim.
MİSKİN KEDİ: Ahhh ah! Belki de bir gün süt alacak paramız olur.
YOKSUL NİNE: Belki…
MİSKİN KEDİ: Nine? ..
YOKSUL NİNE: Efendim kediciğim?
MİSKİN KEDİ: Et diye bir şey varmış bir de, doğru mu?
YOKSUL NİNE: Doğru ya… Bunu kimden duydun?
MİSKİN KEDİ: Kralın kedisinden… Kral hep et yedirirmiş ona. Öyle de lezzetli olurmuş ki bu et…
YOKSUL NİNE: Doğrudur…
MİSKİN KEDİ: Hem de çok besleyiciymiş…
YOKSUL NİNE: O da doğru.
MİSKİN KEDİ: Biz yoksuluz, o yüzden sen et alamıyorsun, değil mi nine?
YOKSUL NİNE: Öyle kediciğim.
MİSKİN KEDİ: Paran olsa bana et alır mıydın nine?
YOKSUL NİNE: Alırdım elbet…
MİSKİN KEDİ: Ah… Belki de bir gün bizim de paramız olur. Ha, ne dersin?
YOKSUL NİNE: Belki..
MİSKİN KEDİ: O zaman bana et alırsın değil mi?
YOKSUL NİNE: Almaz mıyım?
MİSKİN KEDİ: Nine? ..
YOKSUL NİNE: Efendim güzelim…
MİSKİN KEDİ: Bu et denen şeyin kemikleri olurmuş. O da hiç yoktan iyiymiş. Öyle mi?
YOKSUL NİNE: Öyledir.
MİSKİN KEDİ: O kemikten de mi yok hiç bizim evde nine?
YOKSUL NİNE: Yok ya canım…
MİSKİN KEDİ: Offf of! Yoksulluk ne kötü şeymiş be… (Acı acı mıyavlar) Miyaaaav… “Bir garip kediyim, hayat yolundaaa…” Keşke bunları konuşmasaydık nine.
YOKSUL NİNE: Neden kediciğim?
MİSKİN KEDİ: Etten söz edince karnım acıktı.
YOKSUL NİNE: Bak orada çanağa ısladığım ekmek var. Onu ye.
MİSKİN KEDİ: Cık, yemem.
YOKSUL NİNE: Neden?
MİSKİN KEDİ: Canım istemiyor.
YOKSUL NİNE: Canın süt istiyor, et istiyor değil mi?
MİSKİN KEDİ: Evet desem üzülür müsün?
YOKSUL NİNE: Herhalde… Sana süt alamadığım, et alamadığım için bağışla beni kedicik…
MİSKİN KEDİ: Olur, bağışlarım…
YOKSUL NİNE: Canım benim… Seni sevmekten, öpmekten başka bir şey yapamıyorum. Gel bari biraz daha seveyim seni.
MİSKİN KEDİ: (Ninenin kucağına gelir)
YOKSUL NİNE: (Kediyi okşar, sever, öper.)
MİSKİN KEDİ: (Tatlı mırıltılar çıkartır.) Nine, ben biraz gezmeye çıkacağım.
YOKSUL NİNE: Çık kediciğim.
MİSKİN KEDİ: Çıkacağım ama kapının çalınmasını bekliyorum.
YOKSUL NİNE: Neden?
MİSKİN KEDİ: Arkadaşım Saraylı Kedi gelecek. Beni saraya götürecek. Orada belki süt de, et de verirler bana. Biracık beslensem iyi olacak. Sıskalıktan kurtulurum belki.
YOKSUL NİNE: Belki miskin kediciğim.
MİSKİN KEDİ: Nine…
YOKSUL NİNE: Efendim çocuğum.
YOKSUL NİNE:
MİSKİN KEDİ: Nine hani senin sözünü ettiğin şu sıka mankenler var ya?
YOKSUL NİNE: Var… Ne olmuş?
MİSKİN KEDİ: Söyle onlara da, bir an önce saraylı bir kedi arkadaş edinsinler.
YOKSUL NİNE: Ne yapacaklar ki saraylı arkadaşı?
MİSKİN KEDİ: Yer içer, sıskalıktan kurtulurlar.
YOKSUL NİNE: Aşk olsun sana kediciğim.

KAPIYA VURLUR.

MİSKİN KEDİ: Aha! Kapı vuruluyor! Arkadaşım geldi. Gidiyorum ben nine.
YOKSUL NİNE: Gidiyorsun ha… Gel son bir defa daha öpeyim, okşayayım, seveyim seni. Rahatlığa alışırsan geri dönmezsin. Son kez öpmedim diye pişman olurum o zaman.
SARAYLI KEDİ: (Dışarıdan sesi duyulur.) Miyaaav, Mi-yaaav…
MİSKİN KEDİ: (Seslenir.) Geliyorum geliyorum. Ya da sen gel. Gel de seni ninemle tanıştırayım.
SARAYLI KEDİ (Girer.) Ninen bu mu?
MİSKİN KEDİ: Bu?
SARAYLI KEDİ: O da senin gibi zayıf.
MİSKİN KEDİ: Öyle…
SARAYLI KEDİ: Yiyecek bulsa kendisi yer. Seni nasıl besleyecek? Gel kardeşim, gel benimle sen. Gemisini kurtaran kaptan.

IŞIKLAR SÖNER. IŞIKLAR SÖNÜNCE KEDİLER DEKORU DEĞİŞTİRİR. ORTAMI SARAY SALONUNA DÖNÜŞTÜRÜR.

IŞIKLAR YANDIĞINDA SARAYLI KEDİYLE MİSKİN KEDİ SAHNEYE GİRER.
ONLARI SARMAN KARŞILAR.

SARAYLI KEDİ: Selâm Sarman!
SARMAN KEDİ: Selâm Saraylı. Nereden böyle?
SARAYLI KEDİ: Hiç, kentte dolaştım biraz.
SARMAN KEDİ: (Miskin Kediyi gösterir.) Bu kim?
SARAYLI KEDİ: Bu mu? Bağışla, tanıştırmayı unuttum. Miskin Kedi, Sarman. Sarman, Miskin kedi.
MİSKİN KEDİ: Tanıştığıma memnun oldum efendim.
SARMAN KEDİ: Ben olmadım. Çek patini, çek. Tokalaşırsam uyuzun bulaşabilir bana.
MİSKİN KEDİ: Ben uyuz değilim efendim. Ninem çok iyi bakar bana. Her gün banyo yaptırır.
SARMAN KEDİ: Banyo yapmış halin buysa, yapmamışın nasıldır kim bilir?
SARAYLI KEDİ: Neyse, izninle Sarmancığım. (Miskin Kediye) Yürü miskinciğim.

YÜRÜRLER. KARAKEDİ ÇIKAR KARŞILARINA.

KARA KEDİ: Ooo… Saraylı. Bu çekirgeyi neren buldun.
SARAYLI KEDİ: Ne çekirgesi. Kedi o. Arkadaşım Miskin Kedi.
KARA KEDİ: Kedi mi? Tuhaf! O kadar zayıf ki, çekirge sandım.
MİSKİN KEDİ: Ben Çekirgeye benziyorsam sen de domuza benziyorsun.
KARA KEDİ: Aman Tanrım! Neler söylüyor bu! Şiddetle protesto ediyorum seni!
SARAYLI KEDİ: Gidelim Miskin…
KARA KEDİ: (Arkalarından) Bana domuz dedi! Domuz dedi bana! (Kendi kendine) Domuz kötü bir şey mi acaba?
MİSKİN KEDİ: Bütün arkadaşların böyle kendini beğenmiş mi?
SARAYLI KEDİ: Boş ver onları sen.
MİSKİN KEDİ: Hepsi de şişko…
SARAYLI KEDİ: Ayıp şişko deme. Obez de…
MİSKİN KEDİ: Obez ha! Obez obez… Neden böyleler bunlar? Hepsi top gibi.
SARAYLI KEDİ: Aşırı beslenmekten…
MİSKİN KEDİ: Burada kalsam ben de onlar gibi mi olurum?
SARAYLI KEDİ: Öyle…
SARAYLI KEDİ: Hım? ..
MİSKİN KEDİ: Şimdi bunu düşünme. Gel, mutfağa gidip bir şeyler atıştıralım.

YÜRÜRLER, PAMUK KEDİ ÇIKAR KARŞILARINA.

PAMUK KEDİ: Nereden gelip nereye gidersin böyle saray güzeli?
SARAYLI KEDİ: Arkadaşıma evimizi gösteriyorum.
PAMUK KEDİ: Çok ayıp. Saraya ev denir mi?
SARAYLI KEDİ: Saray dersem böbürlenmiş olurum. O zaman da arkadaşıma karşı ayıp etmiş olurum.
PAMUK KEDİ: Ne ayıp olacak canım. Elbette böbürleneceksin. Sen bir Saraylısın. Harabelerin yaban gülü değilsin.
MİSKİN KEDİ: (Saraylı Kediye) Beni mi kasdediyor bu?
PAMUK KEDİ: (Miskin Kediye) Seni kastediyorum, ne var?
SARAYLI KEDİ: (Pamuk Kediye) Ayıp ediyorsun Pamuk Kedi.
PAMUK KEDİ: Hiç de ayıp etmiyorum. Herkes haddini bilmeli, yerini bilmeli. “Bir sokak kedisiyim ben. Sarayda ne işim var? ” diyebilmeli arkadaşın.
SARAYLI KEDİ: Lütfen böyle konuşma Pamuk. Benim konuğum o.
PAMUK KEDİ: Sen de çok tuhafsın valla Saraylı. Ananı atanı bilmesem senin de sokaktan geldiğimi düşüneceğim.
SARAYLI KEDİ: Neyse izninle… Gel Miskinciğim.
PAMUK KEDİ: (Arkalarından) Adı Miskin ha! Tam kendine göre bir adı varmış. (Kahkahayla güler.) Hah ha ha…

YÜRÜRLER, PAMUK KEDİ ÇIKAR KARŞILARINA.

VAN KEDİSİ, SİYAM KEDİSİ, ANKARA KEDİSİ BİR KÖŞEDE MİYAVLAŞMAKTADIR.

VAN KEDİSİ: Dün sarayın marketinde bir elbise gördüm, bayıldım valla miyav.
SİYAM KEDİSİ: Sonra nasıl ayıldın miyav?
VAN KEDİSİ: Ne kadar salaksın miyav. Öyle bayılma değil canım.
SİYAM KEDİSİ: Haaa… Miyav…
ANKARA KEDİSİ: Ben bir kırmızı kurdele gördüm. Şu anda sizin de başımda gördüğünüz kurdele. Hemen kapıp aldım. Nasıl, güzel değil mi?
VAN KEDİSİ: Güzel güzel…
SİYAM KEDİSİ: Ben şapka delisiyim arkadaş. Bin tane şapkam olsa dahası yok mu derim.
ANKARA KEDİSİ: Ben ayakkabı delisiyim. Gardrobumda onlarca ayakkabım var.
VAN KEDİSİ: Sen ayakkabılarını gardropta mı saklıyorsun?
ANKARA KEDİSİ: Yok canım ayakkablıkta…
VAN KEDİSİ: Haaa…

SARAYLI KEDİ İLE MİSKİN KEDİ SAHNEDE TURLAR.

MİSKİN KEDİ: Bunlar kim?
SARAYLI KEDİ: Van Kedisi, Ankara Kedisi, Siyam Kedisi derler onlara. İşleri güçleri giyinip kuşanmak sonra da bunlarla övünmektir.
MİSKİN KEDİ: Tanıştırmayacak mısın beni onlarla?
SARAYLI KEDİ: Yok, bulaşmayalım şimdi bunlara. Bir saat kafanı ütülerler.
MİSKİN KEDİ: Kafa ütülenir mi?
SARAYLI KEDİ: Bunlar kafayı da ütüler, popoyu da…
PRENSES: (Girer) aman, bu sarayın da tadı iyice kaçtı ha! Her taraf kedilerle doldu.
SARAYLI KEDİ: Gel prensesin yanından geçelim. Bak bakalım hayatında böyle güzel bir kız gördün mü? (Prensese sürtünür.
PRENSES: (Ayağıyla iter) Çekil ayak altından tombalak şey.
SARAYLI KEDİ: Tamam Prensesim, hemen çekiliyorum.
KRAL: Ne o sevgili prenses kızım? Tombak kediler seni rahatsız mı ediyor? Eğer öyleyse söyle, hemen kuyruklarını kestireyim onların.
KRALİÇE: Kulaklarını da kestir Kral kocacığım. Geçen gün bunlardan biri elimi tırmaladı.
KRAL: Vay köftehor kedi vay! Hangisiydi, söyle de onu köpeklere yem edeyim.
KRALİÇE: Ne bileyim hangisiydi? Şimdi aklımda kalmadı.

MİSKİN KEDİ: Bu sözünü ettikleri kedi sen değilsin, di mi Saraylı arkadaşım.
SARAYLI KEDİ: (Fısıldar) Kimse duymasın ama bendim.
MİSKİN KEDİ: Eyvah! Gitti desene senin o güzelim kuyruğun.
SARAYLI KEDİ: Yok canım…
MİSKİN KEDİ: Kulakların? Kulaklarımı mı keserler! Ah, yazık olur o tatlı kulaklara.
SARAYLI KEDİ: Bunların esip gürlediğine bakma. Bir şey yapmazlar.
MİSKİN KEDİ: Umarım öyledir. Peki, neden tırmaladın ki onu?
SARAYLI KEDİ: Ayağına sürtünmüştüm. Beni sevsin, diye. Ama o sevmedi. Seveceğine belime öyle bir tekme savurdu ki, canımı kurtarmak için tırmalamaktan başka çare göremedim. Neyse kapatalım bu konuyu. Ciğer nasıl?
MİSKİN KEDİ: Harikulade. Hayatımda hiç bu kadar lezzetli bir şey yememiştim.
SARAYLI KEDİ: Gör bak; daha neler yiyeceksin, neler… Gel benimle, mutfağa gidelim… (Sahneden çıkmaya davranır.) Gidelim diyordum ama aşçıbaşı arabasındaki yemek tenceresiyle buraya geliyor. Şöyle yanda duralım da biraz çöplenelim.
AŞÇIBAŞI: (Girer, seslenir.) Yemek geldiii… Yemek geldiii… Kedilerin yemek saati…
SARAYLI KEDİ: Bugün listede ne var Aşçıbaşı?
AŞÇIBAŞI: Zıkkımın kökü var.
MİSKİN KEDİ: Zıkkım mı? Zıkkım zehir değil mi? Zahir yenir mi?
SARAYLI KEDİ: Şaka yapıyor canım. Kokusuna bakarsan bugün yemekte ciğer haşlama var. Şahsen ben bayılırım ciğer haşlamaya. Sen bayılmaz mısın Miskin kardeş?
MİSKİN KEDİ: Nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum ki.
SARAYLI KEDİ: Yiyince öğrenirsin.
AŞÇIBAŞI: (Birer tabak verir onlara.) Buyurun, zıkkımlanın bakalım haytalar… Yürür.)
MİSKİN KEDİ: Bize mi söylüyor bunu?
AŞÇIBAŞI: (Durur, döner yanıt verir. Kızgındır.) Size söylüyorum! Hepinize söylüyorum! Saraydaki bütün kedilere söylüyorum!
MİSKİN KEDİ: Hayta ne ki?
AŞÇIBAŞI: Hayta işe yaramaz şey demektir. Asalak böcek demektir. Hayata hiç bir şey katmayan. Yiyip içip yatan demektir. (Yürür.)
MİSKİN KEDİ: Üf… Amma kötü şeyler söyledi. Bu hakaretlere nasıl katlanıyorsunuz Saraylı kardeşim?
SARAYLI KEDİ: Ne yapalım, karnımızı doyuran o. Dur ben gönlünü hoş ederim şimdi onun.
MİSKİN KEDİ: Nasıl?
SARAYLI KEDİ: Ayağına sürtünerek… İnsanlar kedilerin ayaklarına sürtünmelerinden hoşlanırlar.
MİSKİN KEDİ: Buranın sahibi bu aş dağıtan adam mı?
SARAYLI KEDİ: Hayır, o aşçıbaşı. Ücretli bir hizmetkâr. Sarayın sahibi Kraldır.
MİSKİN KEDİ: Hani şu deminki çirkin kıza prenses kızım diyen adam mı?
SARAYLI KEDİ: (Fısıltıyla) Aman yavaş konuş. Bir duyacak olurlarsa kuyruklu girdiğin saraydan kuyruksuz çıkarsın.
MİSKİN KEDİ: Yapma ya…
SARAYLI KEDİ: Gerçek bu. (Fısıltıyla) O nedenle, bunlara çirkin de olsalar güzel diyeceksin. Anladın mı?
MİSKİN KEDİ: Anladım. Demek güzel kıza “prensesim” diyen keçi sakallı adam kral ha!
SARAYLI KEDİ: (Fısıltıyla uyarır.) Ne biçim konuşuyorsun! Kulakların sana fazla geldi galiba.
MİSKİN KEDİ: O adama keçi sakallı diyemeyecek miyim?
SARAYLI KEDİ: Tabii demeyeceksin.
MİSKİN KEDİ: Ama sakalları keçininkilere benziyor.
SARAYLI KEDİ: Benzesin… Sen daha güzel bir şeye benzet.
MİSKİN KEDİ: Tamam… Şimdi bu nur yüzlü, ak sakallı yakışıklı bay kral mı oluyor?
SARAYLI KEDİ: (Fısıltıyla) Aferin çabuk kavradın işi. (Yüksek sesle) Evet, ak sakallı yakışıklı bay kralımız oluyor. Onun demin seslendiği de güzel kız Prenses hanımdır. Kendisinden sonra bu sarayda en çok güzel Kraliçe ile güzel prensesin sözü geçer.
MİSKİN KEDİ: Ben sürtünecek olsaydım, böyle güzel bir prensesin ya da kraliçensin ayağına sürtünürdüm.
SARAYLI KEDİ: Aferin, iyi öğrendin işi.
MİSKİN KEDİ: Aşçıbaşı da kim oluyormuş!
SARAYLI KEDİ: Peh peh peh… Ne kadar yağ yaparsan, o kadar iyi doyarsın.
SARAYLI KEDİ: Ben de isterim bunu ama olmuyor işte. Aslına bakarsan onlar da az zalim değiller ha…
MİSKİN KEDİ: Pıst pıst, yavaş konuş.
SARAYLI KEDİ: Sahi! Birden ben de kaybettim kendimi.
MİSKİN KEDİ: İkisi de zalim ha!
SARAYLI KEDİ: Hem de ne kadar. Şahsen az tekmesini yemedim onların da.
MİSKİN KEDİ: Yahu bu sarayda hayvan sevgisi nedir bilen yok mu?
SARAYLI KEDİ: Olmaz olur mu? Hayvanları sevmeseler böyle etlerle sütlerle beslerler mi bizi?
MİSKİN KEDİ: Olmaz olsun böyle sevmek. Kaşıkla veriyor, sapıyla gözünüzü çıkarıyorlar. Benim ninem hiç böyle yapmaz. Nesi var nesi yoksa kendisi yemez, bana yedirir. Yine de bana bir fiske vurduğunu hatırlamam.
SARAYLI KEDİ: Ne bileyim, bizimkiler böyle işte. Gel, mutfağa gidelim de bir şeyler daha atıştıralım. Burnuma haşlama et kokuları gelmeye başladı.
MİSKİN KEDİ: Yok, var ol… Mutfağa gelmeyeyim ben. Bak saraylı kedi arkadaşım, dinle beni. Her şey bol ama bir şey eksik burada.
SARAYLI KEDİ: Ne eksik?
MİSKİN KEDİ: Sevgi. Size her şeyi veriyorlar ama bir şeyi vermiyorlar.
SARAYLI KEDİ: Neyi?
MİSKİN KEDİ: Sevgiyi…
SARAYLI KEDİ: Ne yapayım ben sevgiyi? Karnım doyuyor, besleniyorum ya…
MİSKİN KEDİ: Yok arkadaş, ciğersiz, etsiz, sütsüz yaşayabilirim ama sevgisiz yaşayamam ben. Haydi hoşça kalın. Sarayınız başınıza yıkılsın. Gitmeden vedalaşayım şu öbür saray kedileriyle de. (Kedilerin üstüne yürür.) Sizi gidi yağcılar… Sizi gidi kişiliklerini bir lokmaya satanlar… Al sana! Bu senin hakkın Sarman kedi. (Patisiyle vurur.)
SARMAN KEDİ: Ay ay ay… Miyav… Ne oluyor bu sokak kedisine be!
MİSKİN KEDİ: Al sana da bir sokak kedisi armağanı Karakedi. (Patisiyle vurur.)
KARAKEDİ: Ah, canım yandı. Git oradan uyuz kedi. (Patisiyle vurur.)
MİSKİN KEDİ: Uyuz kedi ha! Al sana, al sana da bir uyuz kedi patisi Pamukçuğum. (Patisiyle vurur.)
PAMUK KEDİ: Kudurmuş galiba bu. Yakalayın şunu.
VAN KEDİSİ, SİYAM KEDİSİ, ANKARA KEDİSİ: Ne oluyor buna?
MİSKİN KEDİ: Sizin hakkınızı unuttum sanmayın sevgiyi unutan kediler. (Patisiyle vurur.) Bu da size.
VAN KEDİSİ: Sevgi mi?
SİYAM KEDİSİ: Sevgi mi?
ANKARA KEDİSİ: Sevgi mi?
MİSKİN KEDİ: Sevgi ya, sevgi…
VAN KEDİSİ, SİYAM KEDİSİ, ANKARA KEDİSİ: O da ne?
MİSKİN KEDİ: Sevgi… Dünyadaki en önemli besin! Et yemezsem ölmem ama sevgisiz yaşayamam ben. (Seslenir) Nine! Geliyorum, bekle beni. Aç kucağını nine, sev beni! Çanaktaki suya ıslanmış kuru ekmek duruyor değil mi? (İzleyenlere eliyle öpücükler dağıtarak salonun sonuna kadar koşar.)

YAZARIN NOTU:
Oyunun değerlendirilmek istenmesi halinde bilgilendirilmeyi rica ediyorum.
Telefon: 0505 553 47 44 – 90 342 231 16 18
İleti: fev27mynet.com
FEVZİ GÜNENÇ
 

Fevzi Günenç

 
SİZCE BU ŞİİR NE HAKKINDA Şiiri Etiketleyin Nedir?


(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir. A. Sınıf Tiyatrosu Kısa Oyunlar: 34 Miskin Kedi adlı şiirde hata varsa lütfen buraya tıklayarak bize bildiriniz..
 
 
 
 
Bu şiiri Antolojim'e ekleyeceğim
Bu şiiri bir arkadaşıma göndereceğim
E-kart olarak gondereceğim
Şiire puan vereceğim

puan
5.9 10
(22 kişi)

 

yaz | oku

 

Facebook'ta
Bu Şiiri Paylaş
 
 << Önceki ŞiirFevzi Günenç ŞiirleriSonraki Şiir >> 
A. Sınıf Tiyatrosu Kısa Oyunlar: 34 Miskin Kedi Şiiri Hakkında;
 
Bu şiir ile ilgili düşüncenizi paylaşın:

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
 Bu Şairlerimizi Okudunuz mu? (bu da ne?)
Sadri Haşimoğlu
Emrullah Doğan
Mehmet Sönmez
Ogün Emir Yayla
Ömer Mirza 2
Tufan Cihan
Metin Beyazlı
Avni Temiz
 Bu Şiirimizi Okudunuz mu?
Ayaz Keskini Bıçak (Aynur Sultan)
 TOP 100 Şiirler
1  Beklenen..  (Necip Fazıl Kısakürek)
2  Ben Sana Mecburum..  (Attila İlhan)
3  Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı..  (Victor Hugo)
4  Bence Şimdi Sen de Herkes Gibisin..  (Nazım Hikmet Ran)
5  Anlatamıyorum..  (Orhan Veli Kanık)
6  Hasretinden Prangalar Eskittim..  (Ahmed Arif)
7  Ayrılık Sevdaya Dahil..  (Attila İlhan)
8  Kaldırımlar 1..  (Necip Fazıl Kısakürek)
9  Sakarya Türküsü..  (Necip Fazıl Kısakürek)
10  Ben Senden Önce Ölmek İsterim.....  (Nazım Hikmet Ran)
» Tüm Top 100 Şiirler
 Konularına Göre Şiirler
Aile
Barış
Kadın
Allah
Bebek
Mutluluk
Ankara
Doğum Günü
Ölüm
Anne
Dostluk
Özlem
Asker
Gurbet
Savaş
Aşk
Hasret
Sevgi
Atatürk
Hayat
Sitem
Ayrılık
İhanet
Vatan
Baba
İstanbul
Zaman
 Günün Şiiri
Burda Bir Xalq Uyuyur (Emin Piri)
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2014. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu.
Şu anda buradasınız: A. Sınıf Tiyatrosu Kısa Oyunlar: 34 Miskin Kedi Şiiri - Fevzi Günenç

Antoloji.com
01.10.2014 13:18:28  #.234#
[1438051]
  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Nedir  » Gruplar  » E-Kart  » Sinema  » Haber  » İletişim
 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İnsan Kaynakları   » İletişim   » Seçim  
[Hata Bildir]

#1438051 ##17490